Almanya kadar ağır bir geçmişe sahip ve 2. Dünya Savaşı’ndan sonra “Bir daha asla!” sloganının yükseldiği bir ülkenin yönetiminin başka bir soykırımcı savaş karşısında sessiz kalması, elbette ki o ülkenin devlet geleneği ve gerçeği ile alakalı bir durumdur.
Geçtiğimiz günlerde Almanya Federal Dış İşleri Bakanlığı’nda, Türkiye’deki gelişmelerin de ele alındığı ve bazı sivil kuruluşlardan temsilcilerin de katıldığı bir toplantı gerçekleştiriliyor. Toplantıda Bakanlık yetkilisine Alman hükümetinin Türkiye’deki gelişmelere yaklaşımı soruluyor. Yetkili aynen şöyle diyor: “Federal Hükümet, darbe girişiminin yargılanmasını meşru görüyor. Ancak olup bitenler, işin çığırdan çıktığını gösteriyor. Yaşananların darbe girişiminin yargılanması ile izah edilmesi mümkün değil.”
Bunun üzerine toplantı katılımcılardan biri Bakanlık yetkilisine Alman hükümetinin ne yapmayı düşündüğünü soruyor. Yetkilinin yanıtı şöyle: “Hiçbir şey.”
15 Temmuz darbe girişiminden önce Bakur’da AKP iktidarı tarafından başlatılan soykırımcı savaş karşısında Alman hükümetinin tutumu aynı oldu. Kürdistan dışındaki en büyük Kürt kitlesinin bulunduğu Almanya’da kamuoyunun AKP’ye yönelik bütün tepkilerine rağmen Federal Hükümetin yaptığı, koca bir hiç oldu. Koskoca bir kayıtsızlık durumu.
En azından dışa yansıyan buydu. Meğer içeride hiç de kayıtsız değilmiş Alman hükümeti. Duyduğuma göre özellikle kış sürecinde özyönetim direniş alanlarına giden, burada incelemelerde bulunan kurumların anlatacaklarına büyük ilgi gösterilmiş, görüşme taleplerine olumlu yanıtlar verilmiş, söz konusu kuruluşların temsilcileri dikkatle dinlenmiş. Bakur’a gidip birinci elden bilgi toplayıp Alman resmi kuruluşları bilgilendiren bir insan hakları örgütü çalışanı, Federal hükümeti tarafından bu kadar ilgi beklemeyip bayağı şaşırmış.
Ancak Bakur’daki süreci anlaşılan yakından izleyip takip eden Alman hükümetinin pratik politikasında gözle görülür bir değişim olmadı. Bu konuda bilgi veren insan hak örgütü çalışanına bunun nedenini sorduğumda, “AKP’nin mülteciler konusundaki şantajcı politikası” yanıtını verdi ve Almanya’da mülteci meselesini araçlaştıran AfD isimli ırkçı partinin oylarının ciddi düzeyde yükseldiğini, iktidardaki CDU’nun ise oy kaybına uğradığına dikkat çekti.
Bu sık sık ifade edilen bir gerekçe. Ancak mesele bu kadar basit olabilir mi? Almanya AKP iktidarının şantajcı politikalarına boyun eğiyor olabilir mi? Ki böylesi bir argumantasyon ile Alman hükümeti fazlasıyla masum ve mağdur gösterilmiyor mu?
Şu an siyasi sebeplerden ötürü, yani verdikleri özgürlük ve demokrasi mücadelesinden dolayı Alman cezaevlerinde yatan Kürt ve Türkiyeli siyasetçileri anımsayalım. Ya da geleneksel Kürdistan Festivali’nin geçen ay Almanya’da yasaklanmış olmasını.
Geçen ay Ermenistan’ın başkenti Erivan’da düzenlenen Soykırım ve Kadın konulu konferansta Fransız bir akademisyen, Türkiye’deki mevcut durumu 1930’lu yıllar Hitler Almanya’sına benzetti. Kürtlere karşı yürütülen soykırımcı savaş, katliamlar, infazlar, yıkımlar, kitlesel tutuklamalar, meslekten men edilmeler, havuz medyasının dışındaki basın kuruluşlarının susturulması vb. gerçekten de 1933 itibariyle Almanya’da sol, sosyal demokratlar ve Yahudilere karşı geliştirilen soykırımcı politika ve uygulamaları anımsatıyor. Bu bir kıyaslama değil. Ki soykırımlar birbiriyle kıyaslanamaz. Ancak gerekse AKP iktidarı tarafından kullanılan retorik ve propaganda yöntemleri gerekse de somut uygulamalar fazlasıyla benzerlik taşıyor ki Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş de geçtiğimiz günlerde “Almanya 500 bin kişiyi atmış, biz de 100 bin kişiyi atarız” derken, kimden esinlendiklerini açıkça ortaya koydu.  
Almanya kadar ağır bir geçmişe sahip ve 2. Dünya Savaşı’ndan sonra “Bir daha asla!” sloganının yükseldiği bir ülkenin yönetiminin başka bir soykırımcı savaş karşısında sessiz kalması, elbette ki o ülkenin devlet geleneği ve gerçeği ile alakalı bir durumdur. Bu sessizlik, Alman devletinin gerçeğini çok net gösteriyor.
Biz Kürtler Alman devletinin bu gerçeğini, sadece son 30 yılda sürdürdüğü Anti-Kürt politikasından değil, Osmanlı’ya Kürt isyanlarını bastırmayı bizzat öğrettiğinden de biliyoruz. Ama “Bir daha asla!” sözüne gerçekten inanan, bunu sadece bir slogan olarak ele almayanlar, vicdan sahibi insanlar Alman devletinin bu gerçeğini kabul etmemeli. Zira olup bitenlerin farkında olup da sessiz kalanlar hem tarih hem de insanlık karşısında suçlu durumuna düşer. Almanya şu an tam da böyle bir yerde duruyor.