Süleymaniye tarihe kol kanat geren iki dağ arasında bulunuyor. 99 yıl önce bugün özgürlüğe bilenen ruhlarla sesini bağımsız bir yaşama katık etti. Şex Mahmut Berzenci’nin öncülük ettiği bu sesi duyumsamak ve anlamak için ayaklarım beni kentin 5 km uzağında bulanan Guwêje dağına sürüklemeye seferber etti.
Tüm yollar tarihten çıkarsamalarla düşüncelerime eşlik edip ılık bir rüzgarın öncülüğünde, gri bulutlar kuşatmasında Guwêje’ye çıkıyordu. Kenti ve düşüncelerimi saran sis baskınları arasında bir geçitten geçiyorum. Her tırmanış sis perdesini aralarken, bu kez tarihin efsunuyla kaplanıyordu içim. Sanırım Guwêje seferine beni iten ayaklarım yüzyıl önce yaşanan, Kürtlere umut veren öykünün dersleriyle beni buluşturmak ister gibiydi. Ve bugün ile Şex Mahmut Berzenci arasındaki bir zaman çıkartması… Göz ucuyla seyre daldığım kent sanki saklı bir hikâyenin yitik mısralarını fısıldıyor ve rüzgarın tınısı zamana yolculuğun başlama habercisi oluyordu.
Devir sömürge sistemlerine payelinmiş birinci büyük savaş devri. Ve Acımasız savaşla Kürdistan topraklarının bölünmesine batıdan bir seyir hareketi. Bölünmeye, denetime bağlamaya açılmış bir hesap defteri. Bu da olmazsa defterden borç, harç karşılığında silinebilecek bir Kürdistan peşkeşi… Zaman Kürtler aleyhine işte böyle yanıp tutuşurken, Şex Mahmut Berzenci öncülüğünde acı kaynaklar umut kaynağına dönüşmeye başladı. Umudun filizi Süleymaniye’de açıyordu. Guwêje dağı onun en stratejik yeriydi. İngilizlere büyük zayiat verdirilerek bölgeden çıkarılıyordu. Süleymaniye böyle bağımsızlığına ve özgürlüğüne kavuşuyordu.
‘Kavuşmak ilmi’ uzun sürmedi Kürtlerin. Sonra hükmün seferiyle karşılaşıldı. Kürdistan’da kıtlığa karar verilmişti. Yakılacak, yıkılacaktı. Kenti kuşatan İngiliz topçu birliklerine müteakip savaş uçakları Süleymaniye için kalkmıştı. Tıpkı 20 Ocak’ta, Efrîn’e, 83’ten beri de Başûrê Kurdistan’da süren Türk işgalinin sefere kalkan uçaklarında olduğu gibi o günde sessiz kalınmıştı. Bombardımanlarda Kentin neredeyse üçte ikisi yıkılmıştı. ‘Ama Şex Mahmut’un yol ve yöntemleri fazla…’ Direniş sürecekti.
Bölgedeki hesap böyle acımasız katmerliliğiyle sürerken, Berzenci susmanın harcına bir tutam söz katardı, bir de bir demet hayal… Şex Mahmut’un özgürlük savaşçısı olmasının yanında, şair ruhlu olması bundandı.
“Mevsimlerden bahar. Süleymaniye’nin Şeran ve Vela mahallelerine gidiyorum. Gökyüzünde uçak ve mitralyöz sesleri ve bombaların gümbürtüsü... Bir de arabaların akışı ve nöbetçilerin çağrışmaları...Ama Şex Mahmut’un yol ve yöntemleri fazla… Ey kahraman halkım; zulme karşı başkaldırın. Elimi hançerimin kabzasına attım mı, düşmanlarımızı öldürüp yok edeceğim.”
Ünlü Kürt Dengbêjî Kawis Axa’nın “Şêxê Zirav” adlı eserinde seslendirdiği bu dizeleri tekrar tekrar dinledikçe Şex Mahmut Berzenci’nin ‘düşmanlarımı öldürüp, yok edeceğim’ sözleri Devrimci Halk Savaşı Komutanlarından Reşit Serdar’ın ‘İşgalin gölgesini bile Kürdistan’da bırakmayacağız’ sözleriyle birbirine çok yakın anlamlar taşıdığını fark ediyorum. İşgalcilere karşı öfkelerinin aynı olmasına odaklandıkça gerillanın yüzyıl önceki Kürt ütopyasını gerçekleştirdiğini anlıyorum.
Berzenci, direnişin her yere taşırılmasına, tüm Kürtler arasında oluşturulacak birliğin Kürdistan’ı tehlikelerden koruyacağına inanıyordu. Şurdaşê dağı ve vadi ağzında savaş yaşanırken, atı yerinde durmayan Şex Mahmut, bir kez daha çağrıda bulunuyordu.
"Gelin başkaldırın; savaşımız gürleşsin. Savaşımız ovayla sınırlı kalmasın. Dağlara ve ovalara yayılsın.”
Ancak Şex Mahmut Berzenci’nin çağrısına karşılık verilmiyordu. Beterin beteri ise ‘düşman’larla ortak hareket eden Kürtlerin olması ya da Kürtlerin bir olamamasıydı. Zaten Şex Mahmut Berzenci’yi esas yaralayan Süleymaniye’ye bağlı Derbendi Baziyan’da girdiği çarpışmada bombardımanın hedefi olması değil, yaptığı direniş çağrısına karşılık verilmemesiydi. Bugün de Kürtlerin direnişinin bir parça yaralı Kürt birliğinin halen tam olarak sağlanmamasından kaynaklıdır.
13 yıllık direnişin hazin öyküsünü Guwêje’de dinlerken, gökyüzü de bu öyküye buharlaşan hüzünler damıtıyor. Ve anlıyorum ki, kerameti başkalarından bekleyen Kürtlerin varlığı kurak, Kürt ulusal birliğinin yokluğu ise Kürtler için tufan getirir.
Dün bugüne yansımaya devam ederken, iki dağın arasındaki özlem, direnişe; direniş, zamana; zaman, birliğe; birlik, Kürtlerin ‘kavuşmak ilmine’ ihtiyaç duyuyor. Hem de bugün ‘Kürtlerin zamanı’ umuda çiçek açarken, vakit kaybetmeden...
Alişer DİLOVAN