Son iki yüzyılda Ortadoğu’da kısmi ‘barış’ dönemleri hariç yaşanan hep savaş oldu. Şimdi herkes yaşanan bu savaşın nasıl ve ne zaman biteceğini tartışıyor.
Biliniyor, Ortadoğu’da mevcut sorunların kaynağında I. Dünya Savaşında çizilen siyasi harita ve ulus devletler var. Kürt sorununun kaynağında da bu var. Bu, Sykes-Picot aklıyla zamanın egemen güçleri İngiltere ve Fransa tarafından yüzyıl boyunca sorun ve savaşlar olsun diye kurgulandı.
Avrupa’da Versailles, Ortadoğu’da Sykes-Picot ikiz bir rol oynadı. Versailles için Avrupa’da “barışa son veren barış” denildi ve sonuç olarak II. Dünya Savaşına yol açtı. Sykes-Picot’la sırf geçen yüzyıl değil, yol açtığı III. Dünya Savaşıyla yeni yüzyıl da kurgulamak isteniyor.
I.Dünya savaşında kurulan bölgenin ulus devletleri şimdiye dek içte kendi halklarına, dışta da birbirine karşı savaştılar. İktidar uğruna emperyal güçlere işbirlikçilik yaparken, kendi toplumlarına da düşmanlık yaptılar. Önlerine konulan görev buydu. Saptılarsa cezasını ağır ödediler.
Bunun yanında bir de İsrail’in “hegemonik çekirdek” olarak kurgulanması var. Sykes-Picot’la bölgede kurulan ulus devletleri denetlemek ve dizayn etmek için buna ihtiyaç vardı. Yoksa çıkarlarını garantiye alamazlardı.
Bu kurgu ve planlar hala işliyor. Fakat bir yüzyıl bitti, ikincisini başlattılar. İsrail’de Rusya ve ABD buluşması sonrasında ikinci ‘yüzyıl' planını bizzat Trump açıkladı. Fakat baş aktörler bu sefer İngiltere-Fransa yerine Amerika ve Rusya’dır. İçinde tam olarak ne var ve nasıl sonuçlanacak, henüz izah ve zaman istiyor, ama eski haliyle 1916 Sykes-Picot ve 1923 Lozan’ın sona erdirildiği görünüyor.
Açığa çıkan şu ki, bölge dışta ABD-Rusya ve diğer emperyal güçlere, içte de İsrail’e göre yeniden şekillendiriliyor. Karşı çıkanlarsa ya yıkılıyor ya da teslim alınıyor. Nitekim İran ve Türkiye hariç hepsini ya yıktılar ya da teslim aldılar. Fakat Türkiye ve İran da hal edilecek. İran'a başladılar bile. Bu her iki ulus devletin savaşı dışarı taşıması kurtuluş değil, tersine yıkımını hızlandıracak.
Nasıl ki I. yüzyılı İran ve Osmanlı imparatorluklarını yıkarak kurguladılarsa, II. yüzyılı da yine Fars ve Türk ulus devletlerini yıkarak veya teslim alarak kuracaklardır. Büyük ihtimalle İsrail’in hedeflediği egemenlik ve güvenlik de bunu gerektiriyor. Yanı bu iki ulus devletin Şia ve Sünni damara oynaması ve savaşı dışarı taşırmaları sonucu belki uzatır, ama değiştirmez.
Buradaki soru şudur, bu plan “savaşa son veren savaşla mı ya da savaşa son veren barışla mı” sonuçlanacak? Şimdiye kadar yıkımla uğraştılar, henüz inşaya başlamadılar. Öğle anlaşılıyor ki, İran ve Türkiye’yi de hal etmeden nihai bir inşaya başlamayacaklar. Bu ise savaşın daha da şiddetlenmesi, uzaması, yıkım, kaos, işsizlik, açlık ve sefaletin artması olacaktır.
