“Ali’yi bir kazana koydular. Değnek sapladılar. Bir evin bodrumuna indirdiler. Annesi geldi, kol kemiği düşmüştü. Kocası görmesin diye bir beze bağladı arsasına gömdü. Kazanın içinde kaynamış etleri topladı bezlere sardı. Herkesin mezarı birdi, Ali Traş’ın 3 mezarı vardı. Ama kardeşleri görmedi. Ben gördüm.“
Elif SONZAMANCI
Tam 40 yıldır Maraş Katliamı’nın bıraktığı derin yaralarla mücadele eden Ayşe Traş ve Maviş Toklu ile yaşadıkları korkunç vahşeti konuştuk. Ayşe Traş, vurulduktan sonra kolları ve bacakları kesilerek kazanda kaynatılan Ali Traş’ın ablası. Maviş Toklu ise kurşunlanarak öldürülen Kalender Toklu’nun eşi, Hüseyin Toklu’nun kardeşi.
Maraş Katliamı, o dönemde doğanların bihaber büyütüldüğü, şahitlik edenlerin ise asla unutamadığı Türkiye Cumhuriyeti tarihinin kara sayfalarından yalnızca biri. Yüzleşmek, yüzleşebilmek için koşulların tamamen kaldırıldığı, faillerin yıllar sonrasında bile televizyonlara çıkarak dobra dobra becerilerini anlatma yüzsüzlüğü sergilediği kara bir tarih Maraş’ta yaşananlar. Öyle ki Maraş, çoğunun hafızasında Kara Maraş’tır, hala aklanmayan.
Maviş Toklu ve Ayşe Traş… Bu iki kadın en yakınlarını kaybetti, vahşete tanık oldu. Öyle ki, bu görüntülere şahitlik eden ömrü billah iflah olmaz.
Ali Traş’ın 3 mezarı
Tam 40 yıldır katliamın bıraktığı derin yaralarla mücadele eden bu iki kadın ile Stuttgart’ta katıldıkları bir panel öncesi görüştük.
Ayşe Traş konuşmaya başlar başlamaz travmanın etkisinden kurtulamadığını hemen anlıyorsunuz. Zira anlattıkça değişen ruh dünyası beden diline vuruyor. Traş konuştukça, insanı yeniden o korkunç günlere götürüyor. Öyle ki, unutmak için duygulardan arınmak lazım.
Ayşe Traş, kurşuna dizilen, bedeni parçalanan, daha sonra dev bir kazana konarak kaynatılan Ali Traş’ın ablası.
Nitekim, Maraş Katliamı’nın vahşetine tanıklık eden Maviş Toklu, “Herkesin bir mezarı vardı, Ali Traş’ın 3 mezarı vardı” diyor.
Ali’nin çığlığı
Ayşe Traş annesi ve kardeşleri ile Bağlarbaşı mahallesinde yaşıyor o vakit, babası ise Almanya’da kalıyor. Kardeşi Ali Traş da kısa bir süre önce Almanya’dan ailesinin yanına gelmiş. Olay gününü anlatırken tekrar o günlere dönüyor:
“Geldiler, içinde insan gibi olanlar yoktu. Bizim çocuklara benzemiyorlardı. Kazmalarla, küreklerle, kırmalarla, silahlarla geldiler. Evimizde silah soruyorlardı. Silahları bize doğrulttular. Önce anama sordular. Anam Ali’yi arkasına aldı, “Oğluma bir şey yapmayın” dedi. Asılı montlarımıza baktılar, onlar arasında silah aradılar. Benim yanımda ekmek vardı. Ekmeğe elimi vurdum: “Bu namert beni kör etsin, silahımız varsa“ dedim. “Kancık çek elini ekmekten, ekmeğe yazık“ dedi biri. Gençleri öldürdüler, kadınların karınlarından bebekleri çıkardılar günah değil, ekmeğe vurmak günah. Bana bir yumruk vurdular ekmekten uzaklaştırdılar. Evimize tuz, soda gibi bir şey serpip yaktılar. Evi yaktıktan sonra herkes kaçmaya başladı. Mahalle başımıza toplandı. Kovalarla evi söndürmeye çalışıyorlardı. Ali de yandaki inşaattan hortum getirerek yangına tuttu. Yangını söndürdükten sonra dizlerine vurdu. “Evimiz yansaydı da kardeşimin çeyizi yanmasaydı” dedi. Anam, ‘sana bir şey olmasında eşyalar yansın’ dedi.”
