
Avrupa’nın lokomotifi görülen Almanya, kalifiye göçmenlere ayrıcalık tanırken, savaştan, yoksulluktan ve ayrımcılıktan kaçanlara ise aynı hoşgörüyle yaklaşmıyor. Almanya’da ilticacı yasaları ile mültecilere yönelik kötü muamele ve kamplardaki yaşam koşulları sürekli tartışma ve eleştiri konusu olmaya devam ediyor. Avukat Mahmut Ertaş göre Ortadoğu’daki savaşların ve kaosunda da etkisiyle son yıllarda yoğun göç alan Almanya’da hükümetin ilticacı politikasını ‘’sığınmacıların gelmeleri zor, yollanması kolay olsun“ diye özetleyebiliriz.
İltica yasasında neler değişti?
Alman hükümeti iltica yasalarında da devletin ihtiyaçlara göre sık sık değişiklik yapıyor. En son geçtiğimiz haftalarda yeni bir düzenleme yapılarak Alman iltica yasasında değişikliklere gidildi. Hukukçular değişiklikleri şu şekilde özetliyor:
* Yeni yasal düzenlemeyle, AB ve Almanya vatandaşları karşısında ikinci plana itilen mülteciler, artık 15 aylık bir süreden sonra aynı işlerde çalışabilecekler. Yani burada AB ve Alman vatandaşlarına öncelik kalkmış oluyor. Mültecilerin iyi eğitimli ve kalifiye olmaları durumunda ise bu süre 3 aya indiriliyor.
* Diğer bir yasal düzenleme ile mültecilerin yıllarca başvuru yaptıkları idari bölgenin dışında ikamet etmelerine izin vermeyen uygulama kaldırılacak. Bu haktan yararlanılabilmesi için ise, iltica başvurusu yapanların herhangi bir sınırdışı kararı almamış olmaları da gerekiyor.
* Eyaletler Meclisi tarafından da onaylanan değişiklikler kapsamında, iltica başvurusu yaptıktan sonra kabul merkezlerinden ayrılan mültecilere gıda yardımı yerine para yardımı yapılacak.
* Henüz davaları sonuçlanmayan mültecilere yönelik yapılan bu iyileştirmeler karşılığında, Sırbistan, Makedonya ve Bosna-Hersek’in ‘güvenli ülke’ olarak kabul edilmesine onay verilmişti.
Avukat Mahmut Ertaş anlattı
İltica yasasında yapılan son değişiklikler ile Almanya’nın yabancılar yasası ve mülteci politikasını konusunda uzman olan Avukat Mahmut Ertaş ile görüştük. İşte sorularımız ve Ertaş’ın yanıtları;
Son dönemler Alman hükümeti ilticacıları ilgilendiren bazı konularda değişiklik yaptı bu değişiklikleri de „iyileştirme“ olarak sundu. Gerçekten bir iyileşme var mı? Neler değişti?
Yasal değişiklikler çıkarılmasının nedeni şu anda mevcut Federal Mülteci Bürosu çok zor durumda olmasıdır. Zira dünyada ve Ortadoğu’da yaşanan krizden kaynaklı Almanya’ya yoğun bir ilticacı akışı var. Şu anda incelenmesi gereken her dosya için bakanlığın 10 dakikası var. Bu koşullarda dosyalar nasıl sağlıklı incelenecek. İşte bu durumu rahatlatmak için bazı değişiklikler yapıldı. Bu değişikliğin başında ‘güvenli ülke’ kavramının genişletilerek oralardan gelecek olan göç dalgasını kırmak ve direk sınırdışı edebilme hakkına sahip olmak geliyor. Bu güvenli ülkelere dahil olan ülkeler Makedonya, Sırbistan ve Bosna Hersek. Eski Yugoslavya’dan gelen ilticacıların sayısı hiç düşmedi. Güvenli ülke demek; o ülkeler siyasi ve ekonomik anlamda güvenlidir manasına geliyor. Tabi bu da sözkonusu ülkelerden gelen kişilerin nedensiz ve gerekçesiz bir şekilde iltica taleplerinin reddedilmesi ve ülkelerine geri gönderilmesi anlamına geliyor. Fakat oradan gelen Romenlerin durumu, bu durumu tamamen boşa çıkarmakta.
Almanya’da seyahat özgürlüğü
Yeşiller Partisi bu yasalara itirazda bulundu. İktidarla bir uzlaşmaya gittiler. Uzlaşma çerçevesinde güya bazı iyileştirmeler oldu. Bunlar da yasalara dahil edilerek geçirildi. İlticacılar Almanya’ya gelir gelmez belirli bir yere dahil ediliyordu. Dahil edildikten sonra her zaman orada kalmak zorundaydılar. Çok olağanüstü durum ve kişisel nedenler olmadıkça orayı terk edemiyordunuz. Yalnızca yabancılar polisinden geçici bir izin kağıdı ile belli bir süre o bölgeden çıkabiliyorlardı. Bu durum kısmen değiştirildi. Yeni düzenlemeyle sığınmacılar iltica başvurusu yaptıktan 3 ay sonra Almanya’da seyahat özgürlüklerine kavuşuyor fakat yine o bölgelerin dışına taşınamayacaklar. Taşınabilmeleri yani ikametgahlarını değiştirmek için yine istisnai ve ciddi gerekçeler bildirilmek zorunda. Bunlardan bazıları şunlar: Yakın akrabalarınız, bulunduğunuz yerin dışında başka bir eyalette iş bulursanız gidebilirsiniz. Tabii vergi mükellefi olmanız gerekmekte. Ya da üniversite okumak için bu durum aşılabilir.
