ALMANYA’NIN KÜRT POLİTİKASI -2-

Almanya’nın baskıcı Kürt politikasının mağduru olan Kürt siyasetçi ve yazar Muzaffer Ayata, Almanya devletinin Kürtlere ve kurumlarına yönelik baskı politikasının artık hiç bir hukuki gerekçeyle meşrulaştırılamayacağını belirtiyor. Kürtlerin, Almanya devletine rahatsız etme ve kanunlara karşı çıkma gibi bir yaklaşımlarının olmadığını ifade eden Ayata, devletin, Kürt kurum ve siyasi temsilcileriyle diyalog halinde sorunlara çözüm bulabileceğini söylüyor.
Almanya’nın Türkiye’deki Kürt sorununun barışçıl çözümünde de önemli bir rol oynayabileceğini kaydeden Kürt siyasetçi Ayata, Almanya’da yaşayan Kürtlerin de Almanya toplumuna kendilerini doğru tanıtmalarının gereğine vurgu yapıyor. Ayata, söyleşimizin ikinci bölümünde sorularımızı şöyle yanıtladı.

Siz de bir Kürt siyasetçi olarak bu yasak ve yasanın mağdurusunuz. Bu konuda yaşadıklarınız ve düşünceleriniz nelerdir?

Örneğin benim gibi, kişi olarak hiçbir suç işlememiş bir insan, sadece PKK yasak olduğundan ve PKK için çalıştığından ceza alıyor. Yıllarca hapis yatıyor. Pratikte de görüldüğü gibi bir örgütü yasak kapsamına aldın mı, onunla bağlantılı olan herkes suçlu ve şüpheli kategorisine girer. Halbuki yasaklar olmasa bir PKK’li veya bir sempatizanı herhangi bir suç işlediğinde yasalara göre yargılanır. Bütün Kürtler ve bütün örgüt suçlanmaz, töhmet altına girmez. Kimse de ‘suç işlemiş bir bireyi niye yargılıyorsun?’ demez.
Benim şahsımda görüldüğü gibi, büyük bir haksızlık ve temel insan haklarının açıkça çiğnenmesi yaşandı. Benim ceza alıp hapis yatmamla da sorun bitmedi. Haksızlığa uğramam, mağdur edilmem devam ediyor. Türkiye’de işkenceli ağır 20 yıllık bir hapis hayatım oldu. Türkiye’de tahliye olduktan sonra siyaset yapma imkanı bulmadığımdan dolayı yurt dışına çıktım. Türkiye yurt dışında da doğal olarak bizi izlemeye, etkisizleştirmeye, mümkünse Türkiye’ye götürüp hapise atmaya çalıştı. Bugün Almanya’nın yaptığı da Türkiye’nin bu amaçlarıyla birebir örtüşmektedir. Bir buçuk yıla yakındır tahliye olmuşum. Hiçbir suçum yok, hiçbir cezam yok, hakkımda yapılmış bir ihbar da yok. Buna rağmen PKK gerekçe gösterilerek her gün karakola götürülerek, imzaya tabi tutuluyorum. Stuttgart’ta oturma zorunluluğu getiriliyor. Alman hükümeti bunu yapmakla nasıl bir çıkar elde ediyor, nasıl bir maksat güdüyor?

‘Türkiye’de bile bu kadar kabalıkla karşılaşmazdım’

Eminimki Türkiye’de olsaydım böyle kaba ve haksız muameleyle karşılaşmazdım. Türkiye’de hapisten çıktıktan sonra kimse herhangi bir şehirde kalma zorunluluğu ve günlük karakola imza verme talebinde bulunmadı. Benim gibi hayatını politikaya, halkının haklarını savunmaya adamış bir insanı, basit polisiye tedbirleriyle yıldırmaya çalışmak veya bu muameleye muhatap kılmak demokrasiyle, hukuk ve insanlıkla bağdaşmaz. Bunun Almanya’nın güvenliğiyle de hiçbir ilgisi yoktur. Benim gibi politik baskı altına alınan, siyasi iltica ve diğer hakları gasp edilmiş çok sayıda insan var. Bu tür uygulamaların, Alman toplumuna ve hukuk sistemine hiçbir yararı yok, ancak onların karnesine kötü bir not olarak düşebilir.
Burada da açıkça görüldüğü gibi sorun suç işleyenlerin yargılanması ve takibi değildir. Sorun tamamen politiktir. Alman devleti tercihini Türk devletinden yana yapmıştır. Kürtler, Almanya’da adlarının karıştığı bazı olaylardan yola çıkılarak dıştalanmış ve meşruiyetin dışına atılmıştır.