Silahları camiden taşıdılar
Gerek Ayşe Traş, gerekse Maviş Toklu cenaze merasimi görünümünde, tabutun içerisinde camiye götürülen silahlardan bahsediyor. Traş anlatmaya devam ediyor:
“Kalender Toklu, Hüseyin Toklu kendini tabutun altına attı. Tabutu beraber hayrına taşımak için. Camiye kadar beraber gittiler. Tabutlar çok ağırmış. Anama bunların cenaze olmadığını, tabutun çok ağır olduğunu söylediler. Hepsi silahmış meğer. Sonra camiden herkesin gelip emanetlerini almasını anons ettiler. Bir sonraki gün bizi kırıma uğrattıkları silahlardı onlar.”
Yangını söndürdükten sonra tekrar eve geldiklerini anlatıyor Ayşe Traş. O zamanlar 21-22 yaşlarında. Annesi daha güvenli olsun diye kardeşlerini de alıp bir akrabalarının yanına gönderiyor. Gerisini ise şöyle anlatıyor Traş:
“Gece geç yattık. Sabah kalktım ki Ali yok. ‘Ali nerede’ diye sordum. Bir akrabamız, Ali’yi anamı alıp getirmesi için göndermiş. Ben de gitmek istedim ama bana izin vermediler. “Kadınlara tecavüz ediyorlar, sen gençsin, sana bir şeyler yaparlar“ dediler. Ali eve gittiğinde anam inek sağıyor. Ali çok aç olduğunu söyleyerek anamdan kahvaltı istiyor. Anam, “gideceğimiz yerde yaparız” diyor. Karışıklık devam ediyor. Anam da komşudaki evlerde bodrumlara saklananları almak için gidiyor. Döndüğünde Ali’yi bulamıyor, o sırada Ali’yi yakalıyorlar. Ben evin yukarısından geliyorum, anam aşağıdan. Birbirimize soruyoruz. Ama Ali yok.”
Traş’ın anlatımına göre, katliaman önce okulda öğretmeni ona namaz kılıp kılmadığını soruyor, tehdit ediyorlar. O zaman onlar için bu tehditin sonuçlarını elbette tahmin edemiyorlar.
Maraş’ın bodrumlarında saklandık
Katliam tehlikesi nedeniyle birçok insan YSE (Yol Su ve Elektrik ) binasına sığınıyor. Ortalık savaş alanı. O hengamede bir akrabaları yukarıdan oğlunu atıyor. Ayşe Traş ve başka biri yakalayıp binaya alıyorlar. Daha sonra saklandıkları bina da güvensiz hale geliyor ve devam ediyor Ayşe Traş:
“Zava Doğan Delar derlerdi. Bir kum tümseği üzerinde ona sıktılar kum çukuruna girdi. Tekrar geldiler, bu silahını kaldırdı, yaralıydı. Tekrar taradılar, elindeki silahı alıp gittiler. Bunları camda gördüm. Maraş’ın bodrumlarında saklandık. Birisi bir otobüsün camlarını kırmış, otobüsü çalıştırmış. Bizi kırık camlardan içeri koydular. Camlar bizi kesiyordu. Bizlerin kimisini Çiğili’ye, kimisini Maksutuşağı, Sofular’a götürdüler. Anam sabah oradan tekrar Maraş’a geldi Ali’yi aramaya. Ali’yi aramadığımız yer kalmadı. Millet viran olmuş. Ne komşu, ne akraba, kimse yok.
Ayşe Traş’ın Almanya’da bulunan babası da merak edip Maraş’a geliyor. Mahallelerine bakıyor, ailesini arıyor. Bir akrabalarının evinde ona kapıyı Ayşe Traş açıyor. Oğlunun olmadığını duyunca yıkılıyor.
Tırmıkla paramparça ettiler
Katledilen bedenlerin konulduğu buzhaneye gidiyorlar daha sonra, yanmış, parçalanmış cesetlerin arasında tanıdıklarını aramaya. Morg’da Ali’yi nasıl aradıklarını ise şöyle anlatıyor:
“Anamla hala Aliyi arıyoruz. Anam, “benim oğlumun ya ölüsünü, ya dirinisini verin“ diyor. Biraz dengesizleştim orada. Kendimi çimdikledim bayılmamak için. İbrahim Usta öldürmüşlerdi. Cesedinin iki kolunu açmışlar, bir kadın sağında, bir kadın solunda. Emekçi’nin babası yüzüstü indirmişler, tırmıklarla paramparça etmişler. Üstünde birşey kalmamış. Yüzünü çevirdik baktık. Bir bakıyoruz Kalender Toklu, Hüseyin Toklu. Birini öldürmüşler vücudu mosmor. Ne vermişlerse şişmiş. Gövdesi insana benzemiyor. Ne yapmışlarsa yapmışlar bize biz ayaklanmıyoruz.”
