- Demokratik toplum, sadece doğru teoriyi tekrarlamakla kurulmaz. Alevilerde oluşan kaygıyı küçümsemek, imzacıları tasnif etmek veya niyet okumak yerine onları dinlemek gerekir.
- Paradigma, farklılıkların özgür birlikteliğini esas alıyor. Yöntemi; rıza, diyalog, eleştiri ve karşılıklı anlamadır. Alevilerin acılarını ve taleplerini tanımayan bir demokratik cumhuriyet olamaz.
- Kapalı ve eksik bilgi ortamı, teyit edilmemiş metinlerin gerçek tutanaklar yerine geçmesini kolaylaştırıyor. Süreç, sadece devlet ile Hareket arasındaki görüşmelerden oluşamaz.
HASAN AĞAÇ
Barış ve Demokratik Toplum Süreci, yalnızca Kürtler ile devlet arasında yürütülen teknik bir silahsızlanma meselesi değildir. Öyle anlaşılırsa hem Önder Apo’nun geliştirdiği demokratik toplum perspektifi daraltılmış olur hem de tarihsel toplumsal sorunların gerçekliği gözden kaçar. Son günlerde Alevilik üzerinden yürütülen tartışma, bunun çarpıcı bir örneğidir.
Önce bir gerçeği yerine oturtmak gerekir. Doğrulanmamış bir 'metin'deki cümleyi, Önder Apo’nun kesin görüşüymüş gibi alıp üzerine siyasal ve ideolojik değerlendirme kurmak, en başta hakikatin yöntemine aykırıdır. Öyledir diye mesele kapatılamaz, çünkü Alevilerin duyduğu tarihsel kaygıyı “manipülasyon” deyip geçmek de doğru değildir. Yavuz döneminden Koçgirî’ye; Dêrsim’den Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi’ye uzanan ağır bir tarihsel bellek vardır. Alevi kurumlarının, bugün eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü, laiklik ve kendi kimliğiyle var olma taleplerindeki ısrarı, bu tarihsel deneyimin sonucudur. Nitekim Alevi kurumlarının son açıklamalarında da toplumsal barışın, ancak farklı kimlik ve inançların birbirine hükmetmeden eşit biçimde tanınmasıyla kurulabileceği vurgulanıyor.
Tam da burada Önder Apo’nun paradigmatik ölçüsü belirleyicidir. Çözümü, bir inancın diğerine üstünlüğünde değil, kültürlerin ve inançların kendi varlıklarını koruyarak demokratik entegrasyon temelinde birlikte yaşayabilmesinde görüyor. Sünni ve Şii devletçi geleneklerin aşılmasıyla halklar arasında özgür birlikteliğin mümkün olacağını da açık biçimde ortaya koyuyor. Bu yaklaşım, demokratik ulusun özüdür.
Demokratik ulus, Kürtleri Türklerin içinde; Alevileri Sünnilerin içinde; Süryanileri, Ermenileri, Êzîdîleri veya başka bir toplumu çoğunluğun içinde eritme projesi değildir. Farklılıkları koruyarak ortak siyasal ve toplumsal yaşam kurmanın biçimidir. Bir taraf diğerine benzetiliyorsa bunun adı demokratik entegrasyon değil, asimilasyondur. Bunu farklı dil, din ve mezheplerin özgür, eşit ve gönüllü birlikteliği olarak tarif ediyor. Demokratik cumhuriyetin, bütün farklılıkların yerel ve demokratik haklarını güvenceye alması gerektiğini; yerel demokrasiyi tanımayan bir anayasal düzenin demokratik sayılamayacağını belirtiyor.
O halde Alevilik tartışmasını “kim kime karşıdır?” düzleminden çıkarmak gerekir. Aleviler, Kürt sorununun demokratik çözümünün rakibi değildir. Kürtlerin özgürlük talebi de Alevilerin tarihsel hafızasını tehdit eden bir talep değildir. İki toplumsal gerçekliğin karşı karşıya getirilmesi, demokratik toplum düşüncesinin temel mantığına terstir. Aynı merkeziyetçi ve tekçi devlet zihniyeti, tarih boyunca Kürt'ü ve dilini inkâr ederken Alevinin inancını da görünmezleştirmeye çalıştı. Kürt’ten “tek ulusal kimliğe” dönüşmesini; Aleviden de egemen inanç kalıbına uyum sağlamasını istedi. Bu nedenle iki toplumsal hafıza arasında karşıtlık üretmek yerine, onların tekçilik karşısındaki ortak demokratik deneyimini görmek gerekir.
Burada Özgürlük Hareketi'ne düşen bir sorumluluk da vardır. Demokratik toplum, sadece doğru teoriyi tekrarlamakla kurulmaz. Alevi toplumunda oluşan gerçek kaygıyı küçümsemek, imzacıları tasnif etmek veya niyet okumak yerine dinlemek gerekir. Paradigma, farklılıkların özgür birlikteliğini esas alıyor. Bunun öngördüğü yöntem; rıza, diyalog, eleştiri ve karşılıklı anlamadır.
Kapalı ve eksik bilgi ortamı, teyit edilmemiş metinlerin, gerçek tutanaklar yerine geçmesini kolaylaştırıyor. Bu, bize daha genel bir ders de veriyor. Barış ve Demokratik Toplum Süreci, sadece devlet ile Hareket arasındaki görüşmelerden oluşamaz. Aleviler, kadınlar, emekçiler, Kürtler, Türkler, Ermeniler, Süryaniler, Êzîdîler, inançlılar, inançsızlar ve bütün toplumsal farklılıklar, sürecin gerçek öznesi haline gelebilmeli. Önder Apo’nun “Aleviler bu sürecin tam kalbindedir” yaklaşımının anlamı da burada aranmalıdır. DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu, 1 Eylül’de yaptığı açıklamada bu yaklaşımı hatırlatarak Alevileri kalıcı barışın ve demokratik toplumun kurucu öznelerinden biri olarak tanımladı.
Dolayısıyla bugünkü tartışmaya verilmesi gereken cevap, bir savunma refleksi değildir. Bir halkın acısı, diğer halkın özgürlüğünün karşısına konulamaz. Bir inancın tarihsel hafızası, başka bir halkın demokratik haklarını tehdit olarak görmeye zorlanamaz. Alevilerin tarihsel acılarını ve eşit yurttaşlık taleplerini tanımayan bir demokratik cumhuriyet olamaz. Kürt halkının dilini, kimliğini ve siyasal iradesini tanımayan bir demokratik cumhuriyet de olamaz. Hakikat ikisini birbirine karşı seçmekte değil, her ikisinin de kendi kimliğiyle özgür yaşayabileceği toplumsal ve hukuki düzeni kurmaktadır.
Bana göre bugün özellikle korunması gereken ölçü şudur: Demokratik ulus, farklılıkların susarak yan yana durması değildir; birbirinin hakikatini tanıyarak, hiçbirinin diğerine dönüşmek zorunda kalmadığı özgür ortak yaşamdır.