Bizim “ürkek” aydınımız, zihinsel olarak “konformisttir”. Zihinsel rahatına düşkündür. Kafasını birazcık kurcalayan her gelişmenin arkasından “bu da nereden çıktı yahu” diye öyle bir huzursuzlanır ki, gören “Karadeniz’de gemileri battı” sanır.
Alın şu Türkiye ile Almanya, Avusturya, Hollanda arasındaki krizi.
Adı üstünde “kriz”. Rahatına düşkün aydın, “kriz” istemez. Bin türlü gerekçesi de vardır. Bu ”krizde” onu huzursuzlandıran husus, bu “krizden” Erdoğan’ın yararlanacağı, “kararsızların” bu “kriz” yüzünden “evete” yöneleceği endişesidir. Hatta “bu krizin bilinçli olarak Erdoğan’a yardım olsun diye çıkarıldığını” ihsas edenler bile var.
Oysa böyle bir “krizle” oyun olmayacağını hatırlatmak isterim.
Erdoğan referandumda “hayır” çıksa da, eğer onu “devirecek” gerçek güçler yoksa, yine “tek şefliğini” sürdürür. OHAL devam eder, Anayasa manayasa bir yana bırakılır, KHK’lerle Türkiye yönetilir. Tekrar ediyorum, “yalnızca HAYIR” oylarıyla Saray yıkılmaz. Onu yıkacak güç varsa yıkılır. Yoksa yıkılmaz.
Ama “kriz” öyle değildir.
Avrupa’yla şimdiki düzeye tırmanan bir kriz, ihracat ve ithalatının yarıdan fazlasını Almanya ve Avrupa’yla yapan “sıcak para tiryakisi ve hatta müptelası” Türkiye’yi önce 8 şiddetinde deprem gibi temellerinden sarsar, sonra birisi dışarıdan ittirdi mi yıkılır. Kendi içine çökerek yıkılır. Yani rejim güçleri böyle bir krize dayanamaz. Erdoğan mı krizi derinleştirmekte ayak diriyor, rejim içi güçler Erdoğan’ın ekonomik temeli “krize girer girmez” onu indirir.
Krizin böyle yol açacağı sonuçları, en iyi, “Ekonomiden sorumlu” olanlar bilir.
Kimdir bu “sorumlu”?
Kim olacak “Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi.”
Zeybekçi’ye gelmeden önce, bir iki giriş sözü:
Cumhurbaşkanı, Alman devletini “Nazilikle” suçladı.
Almanya Adalet Bakanı Heiko Mass Erdoğan’a cevap verdi: “Rezilce...”
Maas, konunun artık Almanya’daki referandum etkinlikleri olmadığını, Erdoğan’ın amacının kışkırtma olduğunu belirterek, “Bu tür bir etkinliği yasaklamak için Alman hükümetinin Erdoğan ya da Türk hükümet yetkililerine yönelik ülkeye giriş yasağı getirmesi gerekir. İnanıyorum ki, Erdoğan’ın istediği de tam olarak bu. Kışkırtmalara gelmemeliyiz” dedi.
Alman medyası Erdoğan’ı ve Saray rejimini yerden yere vuruyor.
Bu arada Zeybekçi’ye yediği “iki yasaktan” sonra, Köln’de bir “etkinlik” yapma “izni” veriliyor. Ama o ne? “Etkinlik” AKP’nin Hitlervari meydan gösterilerine benzemiyor. Köln belediyesi ona “küçük bir otel salonu” vermiş. 30-40 AKP yandaşı, elleri göbeklerinde melul melul kameralara bakmakta. Zeybekçi “tıkıldıkları” küçücük salonda Reis’ine “rezil”, “utanmaz”, “depot” diyen Alman devlet yöneticilerine nasıl bir cevap vermiş?
“Ey Alamanya, Reisime bulaşma, kalkar hep birlikte gelir Berlin kapılarına dayanırız” mı demiş. Almanya’yı “düşman” mı ilan etmiş?
Ne gezer. Şöyle demiş:
“Almanya’da bu dost vatanda, bu dost ülkede milyonlarca Türk vatandaşımız var. Burada AKPmizin Yurtdışı Seçim Koordinasyon Merkezi’nin yaptığı çalışmalardan birini yapıyoruz. Bu yüzden ben bu hakkı kullandırmada gösterdikleri gayretten dolayı Almanya’ya, Almanya hükümetine, federal hükümete teşekkür ediyorum...”
Reis’in “Nazi” yakıştırması yaptığı Almanya için Zeybekçi’nin “dost vatan” “dost evi” demesi, bir de tüm yasaklardan ve “rezil” “utanmaz”, “despot”, “raydan çıkmış” hakaretlerinden sonra Alman devletine “teşekkür” etmesi sizce neyle açıklanır?
“Krizle”...
Böyle bir krizin sonunda “evetin” kazanmasından çok, “krizin” ekonomiyi, ardından da rejimi çökerteceği korkusuyla...
Ekonomiden sorumlu bakan “krizle oyun oynayarak” “evet” çıkartmanın rejimi kurtarmayacağını çok iyi biliyor. Referandumda kazanacağı oyların, “kriz fırınında” yanıp kül olacağını en iyi Zeybekçi biliyor.
O nedenle Almanlar onun Reisine “rezil” diyor, o da “rezil, utanmaz” diye suratlarına yağan tükürük sağanağına “yağmurdur, berekettir, eurodur, dolardır” diyerek suratını sıvazlıyor.
Yani “siz hayırlarımız azalır” diye krizden korkuyorsunuz, AKP “evetlerimiz çoğalır” diye krize sevinemiyor. “Hayır sarsar” “kriz yıkar.”