Almanya basınında koronavirüs salgınının Avrupa’ya ulaşmasının ardından Almanya İçişleri Bakanlığına sunulan rapor tartışılıyor.
Raporun varlığına ilişkin ilk haberler Mart sonunda Der Spiegel, Süddeutsche Zeitung, WDR ve NDR gibi basın organlarında yayımlanmıştı. Raporun tam metninin kamu yararına kuruluş statüsündeki “Frag den Staat” (Devlete Sor) internet sitesi tarafından yayınlanması (https://fragdenstaat.de/dokumente/4123-wie-wir-covid-19-unter-kontrolle-bekommen/), tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Almanların yüzde 70’ine yakınına koronavirüs bulaşacağı tahmininin dile getirildiği 17 sayfalık raporda, “en kötü senaryoda” bir milyondan fazla yurttaşın ölebileceği iddia ediliyor. Güney Kore örneğindeki gibi tüm yurttaşları kapsayan büyük bir test sürecinin en önemli mücadele stratejisi olarak önerildiği raporda, ayrıca “toplumun durumun ciddiyetini kavramasını sağlayacak” iletişim stratejileri üzerine tartışılıyor.
Yayınlanması istenmiyordu
Rapordan bazı bölümlerin yayınlandığı Mart sonunda rapor, birçok uzmanın katılmadığı bir blog yazısını da referans gösterdiği için eleştirilerin hedefi olmuştu. ( https://threadreaderapp.com/thread/1243440638386995200.html ) Öte yandan İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Steve Alter, raporun “hangi farklı süreçlerin düşünülebilir olduğunu” ve “güncel durumun iç güvenliğe nasıl etkileri olabileceğini” betimlemeye çalıştığını açıklamıştı.
İçişleri Bakanlığı, raporun basın özgürlüğü ve bilgi edinme hakkı çerçevesinde dahi olsa yayınlanmasını istemiyor ve belgenin gizli kalması ve yalnızca hizmet içi kullanılması gerektiğini savunuyordu.
Keza rapor da “Yalnızca hizmet içi kullanım için” notuyla başlıyor.
Raporun hangi uzmanlar tarafından yazıldığı ise büyük ölçüde belirsizliğini koruyor. İçişleri Bakanlığı, Alman basınının yazarların kimliğine ilişkin sorularına yanıt vermeyi reddediyor. Frankfurter Allgemeine Zeitung, haberinde raporun “10 kişilik bir uzman ekibi” tarafından yazıldığını iddia ediyor ve bunlardan dört uzmanın adını anıyor: Dördü de ekonomist.
‘Halka korku salma’ stratejisi
Rapor, özellikle halka korku salmanın gerekliliğine dikkat çeken iletişim stratejisi önerileriyle dikkat çekiyor. Stratejinin “İnsanlara durumun ciddiyetini en iyi nasıl anlatabilirim” sorusuna odaklanması gerektiği belirtilen raporda, sürecin insanların kurumlara olan güvenini yitirmesine neden olabileceği tehlikesine dikkat çekiliyor ve buna karşı devletin “Karşımızda büyük bir tehdit duruyor ama biz tehlikenin farkındayız ve bu kapsamda iyi düşünülmüş ve kararlı adımlar atıyoruz” anlamına gelecek bir görüntü yaratmasının gerekliliği dile getiriliyor.
Raporda, “Toplumun bu sürece dayanabilmesini sağlayabilmek için ‘worst case’in (en kötü senaryo) gizlenmesinden sakınmak gerekiyor” deniliyor ve ekleniyor: Tehlikeyi önlemek isteyenin önce onu tanıması gerekiyor.
‘Dilenen şok etkisine ulaşmak için…’
Raporun yazarlarının ikinci kaygısı, tehlikenin toplum tarafından ciddiye alınmaması ihtimali. Düşük ölüm oranlarına odaklanan bir yaklaşımın, durumun ciddiyetinin ayırdına varılmasına engel olabileceği belirtiliyor.