‘Bakanlık, PKK’nin Almanya’da nasıl bir suç işlediğini anlatmıyor’

İçişleri Bakanlığı Ulla Jepke’nin sorularına verdiği cevapta, PKK’nin Almanya’nın aleyhine bir faaliyetinin olup olmadığını veya Almanya’da suç işlemeyi teşvik edip etmediğini, suç oranında bir artışın olup olmadığı konusunda bir şey söylememektedir. Almanya’da yaşayan yüzbinlerce Kürt’ün sorunlarını ciddi bir boyutta tartışmaları gerekiyor. Kürtler, Türkiye’de bütün haklarını kaybettiler. Bu Türk devletinin bilinçli bir tercihiydi. Kürtler aynı biçimde Almanya’da da bütün haklarını kaybetmiş oluyorlar. Bu da görüldüğü gibi Alman devletinin bir tercihine dönüştü. Eğer Alman hükümeti ‘bizim Kürtlere karşı bilinçli bir kimliksizleştirme, yok sayma tercihimiz yoktur’ diyorsa, bu günkü politikalarını gözden geçirmeli, Kürtlerin sorunlarını yasal ve demokratik bir zeminde çözmelidir. 

Kürt kurumlarına ve siyasetçilerine (YEK-KOM, dernekler vb.) yönelik baskılar hukuki mi, yoksa politik mi?

Almanya’da uzun yıllardır çok sayıda Kürt’ün evi basıldı. Aramalar, gözaltılar ve tutuklamalar yaşandı. Aynı şey Kürt dernekleri üzerinde de denendi. Bu kadar geniş bir kesimin suçlu olması veya suç işlemesi mümkün değildir. Nitekim birçoğu da takipsizlik kararıyla sonuçlandı. Burada siyasi bir tercih söz konusudur. Birçok insanın evinin, derneklerin basılması, sık sık gözaltılar ve soruşturmalar bir baskıyı, bir hedeflemeyi ifade eder. Birçok insan potansiyel suçluymuş gibi görülüyor, lanse ediliyor.

‘Hukuki kılıflara büründürmek baskıları meşrulaştırmaz’

Türkiye’de de devlet, istediği zaman Kürtlerin partilerini ve derneklerini basabiliyor. Savcılık ve polis teşkilatı gerekçeler bulabilir. Yani her devlet yaptığı politik tercihlere göre polisini ve savcısını harekete geçirebilir, gerekçeler bulabilir. Almanya’nın da yaptığı bundan farklı değildir. Bir şeyin kılıfına uydurulması ya da yasalar kullanılarak yapılması onun hukuki olduğu anlamına gelmez. Tüm hukuksal sistemi dahil boşa çıkartabilir, yanıltabilirsin. Nitekim Almanya’da da bu yapılıyor. Deyim yerindeyse Almanya’nın politikalarını Anayasa Koruma Örgütü ve polis raporları belirliyor. Mahkemeleri bile bunlar yönlendiriyor. Örgütler hakkında bilgileri toplama, dosya hazırlama bu kurumlar tarafından yapılıyor ve savcılar eliyle mahkemelere sunuluyor. Hakimler de önüne gelen dosya üzerinden yargılama ve değerlendirme yapıyorlar. Dolayısıyla mahkemeler hükümetin, polisin raporlarını pek tartışamıyorlar. Bir biçimde o sistemin parçası oluyorlar.
Mevcut durumda YEK-KOM ve dernekler, Alman yasalarına göre kurulmuş ve ona göre faaliyetlerini yürütüyorlar. Ama istihbarat tarafından mimlenmiş ve PKK bağlantılı diye lanse edilmiştir. Böyle olunca da Almanya’nın resmi çevreleri tarafından uzak durulan, dıştalanan ya da suçlanan kurum durumundadır. Büyük bir önyargı oluşmuş, birçok ilişkisi bloke edilmiştir. Bu yaratılan sonucun herhangi bir mahkeme kararıyla olmadığı, bir hukuka dayanmadığı açıktır. Yapılan ve uygulananlar tamamen politik bir tercihin konusudur.

Alman devleti (Alman vatandaşlığına geçen dört parçadan Kürtlere dayanarak), ülkelerinde 800 bin ile 1 milyon Kürt olduğunu söylüyor. Buna göre sizce çözüm nasıl olacak?

Bu sorunların çözümü çok kolay değildir. Çünkü uzun yıllara dayalı birikimleri, tepkileri, mağduriyetleri vardır. Ancak karşılıklı çabalar ve girişimlerle iyi niyet ve diyalogla çözüm yolu açılır. Bu konuda Kürtlere de düşen ciddi işler var. Almanya’nın her yerinde örgütlenip partilerle, sivil toplum örgütleriyle, devlet yetkilileriyle ilişki ve diyalogu geliştirerek, yaşadığı sıkıntıları ve sorunların çözümünü gündemleştirmelidir. Kendi kimliğine, haklarına sahip çıkmalı. Almanya yetkilileri de, büyük bir topluluğu oluşturan, kendi yönetimi ve sorumluluğu altında olan Kürt toplumunu da kucaklamayı bilmelidir.
Bu insanlar Almanya yasalarına tabidir, burada yaşıyorlar. Barış ve huzur içinde yaşamalarından Alman yönetimi sorumludur. Almanya’nın yöneticileri, Kürtlerin ülkelerinde yaşadıkları baskı ve haksızlıkları da gözeterek, Alman toplumuna uyumlu ama kendi kimliğini ve kültürünü de geliştiren koşullara kavuşması için katkı sunmalıdır. Kürtler Ortadoğu’da devletlerin örgütlü şiddetine ve terörüne maruz kalmış bir toplumdur. Buna rağmen Kürtlerin örgütlerini terörist ilan etmek bu tarihi haksızlığın ağırlaşarak sürmesine hizmet eder. Bu Almanya’daki Kürtleri de yaralar. Kürtler, Almanya’da bir ayrıcalık ve özel bir muamele istemiyorlar. Tam tersine insani muamele görmek, herkes gibi eşit haklara sahip olmak istiyorlar. Türk devletinin ırkçılığı ve Kürtlere yaptığı zulüm Alman hükümeti tarafından biliniyor. Buna rağmen Türkiye’nin devlet olmasına dayanarak adeta bütün suçlardan arınmış, temizlenmiş biçiminde lanse edilmesi; devletleri olmadığı için de Kürtleri terörist sayması, dışlaması, aşağılaması, adalet ve demokrasiyle açıklanamaz.

