1968 Semsur (Adıyaman) doğumlu olan sanatçı Ali Sizer, “Kılama Du Kılama” ve “Sureg” adlı iki albümünden sonra geçtiğimiz günlerde Kom Müzik'te çıkan 'Sina Husén (Kainat)' adlı üçüncü albümüyle müzik yolculuğunu sürdürüyor.  
Müziğe gençlik yıllarında üç telli tembur sazını oda muhabbetlerinde çalarak başlayan Sizer, üç telli sazla çalınan Kurmancî beyitlerle büyür. Axuçen ocağından Müslüm Dede'nin beyit ve kilamları onun çıktığı müzik yolculuğunun en önemli mihenk taşları olur.
Sizer albümlerini oluşturken izlediği yolu anlatırken, ''kilamlarımızın beyitlerimizin  Kürt Alevi, Kızılbaş geleneğinde olmasına dikkat ettim'' diyor.
Tv 10 da kültür sanat alanında program yapımcılığı da yürütmekte olan sanatçı Ali Sizer'in, Maraş Katliamı belgeseli ve kısa film üzerine çalışmaları da bulunmakta.
Sizer ile müziğini besleyen kaynaklarını, yeni albümü ve çalışmalarını konuştuk.
 
Müziğe ne zaman ve nasıl başladınız? Müziğinizi etkileyen kaynaklar, sanatçılar kimlerdir?

Müziğe daha çok gençlik yıllarımda üç telli tembur (diğer bir deyişle kopuz) diyorlar, ama bizim bölgemizde daha çok tembur adı verilen 12 perdeli sazı oda muhabbetlerinde çalarak başladım. Beni etkileyen sanatçılar derken aslında günümüz değilde piyasada olmayan daha çok Adıyaman ve gerekse benim köyüm, köyümün yakın çevresinde bulunan oda cemlerinde etkilendiğim aynı zamanda benimde içimde yer aldığım sofi grubundan olan Mehmet Ali Polat (Ape Mılali), Ali Ök ve Ali Korkmaz'dan çok etkilendim ayrıca benim üzerinde mana ağırlığı olan Axuçen ocağından olan Müslüm Dede, ki bir beyitinde Şina Hüsen albümünde okuduğum Ya Xvade'nin üzerimde etkisi olmuştur. Ve himmeti bizimle olsun derim. 1980-90 'lı yıllara baktığımızda muhabbet albümlerinin birey olarak İlkay Akkaya, Nesimi Çimen, Arif Sağ, Musa Eroğlu, Hasret Gültekin gibi ustalardan da etkilendim, diyebilirim. En çok etkisinde kaldığım ise, üç telli sazla çalınan Kurmancî beyitlerdi. Müslüm Dede aynı zamanda hem beyit hemde kilamlar söylerdi. Bir de babamdan etkilenmiştim.

Yaptığınız müzikte şu an yaşadığınız Semsur'un (Adıyaman) bölgesinin ve Kürt Alevi kültürünün etkileri nelerdir?

Çok önemli bir soru aslında hem yöre bakımından hemde Kürt Alevi kültürü bakımından oda muhabbetleri, oda demleri, ben dem diyorum çünkü bizde dem olunurdu. Sonradan herşeyde asimile olduğumuz gibi, demin adını da cem diye değiştirdiler. Yapılan muhabbetler sohbetler, espiriler, herşey Kurmancî olmasına rağmen ne bir kayıt, ne bir arşivleme gibi bir çalışma olmuyordu. Bu erler, pirler divanelerin himmetiyle nasip oldu. Beyitlerimizi demlerimizi hem yazıyor, hem okuyabiliyorsam bin yıllardır var olan kadim bir dilin ve halkın mesajını bugüne taşıyabilmişsem bu benim hayatımın en onurlu en güzel mükafatıdır. Çünkü sanatçılar sanatı icra ederken günün koşullarını da göz önünde bulundururlar. Ben albümlerimi hazırlarken, kilamlarımızın beyitlerimizin daha çok  Kürt Alevi, Kızılbaş geleneğinde olmasına dikkat ettim.
 Çünkü kimliğimi belirleyen şeyin kendi öz kültürüm, ana dilim olduğuna inanan bir insanım. Bana göre kimlik devletin verdiği bir kaç rakamdan oluşan bir sayıdan ibaret değildir. Bunu dikkate alarak gerek yaşadığım bölge, gerekse aldığım aile kültüründen dolayı birazcık daha seçici olmaya özen gösterdim. Umuyor ve diliyorum ki dinleyici de bu kanaate varır.

Bugüne kadar kaç albüm yaptınız? Son albümünüz 'Sina Husén (Kainat)' ile ilgili bilgi verebilir misiniz?  

Bugüne kadar 3 albüm yaptım. İlk çalışmamın adı “Kılama Du Kılama/ Türkülere Yakılan Ağıt”, ikinci albümüm ''Sureg / Yol'' isimli çalışmaydı. Üçüncü albümüm ise, ''Sina Husén (Kainat)'' adını taşıyor. Sina Husén (Kainat) albümünü yaparken özen gösterdiğim temel konu, ana temanın yine Kürt Kızılbaş, Alevi geleneğine uygun olması gerekiyordu. Yani Kurmancî bir albüm. Yıllardır Kürtlerden Alevi olmaz, Alevilik Türklüktür aslında, asıl Türkler Alevilerdir, söylemlerinin algısından daha çok, yaşanılan bir Alevi Kızılbaş yaşam biçimi var. Albümümde biraz da bunu ele almaya çalıştım. Şina Husen Hz. Hüseyin'in zalimin zulmüne karşı verdiği mücadelenin onurunu yaşayabilen herkesin ve kesimin bir nişanıdır. Bana göre Şina Husen (yani Hz. Hüseyin'e yakılan ağıt) senin zalime karşı verdiğin mücadelenin direnme gücünün ve azminin bizde de bedel bulması isteğidir. Böyle bir inançla yola çıktım, albümün temasının da böyle işlemesini ve verdiğim mesajların bunu içerdiğine inanıyorum.
 Albümün söz ve müzikleri 12 eserin biri Müslüm Dede'ye ait diğer geride kalan 11 eser ise, Kızılbaş öğretisine dayanmaktadır. Yani bunu söylerken şöyle bir dörtlükle sanırım anlatabilirim.

Festivaller, konserler ve diğer çalışmalarınızla ilgili de bilgi verebilir misiniz?

Festival ve konserlerden bahsetmem gerekirse şu an hatırladıklarımı söyleyebilirim. 2008'de ilk uluslararası bir festivale katılmıştım İsveç'te Kürt, Sofi müziği festivali. Birde Bağdat Cafe adı verilen otantik bir cafede 25 dakikalık bir dinletim olmuştu. Bunun sonrasında ve sonraki yıllarda İsviçre'de bazı demlerimiz olmuştu. Newroz kutlamalarına katıldım, yine Almanya'da Dêrsim festivali ve buna benzer festival ve demlere katıldım. Türkiye'de ise Erdal Sincer'i anma festivali, Fidan Doğan'ı anma festivali, Cudi Baba, Demir Dede gibi festivallere katıldım. Bunların dışında halen Tv 10 da kültür sanat ağırlıklı program yapımcılığı yapmaktayım. Aynı zamanda Maraş Katliamı belgeseli ve kısa film üzerinde çalışmalarım devam etmektedir.


ERDOÐAN YENER