Ali’yi kazanda kaynattılar
Hastane morgunda Ali’yi bulamayan aile tekrar mahallelerine dönüyor. Komşularının bodrumunda bulunan bir kara kazanda bulunuyor Ali’nin parçalanmış bedeni. Ali’yi öldüren vahşi zihniyet, tarıyor, yetmiyor parçalayarak kazana atıp kaynatıyor. Böyle bir vahşeti insan nasıl taşır ömründe. Ayşe Traş 40 yıldır taşıyor bu kara mirası. Ali’nin bedenini bulduğu o anı ise şöyle anlatıyor:
“Dişlerinden tanıdık Ali’yi. Dişleri düzgündü Alimin. Anam askerlerden Ali’nin bir dişini istedi. Oradaki asker bir dişini söküp anama verdi. Anam ağzına attı. Asker anama, “yutma teyze“ dedi. Anam, “Yutmuyorum, Ali’mi hissediyorum“ diye yanıt verdi. Parçalarını hemen oraya gömdük. Tekrar alırlar diye üzerini betonla kapladık. Ali’nin parçaları hala Türklerin arasında.“
Maviş Toklu ise bu olanları gözleri ile gördüğünü söylüyor. İfadeleri ise aynen şöyle:
“Bir kazana koydular. Değnek sapladılar. Bir evin bodrumuna indirdiler. Annesi geldi, kol kemiği düşmüştü. Kocası görmesin diye bir beze bağladı arsasına gömdü. Kazanın içinde kaynamış etleri topladı bezlere sardı. Herkesin mezarı birdi, Ali Traş’ın 3 mezarı vardı. Ama kardeşleri görmedi. Ben gördüm.“
Ayşe Traş yaşadıklarından sonra Almanya’ya geliyor, daha sonra İsviçre’ye taşınıyor. Fakat acısını hiçbir zaman yüreğinden atamıyor. Yaşamı normalleşemiyor…
Tornavida ile gözlerini oydular
Cennet Çimen, Maraş Katliamı’nın en yaşlı mağduru. Faşistler mahalledeki diğer evleri yakıp yıkarken tek gözü hiç görmeyen diğer gözü ise çok az görebilen Cennet Nine, “Ne oluyor?” diye dışarı fırlar. Feryat seslerini duyunca da çevreden imdat ister. Katiller, “Gel nene gel biz seni kurtaracağız” diyerek kolundan tutup bahçeden sokağa çıkarırlar. Sokakta yere yıktıkları 80’lik kadının ayaklarından sürerek boş bir evin bahçesindeki helaya götürürler. Cesedini bulduklarında iki gözü tornavida ile oyulmuş, başı hela çukuruna sokulmuş, üzerine de yanmış bir at arabasının kasası yığılmıştır.
Oğlu gözlerinin önünde öldürüldü
Kendisi bir Sünni olan Ümmühan Duman’ın evlendiği eşi Alevi’ydi. Evlendikten bir süre sonra ise köylülerin birçok baskısı ile karşı karşıya kaldı “Kürtler ve Aleviler bu köyde” yaşayamaz diye. Bütün baskılara direndi. Ancak katliam esnasında kapıları çalındığında çocuklarının acısını görmemek için eşine “beni öldür dayanamam bu acıya” dese de, oğlu gözlerinin önünde öldürüldü.
Cesedi ateşe attılar
”Babam kanlar içinde yerde yatıyordu. Saldırganlar, küçük kız kardeşim Hürriyet’in, babama sarılarak ağlamasıyla alay ederek gülüşüyorlardı. Sonra evin her tarafına gaz, benzin dökerek ateşe verdiler. Odalar ve salon alev alev yanıyordu. Babamın cesedini yanmaması için dışarı çıkarmaya çalışıyorduk. Saldırganlar ise ‘Bırakın kafir yansın’ diye bağırıyorlardı. Sonra cesedi ateşe doğru çektiler. Bizi de sopayla dövmeye başladılar...”