İlticacıların çalışma hakkı konusunda bir iyileştirme söz konusu mu?
Almanya’da bir ilticacı çalışabilmesi için evvela 9 ay gibi bir süre beklemek zorundaydı. 9 ay dolduktan sonra bile o iş konusunda bir Alman ya da Almanya’da oturumu olan kişiye öncelik veriliyordu. Yani çalışması önünde hayli bir engel vardı fakat yeni yasa ile birlikte bu durum ortadan kaldırarak, iltica sahipleri artık 3 aylık oturumun ardından artık çalışabilecek. Fakat öncelik durumunun kalkması için 15 ay geçmesi gerekmekte. Farklı eyaletlerde çalışabilmek için ise dediğim gibi bu konu biraz lastik gibi olduğu için o karar mercilerinin inisiyatifine bırakıldı. Gelir vergisine tabi tutulması gerekmekte. Bu durum bile oradaki memurun toleransına bağlı. Bir de ilticacıların üniversite okuma haklarının olmadığına dair yaygın bir görüş var. Fakat bu görüş tamamiyle yanlış bir yaklaşım. İlticacı üniversite okumak için gerekli şartlara sahipse, ise ilticacı üniversitede kabul ederse eğer okuyabilir. Sadece burs alamazlar.
Uygulamada sıkıntılar var
Yasal değişiklikler öncesi uygulamada çok ciddi sorunlar yaşanıyordu. Oldukça sert tutum içindeydiler. Yeni yasalarla sadece bu sert tutumda biraz yumuşama yarattılar. Dikkatle bakarsanız, Almanya’da yasalar lastik gibi. Bu yasaların uygulanmasında takdir hakkı çok fazladır. Her memur, her hakim kendine göre algılayıp uygulamakta. Bu yeni çıkan yasalar kısmen de olsa yabancılar lehine yorumlanabilir. En fazla karşılaştığımız şey, aynı durumlara sahip ilticacıların farklı uygulamalar ile karşılaştığı söylemi. Sebebi işte anlattığım gibi her memurun kendi inisiyatifini kullanmasıdır.
Peki bu çıkan yasalar, eyaletlere göre farklılıklar gösterecek mi? Yoksa tüm Almanya için geçerli mi?
Yeni yasalar eyaletlere göre çıkan bir yasa değil. Federal bir yasadır. O yüzden tüm eyaletlerde de geçirlidir. Fakat her eyaletin bu yasaları nasıl uygulanacağına dair genelgeleri olur. Bu anlamda bazı farklılıklar olur. Ama genelgeler, bu yasaların yolundan çıkmaması kaydı ile çıkar.
Son dönemlerde Almanya’daki en büyük problemlerden biri mülteci kamplarının yaşam koşulları. Bu koşullardan kaynaklı birçok problem ortaya çıkmaktadır. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Önceden mesela ilticacılara gıda ve giyecek kartları ya da çekleri veriliyordu. Fakat kişinin ihtiyaçlarını bir memur ya da kurum bilemez. Kişinin kendisi ancak bunu belirleyebilir. Bu son iltica yasası ile birlikte tüm ilticacılar artık sadece para yardımı alacalar çek ve kartlar rafa kaldırıldı.
İlticacılara din ve ülkesine göre bir ayrım yapıldığına dair eleştiriler var. Alman hükümeti ilticalara eşit davranıyormu?
Aslında belirgin bir ayrım yok. Fakat Alman hükümeti ve siyasetçilerin Ortadoğu’dan gelen Hıristiyanlara yaklaşımının pozitif manada farklı olduğu herkes tarafından bilinmekte.
Almanya’nın sığınmacılara yönelik tutumu ve politikası sürekli eleştiriliyor. Bu konuda nasıl bir anlayıştan söz edebiliriz?
Aslında Almanya’da iki farklı anlayış var. Bir anlayışı ‘Sünger artık su çekmez oldu’ diye yorumlayabiliriz. Yani artık Almanya’nın daha fazla göçü kaldıramayacağına işaret eder bu anlayış. İkincisi ise yaşanan bu göçü, fırsata çevirmek gibi bir yaklaşım söz konusu. Yani gelen mültecileri işçi göçü olarak algılama ya da gelen kalifiye göçmeleri ayıklama gibi bir yaklaşım söz konusu. Genel olarak bu iltica yasası ile ilgili bir durum değil.
Gelmeleri zor yollanmaları kolay olsun!
Alman devletinin politikası şu: Yabancıların Almanya’ya gelmesi çok zor ancak sınırdışı edilmesi çok kolay olsun. Bunun son örneği ise aile birleşimiyle ülkeye gelecek olanlara sürekli yeni zorlukların çıkarılmasıdır. Biliyorsunuz, Almanya’nın aile birleşimiyle ülkeye gelecek olanlara dil zorunluluğun getirmesini, Avrupa Adalet Divanı mahkum etmişti. Ancak iptal kararının ardından bu sefer de 21 yaş zorunluluğun getirilmesi bu duruma bir örnek. Siyaset kendi algılarıyla yasaların içini doldurmaktadır.
REHA SARI/FRANKFURT