Çünkü onun “cinsiyet özgürlükçü toplum” paradigması, şimdiye kadar hiçbir “kadın hareketinin” başaramadığını yaptı. Devletsiz bir toplumda, “aşağıdan yukarıya kadın uyanışını” gerçekleştirdi. Ve bu uyanış barış koşullarında değil, her şeye “erkekliğin egemen olması gereken” savaş koşullarında başarıya ulaştı.
Eğer devletin “kirlettiği savaş” daha da kirlenmediyse, vahşileşmediyse, örneğin Irak’ta, Suriye’de, Afrika’da, Kamboçya’da olduğu gibi, her şeye “erkek egemen barbarlığın” hakim olduğu bir “kıyıma” dönüşmediyse, bunun nedeni, Kürt kadın uyanışının, şimdi yaşadığımız savaşta oynadığı “uygarlaştırıcı, vicdanlaştırıcı, insanlaştırıcı” rolüdür; barış kapısını açan ve yarın silahları toprağa gömecek olan el, şu anda granit kayaların arasında yaşayan kadının silah tutan elidir. Bu el, otuz yıldır kucağında bulduğu “şiddeti”, tıpkı emzirdiği bebeği eğittiği gibi eğitiyor, onu sınırlıyor ve yarın şiddeti “şiddet” olmaktan çıkarmak için “erkek egemenliğinin” somut varoluş biçimi olan devlet “iktidarına” karşı o devletin “şiddetiyle mücadele ediyor.
Öcalan’ın “kadın devrimi” dediği şeydir bu.
Şimdi, PKK’nin kuruluşundan bu yana mücadele içinde kalan son “kadın kurucu”, Amed’e geliyor. Kadın arkadaşlarıyla birlikte. Sakine Cansız’ın, Fidan Doğan’ın ve Leyla Şaylemez’in barışa ve çözüme sarılan eli koparıldı. Amed sokaklarını doldurup taşıracak olan milyonluk kitlenin öncüsü Kürt kadını, şimdi barışa ve çözüme dört elle sarılacak.
Evet Amed’de sarılacak…
Yani çoğunluğu İslam’ın Şafi mezhebine bağlı dindar insanların şehrinden söz ediyoruz. Orada, Paris’ten cansız bedenleriyle gelen ikisi Alevi, biri Êzîdî üç Kürt kadınını işte bu Sünni-Şafi İslam dünyasının kadınları bağırlarına basacak…Birkaç yüz kilometre ötede, hem Irak’ta, hem de Suriye’de artık “mezhep savaşına” dönen kanlı ve barbar boğazlaşma dünyasında Amed kadınları yalnız “erkek şiddetine” değil, o “erkek şiddetinin” yarattığı “mezhep savaşlarına” karşı “Sünni-Alevi-Êzîdî-Hıristiyan” her inanıştan kadın barışının da kurucularıdır. Onlar Kürt “laikliğini” kan revan içinde aşağıdan yukarıya kuruyorlar.
İşte bugün tüm Türkiye ve Dünya, Amed’de kadınların yarattığı ve erkeklerin katıldığı bu eşsiz tabloyu izleyecek. Bu tabloda geleceğe olan umudun üç çiçeği alınlarındaki kurşun yaralarına rağmen insanlığa gülerek bakacak. Onların barışa tutunmuş elleri, biz ağlarken, gözyaşlarımızı silecek.
Bakmasını bilen bu tabloyu görür.
Sovyetler Birliği’nin ilk kadın elçisi Kollantay, İskandinav ülkelerinden birinde görev yaparken, burnu büyük, kendisi küçük bir Erkek elçinin şu alaycı sözüyle karşılaşmıştı. Elçi Kollantay’a “Eşitlikten filan boşuna söz etmeyin, Kızılmeydan’daki helalarınız ne kadar pis…” demişti.
Kollantay ona şöyle yanıt vermişti: “Herkes neyi görmek istiyorsa, onu görür…”
Bugün Amed’de Alevi, Sünni, Êzîdî, Hıristiyan Kürt kadını tarafından çizilen sözünü ettiğimiz umudun, hayatın, barışın, insanlığın tablosuna bakıp da, bu tabloda “provokasyon, kan, cerahat” görenlere biz de şöyle diyelim:
“Siz, görmek istediğiniz, görmeye alıştığınız, görmek için her şeyi yaptığınız ne varsa, Amed’de onu görmek istiyorsunuz…”
Habur’da Kürdün sevincinden duyduğunuz nefretle Oslo görüşmelerini mahvettiniz. Şimdi de Amed’de Kürdün üzüntüsünden duyduğunuz nefretle İmralı görüşmelerini mi mahvetmek istiyorsunuz? Kürd’e “sevinme, üzülme, sus” mu diyorsunuz?
Sizin bu “provokasyon olursa, görüşmeye devam etmeyiz” tavrınız, dünyanın bütün provokatörlerine provokasyon davetidir. Kim “Amed’de provokasyon olursa, masayı yıkarım” diyorsa, provokasyonu yapacak olan da odur.
Kürt halkı size meydan okuyor: Hiçbir provokasyon, hiçbir suikast, hiçbir saldırı, hiçbir tutuklama, ne Kürt özgürlük mücadelesini yok edebilir ve Kürdü teslim alabilir; ne de “görüşmeler” boyunca barış iradesini kırabilir.
En güzel evlatlarını kaybeden bu halk, o halkın önderi, o halkın örgütü, o halkın Meclisteki temsilcileri, uğradıkları bu kanlı saldırıya karşı “İmralı süreci” sürmeli derken, siz halkın matemini “İmralı sürecini” yok etmek için bahane saymaya neden bu kadar teşnesiniz?
Siz ne biçim şeylersiniz?
Alınlarındaki kurşunla barışa gülen kadınlar
PKK Önderi Öcalan’ın düşünsel dünyasında kadın sorunu, bilinmeli ki, “Kürt sorunundan” da büyük bir yere sahip.