Saray baktı ki, tankla, topla, polisle, askerle olmuyor, direniş bitirilemiyor; çaktırmadan "örtülü ödenekten" -verilen paralarla satın alınan ihanetçilerin ihaneti peş para etmiyor- bu rezil işleri alenen yapma kararı verdi. "Açık arttırmayla ihanetçi pazarı" açtı. 

"İhbar edene dört milyon liraya kadar varan ödül" verilecekmiş.

Kim, kimi ihbar edecekmiş?

Kürt, Kürt'ü ihbar edecekmiş. Edince de cebine birkaç yüz bin, "adamına göre" de icabında birkaç milyonu indirecekmiş.

Köpek kemik görmüş de salyaları akıyor gibi, ne kadar tıynetsiz, namussuz, ahlaksız, rezil, rüsva, mundar varsa, şimdi yalanıyor, trahomlu gözleri kuduz köpek gözü gibi yuvalarından fırlıyor. Gördüğü her insanı "ihbar edilecek" bir yurtsever gibi görüyor, lağımdaki her kağıt parçasını o insanı ihbar ettikten sonra eğilip dışkının içinden alacağı, yüzüne gözüne süreceği, o ihbar ettiği diliyle yalayıp, temizleyeceği bir Türk Lirası sanıyor.

İhbar edecek…

Cebine para indirecek.

O parayla evinde varsa bebeği ona süt alacak.

Sonra o çocuk büyüyecek. YDG-H’li olacak… Evde "Önderliğin kitabını okurken", babası olacak o mahut mahlukat, bu defa "ihbar parasıyla" büyüttüğü, kendi evladını ihbar edecek…

Kürt'ün gönlü böyle bir "hikayeden" bulanır.

Böyle bir fasıklığı ne kendisine, ne de kapı bir komşusu "kontraya" bile yakıştıramaz.

Aşiretçilik elbette arkaiktir, geçmişin kalıntısıdır, demokratik modernitede yeri olmayacak bir sosyolojik olgudur. Ama insan kültürünün her zerresinde var olan olumlu yanlar onda da vardır. Aşiret ahlakında aşiretin insanını jandarmaya vermek, karısını çoluğunu çocuğunu kışla kapılarında kepaze etmek yoktur. Bu ahlak, Kürt Özgürlük Hareketi'nin siyasi tarihinde yepyeni boyutlar kazanmıştır. "İhanetçilik" her şehit annesinin kalbinde hüküm yemiştir.

Ondandır ki, "muhbir" yüzünü iki eliyle kapatır, gizlenir, hatta burnunu, kaşını gözünü gizlice değiştirir, elindeki "kimlik" artık sahtedir, ismi başkadır, soyadı başkadır. Eskiden doğdu yer Amed iken, şimdi Yozgat olmuştur. Yolda onu anası görse tanımaz. Kardeşi yanından fark etmeden geçer gider.

Muhbir ha ölmüştür, ha bu hale düşmüştür. Farketmez.

Ama cebine "ihanetçi" parası indiren ödlek, böyle gizlenerek, eşkal, kimlik değiştirerek halkın gazabından kurtulacağını sandığı zaman en büyük ahmaklığı yapmış olur.

Onu Türk devleti bile gizleyemez.

Bu devletin ihanetçiyi gizleyecek güvenlik aygıtı, çoktan beri "kevgire" dönmüştür. O aygıt, koskoca MİT TIR’ını bile gizleyememiştir; nerde kaldı kıytırık ihanetçiyi gizleyebilsin. Herkesin herkesi dinlediği, herkesin herkese ait dosyalar tuttuğu, kah Cemaat’in polisinin Ergenekoncu askerin gırtlağına yapıştığı, kah Saray’ın polislerinin Cemaatçi savcıyı derdest ettiği, bunların tümünü Alman ve Amerikan istihbaratının dinlediği, İnternet fenomeni Fuat Avni’nin, her bir numaralarını ifşa ettiği böyle bir "güvenlik aygıtına" güvenerek, "nasılsa beni gizler, ben de paraları cebime indiririm" diyen ihanetçi dünyanın en dangalak ihanetçisidir.

Ben bu ihanetçi adaylarına, "devlete güvenmemelerini" tavsiye ederim. Ertesi gün resimleriyle, ses kasetleriyle, görüntülü klipleriyle medyada boy gösterebilirler; yan yana iki resimleri yayınlanabilir, "dün böyleydi, bugün böyle oldu" diye magazincilerin reyting malzemesi haline gelirler. Fuat Avni internette bunların listelerini yayınlayabilir.

Sonra ne olur?

Aşiretlerin ihtiyarları, bunları görünce küçümseyerek selamlarını almaz. Melleler, bunları görür görmez Kur’an’dan Hucuret Suresi’ni mırıldanır: "Ey iman edenler, eğer bir fasık, size bir haber getirirse, onu 'etraflıca araştırın'. Yoksa cehalet sonucu, bir kavme kötülükte bulunursunuz da, sonra işlediklerinize pişman olursunuz."

Ve kadınlar evlerinin önünden geçen "muhbiri" zılgıt çekip, çepik çalarak dalgaya alırken, başlarında Kuto’nun yer aldığı "taş atan" çocuklar zavallının ardına bir teneke bağlayıp, koşturarak, hoplayarak, zıplayarak, ihanetçiyi doğduğuna doğacağına, pişman ederler.

Neden böyle olur?

Kur’an’da dendiği gibi "çünkü Allah hainleri sevmez". (8:58)