
Ali Temel'i 7 Ekim 1988'de tutuklandığımda tanıma şansım oldu. 9 Şubat 1988 direnişinden sonra ilk defa cezaevine saz gönderilmişti ve o sazı cezaevine girmeden önce görmüştüm. Tutuklanıp Diyarbakır'da 15. Koğuş'a gittiğimde sazı duvarda asılı görünce Ali arkadaşla aramızdaki ortak müzik sevgisi doğal olarak bizi daha fazla yakınlaştırdı. Ali arkadaşı tanıdıkça ondaki derinliği anlamaya çalışmak oldukça zorluyordu; çünkü o her şeyi, her alanı derinliğine yaşıyordu. Dışarıda yaşanan gelişmeleri sanki içindeymiş gibi ürünlere dönüşmesini sağlıyordu. Örneğin Xuşka Zozan, Desta Bismilê, Şitla Azadî, Rozerin şarkıları örnek gösterilebilir. Tabii Diyarbakır Cezaevi'nde en ağır işkencelerin yaşandığı süreçlerde yıllarca sözlerini ve melodisini unutmamak için mırıldanıp durduğu "Buka Kurda Şer Bi Xêlî / Zindan Sar û Cemidî / Ev Çend Sale Ez Hêsîrim Li Zindanê" Diyarbakır zindan gerçeğinin tanıklarıdır adeta.
1990'da zindandan çıktıktan sonra Yurtsever Kadınlar Derneği'nin (YKD) açılışı için İstanbul'a davet edildik. Derneğin açılışına izin çıkmayınca İHD'nin Harbiye Açık Hava Tiyatrosu'nda organize ettiği peşmergelerle dayanışma gecesine katıldık. O gecedeki Ali arkadaşın performansı dikkatleri çekmişti. Teknik donanımımız yoktu; ancak Ali arkadaşın etkili hitabeti ve Amed şiiri oldukça etkili olmuştu. Mezopotamya Kültür Merkezi'nin (MKM) kuruluş çalışmalarının hızlandırılıp hazırlanmasına da vesile olan ilk İstanbul seferi. Kültür-sanat alanının kurumsallaşmasının öncülerinden olan Ali Temel, hem sanatsal duruşu hem pratik olarak tiyatro, müzik, şiir, yazarlık, sunuculuk, halkla ilişkiler, Rewşen dergisi için çevirmenlik, engin sevgi gücüyle çevresinde insanları toplayıp harekete geçiriyordu. Koma Çiya'nın ilk albümü olan Rozerin'in okumaları bittikten sonra hasretinden yanıp tutuştuğu dağların kollarına kendisi gibi sanatçı olan Sefkan ve Mizginlere müjdesini vermek için şehitler kervanına katıldı. Ali yoldaşın uğruna gittiği yolun takipçisi olacağımızın sözünü yineliyorum.
CELAL EKİN