Ama sorun şu ki, bölge, emperyalist devlet veya kapitalist modernite ve hegemonik çekirdek İsrail’in siyasi, ekonomik ve kültürel çıkarlarına göre yeniden tasarlanırken, mevcut sorunlar nasıl çözülecek? Genelde İsrail-Arap, özeldeyse Filistin, İsrail ve yine Arapların bölünmüşlük sorunu nasıl çözülecek? İran ve Türkiye bölünmeden demokratikleşecek mi, Kürtlerle sorunlarını demokratik ve barışçıl yoldan çözecekler mi? Dörde parçalatılmış Kürdistan ve Kürtlere yeni yüzyıl planında biçilen rol nedir? Küçük bir ulus devletçik mi, yoksa demokratik konfederasyon, federasyon ve özerklik mi?
Yine Başûr ve Rojava'da ortaya çıkan iki model var. Bu Kürt model ve sistemlerin, bir, kendi aralarında ki ilişki ve birliği, iki, İsrail ve dış hegemonik güçlerle ilişki ve ittifakı ve üç, sömürgeci güç ve devletlerle, yanı İran ve Türkiye ile ilişki ve düşmanlıkları ne olacak, nasıl gelişecek?
Kısaca birinci yüzyılda bilerek yaratılan Kürt ve bölge sorunları, ikinci yüzyılda da bilerek devam mı ettirilecek yoksa çözülecek mi? II. Dünya Savaşı sonrası Avrupa’da sağlanan barış ortamı, bugün yaşanan III. Dünya Savaşı sonrası bölgede de sağlanacak mı? 19. Yüzyılda monarşi imparator ve devletler restore edilemediği için I. ve II. Dünya Savaşları yaşandı. Bugünse bölgenin ulus devletçikleri restore edilemediği için III. Dünya Savaşı yaşanıyor. Sonuç bölge ve dünya halklarını rahatlatacak yeni bir Avrupa mı olacak, yoksa yeni anti-demokratik kurgu, plan ve artırılan ulus devletçiklerle dünyayı mahvedecek sonu gelmeyen yeni savaşlara mı yol açılacak?
Bugün ulaştığı güç ve imkânlarla Kürtler bölgede önemli bir aktör haline gelmişken, özellikle de Rojava’da kurdukları demokratik-ekolojik ve halkçı model ve sistemle tüm dünya halkları nezdinde büyük bir etki ve perestij kazanmışken, Türkiye ve İran’ın eskisi gibi anti-Kürt ittifakını sürdürmesi mümkün mü? Irak ve Suriye'de parçalanmış olan bu ittifakın sırf Türkiye ve İran üzeri Şii ve Sünni faşist İslamcı çetelerle işbirliği içinde yürütülmesi başarılı olur mu? Tabi ki birçok nedenle olmayacak.
Bugün Kürlerin hem ulusal devlet hem de demokratik toplum anlamında etkin ve dinamik bir güç, demokratik bir model ve sistem haline geldikleri Ortadoğu denkleminde bu eski ve geride kalmış anti-Kürt ittifakların başarı şansı kalmamıştır. Bu tür ittifakların temelinde Kürtsüz ve Kürdistansız bir sistem işbirlikçiliği yattığı için birçok nedenle kapitalist modernite sistem güçleri tarafından da kabul edilmez. Özellikle İsrail ve ABD’nin ve Rusya’nın da işine pek gelmez. Gelseydi bu güçler Başûr ve Rojava’da Kürt güçleriyle böyle çok boyutlu siyasi, askeri ve ekonomik ittifak ve ilişkiler kurmazdı. Kısaca bu anti-Kürt ittifak ile işbirlikçiliğe karşılık Kürtsüz-Kürdistansız politika şansı bitmiştir.
