O; İ-KDP Genel Sekreteri Dr. Qasimlo, Mele Mustafa Barzani, Heverkan Aşiret Konfederasyonu Şefi Haco Ağa, KDP lideri Mesud Barzani ve YNK lideri Celal Talabani gibi Kürt parti liderlerini ve şahsiyetlerini yakından tanıdı. Onlara köyünde sığınak kazdı, aylarca evinde misafir etti. 1950'li yıllarda Baasçıların Irak Başbakanı Abdülkerim Kasım, Saddam Hüseyin ve İran Cumhurbaşkanlarından Beni Sadr, M.Rıza Şah Pehlevi, Ruhullah Musavi Humeyni gibi diktatörleri yakından gördü ve zulümlerine maruz kaldı. En son "Siz bana kaybettiğim kalbimi ve umutlarımı bulup getirdiniz" dediği PKK'lilerle tanıştı ve onlara vasiyetini verdi. 95 yaşında ruhunu sevdalısı olduğu toprağına damıtan Mam Bekir, şimdi hevallerinin yaptığı mezarda huzurla bakıyor gökyüzüne.

Bir insan bir mezara sığabilir, ama bir ölüme sığmaz. Bir ömre sığmayan Mam Bekir, 95'inde bilge bir gülümsemeyle sesini çoğaltıp, genç bir yumruk gibi hevallerinin elini tuttu: "Benim korkum ölmek değil; benim korkum sizi yalnız bırakmaktır" diyerek kendisini bekleyen boynu bükük ölüme gülümsedi ve dağların çocuklarına nöbete durdu. Mam Bekir, bir ölüme sığmadı. Qendîl, Metîna, Behdînan, Ranya, Qesrik, Sîdeka, Golka, Zap, Heftenîn, Xinêre, Xakurkê, Dola Şehîdan, ve Kani Masî'de onun ruhu dolaşıyor. Onun hayatı sarp geçitlerde kanayan bir isyan yarası, kendisinden başka kimseyi ele vermeyen bir şahmaran, birakujîlerde bir siper. Güney-Kuzey hattında bir asma köprü, bir mola durağı, demli ve bol şekerli bir çay. Ötesi yok, görenler söyler; "Ekmeğini toprağa bandırıp yer".
Mam Bekir'e doğru yürüyoruz. Gökyüzünde biçilmiş buğday kokusu dökülüyor üzerimize. Ay tüm çıplaklığıyla karşı tepelerde nöbet tutan gerillaların kilamlarını toplayıp yıldızlara dağıtıyor sanki. Ateş böcekleri ise bir mavzer gözü gibi gecenin kıvrımlarını gösteriyor yolcularına. Patikalar, savaş görmüş patikalar ve teslimiyetten uzak karıncalar yol boyunca kış hazırlığında selamlıyor bizi. Serin ve duru bir gecenin ortasında Qendîl'in Bolê Köyü'ne ulaşıyoruz. Mam Bekir'in evini soruyoruz yaşlı bir köylü kadına. Saygıyla elini uzatıp bize yol veriyor. Kapıda Mam Bekir'in çocukları Muhammed ve Ebubekir karşılıyor bizi. Mam Bekir'in yakın arkadaşı 85 yaşındaki Mam Hasan da bizi ziyarete geliyor. Mam Bekir'in toprak duvarlardaki  fotoğrafları rahat olmamızı sağlıyor. Yine yanı sıra dizilmiş fotoğraf çerçevelerinde Dr. Qasimlo, Mele Mustafa Barzani, Celal Talabani, Abdullah Öcalan, Mustafa Karasungur, Mahsun Korkmaz, Zeynep Kınacı...
Geç saatlere kadar Mam Bekir sohbetimizin konusu. Mam Hasan "PKK'liler buraya geldiğinde Mam Bekir şöyle dedi: Seksen yıl boyunca çok kişiyi misafir ettim. Ama bunlar başka. Kürdistan'ın dört bir tarafından gençler toplanmış. Hiçbiri aşiret lideri değil." Mam Bekir'in şifrelerine oğul Abubekir ek yapıyor: "Babam köyü dolaşarak bize-köylülere şöyle dedi: Evlerinizi terk etmeyin, cola'nın ve beton damların hayranı olmayın. Bu çocuklar (gerilla) sizin çocuklarınız. Balık denizsiz olmaz. Onları yalnız bırakmayın." Komşular, köylüler sesimize geliyor. Topraklı evin uzun odası bir anda genç, yaşlı, kadın ve çocuklarla doluyor. Onlar için Mam Bekir'in evine misafir olmak, Kürdistan'ın izini sürmek gibi bir şey.
Sahur vakti… Yanımdaki, patika yollara düşmek için müsaade istiyor. Kalabalık hep birlikte ayağa kalkarak, "Olmaz! Mam Bekir'in saygısı adına bu gece buradasınız. Sabahleyin Mam Bekir'in liderler için kazdığı sığınakları ve mezarını ziyaret edersiniz" diyorlar. Arkadaşım mahçup bir eda ile yerine oturuyor. Bereketi bol Mam Bekir'in evinde sahur sofrası kuruluyor. Yemekten sonra el ayak çekilmeye başlıyor. Biraz uyumak için fırsatı kollayıp kestirmeye başlıyoruz. Uyanmamızı bekleyen köylüler, İran'ın Qendîl eteklerine askeri yığınak yapmaya başladığından söz ediyorlar ceviz ağacının altında. Gerillanın kutsal bir görev başında olduğunu düşünen köylüler, "oruçlu musunuz?" diye sormadan bize serin sular ikram ediyorlar. Mam Karim ve beraberindekiler; "Hadi Mam Bekir'in sığınaklarına gidelim" diyorlar. 1928 yılında Güney Kürdistan'ın Qendîl sınırları içinde yer alan Bolê Köyü'nde doğan ve 95 boyunca burada yaşayan Mam Bekir'in gerillaya hibe ettiği binbir çeşit meyve bahçesinde erik, dut, kayısı, elma, salatalık, domates ve kekik kopararak ilerliyorum.