Uzmanlar öte yandan, birçok insanın “bilmeden ve kendine dâhi itiraf etmeden” kapılması ihtimali olan düşüncelerden bahsediyor: “Bu şekilde ekonomiyi zayıflatan yaşlılardan bir biçimde kurtuluyoruz. Yeryüzündeki nüfusumuz da zaten çok artmıştı!”
Raporda, bu kapsamdaki çözüm önerileri de dile getiriliyor. “Dilenen şok etkisine ulaşabilmek için herkesin enfekte olduğu bir durumun insan toplumu için somut etkileri açıklığa kavuşturulmak zorunda” diyen uzmanlar, bunun topluma anlatılması için üç somut öneride bulunuyor.
‘Acılar içinde ölecekler…’
Birinci öneriye göre topluma, hastalığı ağır geçirenlerin yakınları tarafından hastaneye getirileceği ama geri çevrilecekleri senaryonun anlatılması gerektiğine belirtiliyor: “Evlerinde, soluk almakta güçlük çekerek, acılar içinde ölecekler. Boğulmak ya da yeterince soluk alamamak, bütün insanlarda var olan en ilkel korkulardan biri; yaşam tehlikesi altındaki yakınlarına yardım etmek için hiçbir şey yapamıyor olmak da öyle.”
Çocukları dahi korkutmak...
İkinci öneride, çocukların dâhi korkutulması gerektiği belirtiliyor: “Çocuklara, sokağa çıkma sınırlandırmaları söz konusu olduğunda bile, mesela komşu çocuklarla kurdukları ilişkilerden dolayı, virüs daha kolay bulaşacak. Eğer hastalığı daha sonra ailelerine bulaştırırlar ve onlardan biri evde acılar içinde ölürse ve çocuklar, mesela oyun oynadıktan sonra ellerini yıkamayı unuttukları için kendilerini suçlu hissederlerse, bu bir çocuğun hayatında yaşayabileceği en korkunç deneyim olur.”
‘Demokles’in kılıcı’
Üçüncü olarak uzmanlar, hastalığın mümkün olan uzun erimli zararlarına dikkat çekmeyi öneriyor: “Öyle görünüyor ki, hastalığı hafif atlatanlar dahi yeniden enfekte olabilir ve bu kez hastalık, virüsün fark edilmeden akciğerlere ya da kalbe giden bir yol bulmasından dolayı, bir anda kalp krizi ya da akciğer yetmezliğinden ölümle sonuçlanabilir. Bunlar, tekil örneklerde görülen senaryolar olabilir ama yine de bir kere enfekte olanlar için sürekli sallanan Demokles’in kılıcına dönüşeceklerdir.”
Tarihsel referans: 2019 = 1919 + 1929
Raporda ayrıca halkla ilişkilerde tarihsel referanslara başvurulması öneriliyor ve bunun için bir formül dile getiriliyor: “2019 = 1919 + 1929”. Uzmanlar, önlemezse koronavirüs salgınının, ABD’den dünyaya yayılan ve 1919’da farklı kaynaklara göre 25 milyon ila 50 milyon insanın ölümüne yol açan “İspanyol Gribi” ile Almanya’da faşizmin yükselişine de katkı sunan 1929’daki Büyük Ekonomik Buhran’ın toplamı kadar kötü sonuçlar doğuracağını iddia ediyor. Raporda bu formülün herkes için meselenin ciddiyetini açıkça ortaya koyacağı vurgulanıyor.
Ne kadar ciddiye alındı?
Raporun hükümet çevrelerince ne denli ciddiye alındığı net değil. Yalnızca hükümetten gelen bazı açıklamaların raporla ilişkisi olduğuna dair spekülasyonlar yapılıyor. Almanya Şansölyesi Angela Merkel, krizin henüz başında, virüsün Almanya toplumunun yüzde 60 ila 70’ine bulaşacağını beklediklerini açıklamıştı. İçişleri Bakanı Horst Seehofer ise, Bild gazetesine yaptığı açıklamada, “hastalığın milyonlarca insanı öldürme ihtimali olduğunu” söylemişti. BERLİN