Toplu mezar için Türkiye’ye gelen ve aralarında adli tıp uzmanları, avukatlar, parlamenterler ve gazetecilerin de bulunduğu 32 kişilik İnsan Hakları Delegasyonu Valilik ve askerler tarafından engellendikten sonra Feqiyê Teyran Parkı'nda basın açıklaması yaparak kendilerine yönelik tutumu kınadı. İnsan Hakları Delegasyonu’ndan Micheal Backmund, Andrea Wolf’u 1983 yılında tanıdığını belirterek, “Arkadaşım Wolf 1998 yılında girdiği bir çatışmada önce sağ yakalanmış, sonrada tecavüze uğramış ve yargısız infaz edilmiştir. Bu uluslararası bir savaş suçudur. Bu yüzden 1998 yılında buna dair bir açıklama yaparak işkence ve infazı yapanların cezalandırılmasını istedik. Bu işler için zamana ihtiyaç olduğunu deneyimlerden biliyoruz. Generaller ve katillerin yargılanması 40 yıl zaman alabiliyor. Biz 13 yıldır bunun mücadelesini veriyoruz. Buraya gelip toplu mezarda inceleme yapmak istedik ama önce Vali sonra askerler tarafından engellendik. Askerler bizi silahlarla durdurdu ve karakolda 4 saat bekletildik ama yine de toplu mezara gitmeyi başaramadık. Almanya ve Türkiye arasında bir silah kardeşliği var. Bu yüzden Alman devletini de Türkiye devletine silah verdiği için kınıyoruz. Herkes şunu anlamalı ki savaş suçları ortaya çıkmadığı sürece barış olmaz. Biz sonuna kadar mücadele edeceğiz. İşkenceciler mutlaka cezalandırılmalıdır. Bunu Kürdistan’da başaracağız” diye konuştu.
Backmund’un ardından söz alan Avukat Bedia Özgökçe ise hukuki sürece ilişkin bilgi verdi. Wolf’un infaz edilmesinin ardından Çatak Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunduklarını ancak sonuç alamadıklarını belirten Özgökçe, 2002 yılında davayı AİHM’e götürdüklerini ve Türkiye’nin etkili soruşturma yürütmediği gerekçesiyle mahkum edildiğini hatırlattı. Ortaya çıkan toplu mezarın ardından yeni delillerin oluştuğunu kaydeden Özgökçe, bununla birlikte yeni bir hukuki sürecin başladığını kaydetti.
Son olarak söz alan Avukat Martin Löwenberg, İnsan Hakları Delegasyonu olarak Türk ordusunun toplu mezara gidişini engelleyen askeri barikatı reddettiklerini söyledi. Söz konusu toplu mezarda Andrea Wolf’un kemikleriyle birlikte 41 kişinin de kemiklerinin bulunduğunu söyleyen Löwenberg, şöyle konuştu: “Toplu mezara dair hiçbir engelleme olmadan, özgürce gidilebileceğini defalarca söz vermesine rağmen Van Valisi, İnsan Hakları Delegasyonunun, İHD Van Şubesinin ve Kelehe çalışma grubu ile katledilenlerin yakınlarının, son dakikada soğukkanlı bir şekilde gitmesine engel olmuştur. Ne Almanya ve ne İsviçre nezdinde yapılan siyasi baskılar, ne de Vali ve bölgedeki askeri komutanlarla bir daha konuşma çabası başarılı oldu. Türk devlet bürokrasisi ve askeri kuvvetleri, siyasi bir karar alarak, savaş suçunun işlendiği yere ulaşılmasını engelledi. Delegasyon bu tavrı, 13 yıl önce insanlığa karşı işlenmiş suçun bir hakikat olarak kabul edilmesinin bir başka şekli olarak görmektedir. Vali taş kalplidir. O bizi bölgede mayın var diye kandırdı ama askerlerin bize gösterdiği haritada o bölgede mayın yoktu. Vali bu şekilde davranarak insanlık suçunu kabul etti.”

Löwenberg konuşmasını şöyle sürdürdü: “Katliamları ve savaş suçlarının açığa kavuşturmadan, Türk ordusundaki işkencecileri ve katilleri ve onlardan sorumlu komutanları ve siyasileri cezalandırmadan ne Türkiye’de, ne Kürdistan’da ne de dünyanın herhangi bir yerinde adalet ve barış sağlanmayacaktır. Andre Wolf ve diğer militanlara işkence yapıp işkence yapanlar hakkında Türk ve Alman yetkililer derhal bir kovuşturma başlatmalıdır.”

VAN