Sığınakların dili
Yorgun ve yaralı sığınakların kapısındayız. Kimliği duvarlarda kalan kaçakların, sürgünlerin, katliamların ve isyanların sığınaklarındayız. Ömrü ninniler zamanı kadar uzun çocukların, nefesleri sığınaklara kilitli kadınların tedirginlikleri yükseliyor içeride. "Şurada Qasımlo oturuyordu, şurada Mele Mustafa, Mam Celal şurada çay içti, Mesud Barzani aha şurada uyuyordu, Karasungur şuraya kitaplar dizmişti, hevaller burayı kazarak  genişletti." Hala kalp atışları yankılanıyor duvarlarda. 1957-58 yılları arasında Mam Bekir'in köylülerini toplayarak yaptırdığı sığınaklara o dönem kimse anlam verememişti. Onun ise sürekli tek bir cevabı vardı: "Nerede yaşadığınızı bilseydiniz sığınakları da bilirdiniz" olmuş. İhtişamlı yarınların simyası, duvağı açılmamış gelinlerin yarını ve kuşanmaya hazır gençlerin haritası Mam Bekir. Mam Karim, titrek sesi ve buğulu gözleriyle başını sağa-sola sallayıp kör zamanları işaretliyor. "Abdülkerim Kasım ve Saddam Hüseyin döneminde köyü kurşunladılar. Biz buraya koştuk. Beni  Sadr, Mustafa Kemal, Şah Pehlevi,  Ruhullah Musavi Humeyni`nin teyyareleri aha buralara bıraktı bombaları. Sonra Türkler geldiler, hep bomba attılar. Allaha şükür gerilla bizi hep korudu. Allaha şükür Mam Bekir, bizi bu çocuklarla tanıştırdı. Onları anlattı bize." Güneş tüm hışmıyla  eskimeyen hakikate vuruyordu yüzünü. Zamanın isyanları emzirdiği sığınaklardan, kendimizi aşağıya bırakıyoruz. Kadınlar, genç kızlar, çocuklar ve Mam Bekir'in sırdaşlarıyla Mam Bekir'e koşuyoruz.

Vasiyet
Çevre köylerini birbirine bağlayan bir kavşaktayız. Kavşağın on adım ilerisinde kıblesi sığınaklara bakan ve etrafı demir örgülerle çevrili bir mezar. Çevreye hakim mezarın yanı başında kara bir dut ağacı yapraklarıyla mezara gölge veriyor. Herkes elini kalbine götürerek Mam Bekir'i selamlıyor. Burada, bir insan bir mezara sığabilir, ama bir ölüme sığmaz'ı hatırlıyorum yeniden. Uzun ince bir mezara ne sığabilir ki? Biraz önce, dün ve önceki gün onunla konuşuyorduk. Çocuklar elini mezar taşına sürerek; "Mam Bekir qewet be!"(kolay gelsin) diyerek onun hala çalıştığını düşünüyor. "Mam Bekir neden burada tek başına. Neden köy mezarlığında değil?" diyorum. Mam Bekir'in büyük oğlu cevap veriyor, "Babam 2010 yılında buraya taşındı. Taşınmadan birkaç hafta önce hevalleri ve köylüleri topladı ve onlara vasiyetini verdi. 'Beni hevaller yol çatısına taşısın. Mezarımı siz yapın. Yönüm sığınaklara baksın. Güneş her gün dört tarafımı sarsın. Ona her zaman selam söyleyin. Bir gün aşağıya inerse beni ziyaret etsin. Onu yarattıkları için öpeceğim. Bahçeyi ve bu evi size bırakıyorum. Kavşaktan her geçtiğinizde bana selam verin. Beni yalnız bırakmayın' dedi. Sonra köylülere dönerek; 'Hak ve adalet için bu çocuklara sahip çıkın. Bunlar tüm Kürdistan'ın çocukları. Biri kırılırsa, bilin ki evinizin direği kırılmıştır. Evlerinizi birleştirin, hiçbir aşiretin, bir ağanın, bir şeyhin evi olmasın ki Kürdistan bir olsun.' Sonra tekrar  hevallere dönerek; 'Şimdi gidin işleriniz çok. Dört gün sonra gelirsiniz beni buradan alırsınız' dedi. Ve dört gün sonra yaşamını yitirdi."
Kavşaktan geçen tüm hevaller, köylüler ve misafirler ellerini kalbine basarak, mezara karşı 'qewet be!' selamını vererek Mam Bekir'in vasiyetini yerine getirmeye devam ediyor.  
Bir insan bir mezara sığabilir, ama bir ölüme sığmaz! Bir ömre sığmayan mezara döküyorum yüreğimi. Affet beni Mam Bekir. Görgüsüzlüktü benimkisi. Dilime, tenime, canıma bulaştırdım seni. Affet bu densizliğimi. Tutamadım kendimi, yüreğime bulaştırdım seni...