Yılmaz henüz altı aylıktı
Fadime Boz’un da diğerleri gibi çocukları vardı. En küçüğü Yılmaz henüz altı aylıktı. Yaşanan olaylardan kaynaklı çocuklarını korumak amacıyla daha güvenli bir mahalleye gitmek isterken sıkılan kurşunların hedefi oldu. Boz, 6 aylık bebeği ile vuruldu. Hastaneye götürülürken bebeği ile yaşamını yitirdi. O da hayalleri elinden alınanlar kervanına katılmıştı.
Kolunu kesip bileziklerini aldılar
Hatice Yılmaz, evli ve çocukları vardı. Önce dışarıdan ateş açan saldırganlar, daha sonra evine girmişlerdi. Yaralı halde dışarı sürüklenen Yılmaz, briketlerle katledildi. Öldürmekle yetinmeyen saldırganlar altın bileziklerine göz diktikleri Yılmaz’ın kolunu da kesmişlerdi. Cenazesi hala kayıp.
Kocamı kucağımda vurdular
“İçimden bir şey çıkmadı. Bana git diyorlar, nereye gideyim. Kimsem kalmadı orada. Faşistlerden öcümü alayım yeter. 6 öksüz büyüttük. 3 abimin, 3 benim. Beni lal ettiler.“
Maviş Toklu da o zamanlar 22-23 yaşlarında. Eşi Kalander Toklu ve kardeşi Hüseyin Toklu vurularak öldürülüyor. “Devlet yaptı“ diyerek başlıyor anlatmaya. Hatırlamak istemiyor, unutmakta mümkün değil.
“Bir hafta önce bizim eve numara vurdular. Eskiden öyle bir şey aklımıza bile gelmiyordu. Annem rahmetlik “bu ne numaradır“ dedi. “Teyze biz herkese numara vuruyoruz“ dediler. Mahalle içinde geziyorlardı. 6 gün sonra Maraş’ta savaş oluyor dediler. İki öğretmen vurulmuştu. Biz evimizdeydik. Abim hamaldı. Sırtında kendiri vardı. Arabayla meyve satıyordu. Genç çocukların karnını doyurmak için. Benim beyim bir kürek ile çalışıyordu. Anlı şanlı ağa değildik. Tek suçumuz Alevi olmak. Fakir fukara öldü. 3. gün baktım o tarafta bir cenaze geliyor neymiş bir asker vurulmuş önünde hacı hocalar. Cenazeyi götürüyorlar. Silahmış meğer taşıdıkları. Camide bölüştüyorlar. 4. gün evimizi bastılar. O kadar canlarımız gitti. Evlerimiz yandı, kocamı kucağımda vurdular, abim öldü, Ali Traş öldü. Bizim orada bir fakir vardı. Yazıda vurmuşlar, neymiş Aleviymiş. Alevi olmak çok mu suçmuş. Karaoğlan’ın yoluna kurban kesmişler. Abimin karısı hamileydi. Abim, “çocuklarıma bir şey yapmayın“ diyor. Abimi bodrumdan çıkarıyorlar kapının önünde kurşunluyorlar. 39 sene bitecek, 39 ay değil, 39 hafta değil, 39 sene. O zaman 5 aylık hamileydim. Kocamdan sonra bir kız çocuğum dünyaya geldi.“
Orada kimse kalmadı
Yaşadıklarının bir bedeli olsun istiyor Toklu. Zira yaşadıklarından dolayı 9 kez ses tellerinden ameliyat olmuş. Konuşurken zorlanıyor. “İçimdekileri anlatamıyorum boynum bükük kalıyor“ diyor.
1995 yılında Avrupa’ya gelen Toklu, “3 öksüzüm vardı. Buraya getirdim. Ne gecem ne gündüzüm vardı. Çocuklarımı büyüttüm. Hala eziyetimi çekiyorum daha bitiremedim. İçimden bir şey çıkmadı. Bana git diyorlar, nereye gideyim. Kimsem kalmadı orada. Şükür çocuklarım burada. Yapacak bir şeyim yok. Faşistlerden öcümü alayım yeter. Biz Komünistmişiz, Kızılbaşmışız. Alevi olmak çok büyük suçmuş. 6 öksüz büyüttük. 3 abimin, 3 benim. Keşke eski sesim olsaydı. Sesim olmadığı için boynum bükülüp kalıyor. Beni lal ettiler“ diyor.