Almanya devleti Kürt sorununun çözümünde nasıl bir rol oynayabilir?
Almanya devletinin Kürt sorununun çözümünde açıktan bir rol üstlendiği, bir inisayatif aldığı görülmemiştir. Daha çok tutumunu Türkiye’ye göre belirlemektedir. Bu da Türk devletinin savaşı sürdürmesine, Kürtlere yönelik baskıyı devam ettirmesine hizmet etmektedir. Almanya, yüzbinlerce Kürt’ün direkt ülkesinde yaşamasını da hesaba katarak, barış ve demokrasi yönünde tercihini yapması gerekir. Türkiye’nin önemli bir müttefiği ve partneri durumundadır. Eğer Almanya sorumluluk alır ve inisiyatif kullanırsa, Kürt sorununun barışçıl yollarla çözümü konusunda birçok devletten daha etkili olabilir. Türkiye’nin bu tarihsel sorunu, dışardan gelecek böyle katkılarla daha kolay çözüm yoluna girecektir. Almanya isterse bunu yapacak güce sahiptir. Kürt halkının beklentisi de demokratik ülkelerin özellikle Almanya’nın Kürt sorununun barışçıl çözümü konusunda daha aktif bir rol üstlenmesidir.

PKK yasağının kalkması, Kürt kimliğinin resmi olarak tanınması ve Kürtçe anadil eğitiminin yaygınlaştırılması için Kürt kurumlarına düşen görevler nelerdir?
Kürtlerin Almanya’da yasak ve takip kapsamından çıkması büyük bir topluluk olarak kabul edilmesi en olması gereken şeydir. Ancak siyasi tercihler ve biriken sorunlar nedeniyle çözüm kolay değildir. Her şeyden önce yeni bir siyasal iklimin oluşması gerekir. Öncelikle Kürtler kendi kurumlarında olabildiğince örgütlenerek, Almanya’daki ilgili kurumlarla ne istediğini bilerek muhatap olmalıdırlar. Sadece Alman politikalarını eleştirmekle sorunlar çözülemez. Eleştirinin yanında özeleştirel olmak, alışagelen klişelerin dışan çıkmak, daha çok çalışmak gerekir.

‘Kendimizi doğru anlatırsak Alman toplumunda ilgi gelişir’

Almanya’da onbinlerce Kürt okudu, vatandaş oldu, dil öğrendi. Bu büyük bir güçtür. Kürtlerin Almanya’daki partilere üye olması, kendi kimliğiyle siyaset yapması, Kürtleri tanıtmada ve taleplerine yerine getirmede çok önemli bir rol oynayabilir. Eğer önyargılar yıkılır diyalog ortamı gelişirse, Kürt kimliğinin kabulü, dil eğitimi gibi talepler Almanya’da sorun olmaz. Almanya’nın yasaları ve demokratik birikimi buna engel değildir. Belirttiğimiz gibi, sorun Kürtlerin kendisini örgütleme, somut taleplerini belirleme ve Almanya’daki yetkililerle diyaloga geçmeyle aşılabilir. Bilinç, sabır ve çalışma bütün zorlukları ve engelleri aşmak için temel anahtardır. Alman toplumuna kendimizi doğru anlatırsak, ırkçı ve faşizan bir tepki ile karşılaşmayacağımız açıktır. Tam tersine Kürtlerin ezilmişliği, uğradığı hak gasbı, Alman toplumunda ilgi bulacak.

Sorun Almanya’nın resmi politikasındadır, toplumunda değil. Resmi politikayı değiştirmek için de, halkla ve sivil kurumlarla yaygın bağlar kurmak gerekir. Her kurumun yapacağı şeyler vardır. Yeter ki bütün güçler kendi kimliğini ve sorunlarını sahiplenerek harekete geçebilsin. Bugüne kadar bu sorunların aşılmamasında Kürt kurumlarının, toplumumuzun yetersizliklerinin de payı vardır.

BİTTİ


MURAT ALPAVUT