Zor bir dönemden geçen Yunanistan halkı, Başkent Atina’da diktatörlüğün yıkılışının yıldönümünü kutluyor. Bundan 41 yıl önce, 31 Temmuz’da, Yunan halkını yedi yıl boyunca zorbalıkla yöneten askerlerin saltanatı sona ermişti. Bugünlerde ise temsilcileri Avrupa Birliği (AB) hegemonyasına karşı onurlarını korumak için mücadele ediyorlar.

Çipras hükümetinin mücadelesi, AB'ye yönelik bu denli derin ve aynı zamanda bir ilk olma özelliği de taşıyor. Her ne kadar bugün Yunanistan zor durumda olsa da, zayıf bir ülke olsa da bu kriz ile birlikte, aslında Almanya’nın hegomanyası altında bulunan AB işleyişini sorgular hale getirmiştir. Fransa gibi birliğin güçlü ülkelerinde bu sorun etrafında çeşitli tartışmalar yaşanıyor. 

Yunanistan hükümetinin bu direnişi, kısa sürede Yunan halkının sorunlarına çözüm getirmese de ilerde AB sisteminin yeniden yapılanmasına yol açabilir. Önümüzdeki dönemlerde benzer ekonomik sorunları yaşayabilme olasılığı olan İspanya, İtalya, hatta Portekiz gibi ülkelerde Sryza benzeri hareketler gelişebilir. Böyle bir durumda, bu güney ülkeler, AB’nin hükümranı olan Almanya ve onu destekleyen diğer kuzey ülkelere karşı, Euro bölgesinde yeni reformların yapılması için zorlayabilirler.

Geçtiğimiz günlerde, Avrupa Parlamentosu Milletvekili ve Podemos’un Genel Sekreteri Pablo İglesias’ın bu duruma dikkat çeken önemli bir makalesi yayınlandı. İglesias şöyle diyordu; "Çipras’ın duruşu, Merkel karşısındaki direnişi, Almanya’yı deşifre etmiştir. Bu ülkenin Yunan halkı karşısındaki tutumu, diğer Avrupa ülkelerinin yararına olmadığı, birliğe zarar verdiğini ortaya çıkartmıştır. Bununla birlikte, aslında Almanya’yı AB içinde izole etmesine götürecek kapıyı aralamıştır. Yunan temsilcileri, Almanya’nın AB’yi yöneten konsensüsünde çatlaklar oluşturmayı bir derece başarmışlardır. Özellikle Fransa ve İtalya durumun farkına varmıştır. Bu önemlidir. 

Sryza partisiyle değişik bir kontekst içinde, aynı stratejiye sahip olduklarını ifade eden İglesias, Podemos’un doğru bir zamanda, yönetime talip, önemli bir aktör olarak Euro bölgesinde, ekonomisi 4. sırada bulunan İspanya’da doğduğunu yazdı. Rakiplerinin Sryza zaferinden korktukları, bundan dolayı da AB’de ipleri elinde tutanların amacının sadece Yunan hükmetini başarısızlığa uğratmak olmadığı, aynı zamanda bu devrim rüzgarını arkasına almış ve diğer ülkelerde gelişebilecek benzeri hareketlerin de önünü kesmek olduğu idasında bulundu. Pablo İglesias sözlerini şöyle sürdürüyordu: "Önünü kesmek istedikleri hareketlerın başında Podemos geliyor. Şimdi aslında İspanya halkı üzerine tam da bu baskı uygulanıyor. ‘Siz Podemos’a oy mu vereceksiniz? Buyrun! Bakın Yunanistan’nın durumu ortada’ mesajını veriyorlar. Bizim hareketimizin İspanya’da iktidar olmasını böyle frenlemeye çalışıyorlar."

Yunanistan hükümetinin tutumunu bir çıkmaz yol olarak lanse eden bir kısım politikacının aksine, Podemos Genel Sekreteri bu direnişten bir hayli umutlu. AB ile olan mucadelenin uzun soluklu olduğunu ima ederek şöyle diyor: "Eğer Yunanistan gibi küçük ve zayıf bir ülke Euro bölgesini istikrarsızlaştırmaya yetiyorsa, herkes bilsin ki İspanya bu durumun fazlasını yapar. Özellikle sosyal demokrat cephesinde rezervlerimiz bir hayli fazla. Hem İspanya’da, hem de Avrupa genelinde bu rezervleri harekete geçireceğiz. Bu durumda anlaşılan, AB bu tür sorunları kemer sıkma politikasıyla aşamaz. Böyle bir durum ekonomik sorunda yeni bir politik alan açacaktır."

Yunan hükümetinin 13 Temmuz antlaşmasından sonra, Gazeteci Maria Malagardis şöyle yazıyordu; "Yunanistan bir raundu kaybetti, savaşı değil." Yeni rauntlar kaybetse de, Çipras’ın Brükseldeki teknokratlara karşı açtığı savaşın cephesi genişleyerek devam edeceğe benziyor. Önümüzdeki dönemlerde Yunan liderinin yanında, onun gibi genç ve dinamik olan Podemos Genel Sekreteri Pablo Manuel Iglesias Turrión ismi de sık sık anılacaktır.