Kaldı ki daha şimdiden Başûr Kürt ulus devletini Türkiye ve İran, PKK ve KCK'yi tasfiye amaçlı da olsa kabullenmiştir. Şimdi karşılarına bir de Rojava çıktı. Türkiye her seferinde “Irak’taki hatayı Suriye’de yapmayacağız” dese de, sonuçta Rojava’yı da tanıma dışında bir şansı yok. İran için de böyledir. Tüm işgal, saldırı ve tehditlere rağmen ABD ve Kürt, Rusya ve Kürt ittifak ve ilişkilerinin bitmemiş olması bunu gösteriyor. Bunu Arap ve Avrupa üzeri giderek başka ittifak ve ilişkilerin takip etmesi de gündemdedir. Kürtler her iki parçada ulaştıkları güç ve pozisyonlarını koruyup büyütürlerse benzer gelişmeler hem artacak hem de rayına oturacaktır.
Büyük ihtimalle Kürdistan'da Rojava’ın demokratik toplum modeli ile Başûr’un ulus devlet modeli iç içe ve belli bir uzlaşma temelinde geliştiği oranda ABD, Rusya ve diğer dış güler tarafından desteklenecektir. Böylece belki Ortadoğu modern tarihinde ilk kez “demokratik toplum ile ulus devlet erki birlikte önemli bir rol” oynamış olacaktır.
Bu bağlamda Kürtler Afganistan’dan Libya'ya kadar yaşanan savaşların yol açtığı çıkmaz ve acılardan ders çıkarıp cetvelle çizilen sınırlarda ısrar eden ulus devletçi politikaların kanlı-kirli izlerine düşmeden ikili bir sistemi, yanı Rojava’nın demokratik ile Başûr’un kapitalist modernitesini uzlaştırıp yeni bir modernite-sentez başarırlarsa, yeni yüzyıl Ortadoğu’sunda radikal demokrasinin öncü model ve sistem gücü olmayı başarabilirler.
Kürtlerin hiçbir şekilde bu tarihi şans ve rolü kaçırma lüksü yok. Türk devletinin KDP üzeri bunu engelleme çabası yenilmeye mahkumdur. PKK ve diğer demokratik-yurtsever Kürt güçleri ve halk birlikte daha bilinçli ve örgütlü mücadele ettiğinde bu haince saldırıları boşa çıkaracak güçtedir. Türk devletinin Suriye, Irak ve Libya çılgınlığı bundandır. Fakat Vahdettin dönemi bu cambazlıklarla imparatorluğu kurtaramadı, faşist Erdoğan dönemi de başarısızlığa mahkûmdur.
Bölgedeki bu yeni yüzyıl savaşında aynen eskisi gibi Türk, Fars ve Arap ulus devletlerinin kendilerini kuran küresel güçler karşısında şansları yok. “Sizi kurduk ve çıkarlarımıza baltalarsanız yıkarız” diyorlar. Aynen İngiltere’nin Mısır, Suddi-Arabistan ve Yunanistan üzeri Osmanlı ve İran imparatorlarını yıktığı gibi şimdi de ABD yıkıyor. Kafa tutup çıkarlara zarar veren ulus devletçikleri yıkıyor. Zira yeni dünyayı birçok nedenle yeniden bölge üzerinden kurgularken, İran ve Türkiye’nin oyun bozanlığı ve engelleme çabaları sonuç vermeyecektir. Bunda ne kadar ısrar ederlerse savaş o kadar kapılarına dayanıp aynen Irak ve Suriye gibi birçok parçaya bölecektir.
Sonuç itibariyle ortaya çıkan gelişmeler ışığında bakıldığında Ortadoğu’da Kürtlerin ulaştığı siyasi ve askeri güç, bilinç ve örgütleme düzeyi, Kürtlersiz yeni bir sistem-düzenin kurulamayacağını ve mevcut ulus devletlerin de demokratikleşmeden kalamayacağını gösteriyor. Kürtler doğru temelde uzlaşıp birliklerini sağlarsa sırf aktif konumlarını koruyup daha da geliştirmez, bölgedeki savaşların barışa evirilmesinde de dinamik bir rol oynarlar. Bu gerçeği Arap, Fars ve Türk halkları ve demokratik güçleri de görerek Kürtlerle ortak mücadele ederlerse kurtuluş daha erken olur, savaşlar daha erken biter ve özlenen demokratik barışçıl Ortadoğu’ya daha erken ulaşılacaktır.