88 yıllık TC tarihi, Kürdistanı fethetme beyhudeliğinin toplamıdır. Bu yılları, Kürdistanı vahşice yakıp, yıkma ve Kürtleri katletmekle geçirdiler. Ellerinde, yüzlerinde Kürt kanıyla Müslümanlık taslayıp, „kardeşlik“ bile dediler.
Oysa kaide, insanlık kuralı tanımayan, vicdan nedir bilmeyen  bu „din kardeşliği“ Kürtlerin başına bela, yurtlarını yakan ateş, evlatlarını yoklara karıştıran Zebaniydi. Ayrılmak, Kürtler için de tabii hak, evrensel hukuka uygun çözümdü. Zebaniden yollarını ayırıp kurtulmak için başkaldırıyor, „baş dindar“ rolü yapan, baygınlık numaraları kesen Fethullah Gülen, soykırım histerisine tutulmuşçasına „köklerini kurutun“ çağrıları yapıyordu.
„İleri demokrasi“ diye diye, Faşizmi kurumlaştırdılar. Mafya çeteleri kurdular. Kombasan dolandırıcıları, yardım parası hırsızları başların ulu tepelerde başların başı. Deniz Feneri adındaki soygun çetesi, 12 yaşındaki kızın tecavüzcüleri dışarıda.
Bunların dindarlıkları böyle. 12 bin Kürt. Bazıları „tuh senin din kardeşliğine“, kimi katile „katil“ demekten, kimi konuşma suçu işlemekten sanık, pek çoğu nedenini de bilmeden…
Ragıp Zarakolu’nun yayına hazırladığı kitaplar, Büşra Ersanlı’nın anlık cümlesiz notları polis için suç delili, telefon konuşmaları rejimin fetvacısı Fethullah Gülen medyasında „şok“ başlıklı hüküm…
***
Fethullah’ın medyası, bayram sabahı kan görme histerisiyle „Cudi dağında operasyonlar devam ediyor“ başlığıyla çıkmıştı.
Oysa, tastamam 17 yıl önce Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş, Kürdistan gerillalarına karşı kazanılan zaferi, „Cudi’ye bayrağı diktik“ diye müjdelemişti. 17 sene önce bayrak dikildiyse, bu fetih taarruzu neyin nesiydi? Ne diyelim o toplumda yalancı, her zaman „güzellikte birinci“, „Allah“ diyen dolandırıcı, „din alimi“ydi. 
Aynı sabah, cami gösterisine çıkan Başbakan, emir verdiği Kazan vadisi katliamını, „ben insanım“ diyenin tiksindiren Faşist maganda övünmesi yapıyor, etrafını saran yandaşlarının yüzünü güldürüyordu. Katliamdan kurtulan gerillar, Kazan vadisi vahşetini, „çatışma, vuruşma olmadı. Elma kokulu zehir serperek vatliam yaptılar“ diye anlatıyorlardı.
Zehir insanlık suçuydu. İmamın Faşizmi savaşı da kirletmişti.
Aynı Başbakan, iki gün önce Berlin’de, Almanya’ya Faşizmin faziletsiz faziletini anlatıyor, sefilliği dünya, „delisidir, ne yapsa yeridir“ sessizliğiyle dinliyordu. Türk Başbakanı Federal Almanya Başbakanı Merkel’e, „Kürtler her alanda örgütlenip, dernekleşmiş“ diyor, ardından Faşizmi ihraç hamleyle hepsinin kapatılmasını istiyordu.
Ne yapsın Bayan Merkel, oturup ona Faşizmin lağıma gömüldüğünü söyleyip, demokrasiyi, demokrasilerde örgütlenmenin hukuki hak olduğunu anlatacak hal, anlatsa bile karşısındaki kafada anlayacak akıl, demokrat mantık ile vicdansal düzey yoktu.
Onun için,“olur“ diyerek başından savıyordu.
***
Amerika, „imam Faşizmi“ni düşmanlarına karşı koç başı, gerektiği yerde de terör rüzgarı olarak kullanıyordu. (Ellerindan Kaddafi’nin kanı damlıyor. Suriye’deki ölülerin cellat sorumluluğu da omuzlarında.)
Amerika tetikçi olarak kullanıyordu ya, onlar da Fedaral Kürdistan’ı dişine göre görüyor, Ankara’ya davet ettikleri Başkan Mesut Barzani’ye, „benim için, özgürlük savaşı veren Kürt kardeşlerinle savaş“ diyordu.
Barzani adap ve terbiye bilendi. Haddini aşana, „hadi ordan“ anlamında yorulup, usanmadan insanlığı anlatıyor, „özgürlük Kürtlerin de hakkıdır“ diye dil döküyordu.
Ama Barzani’nin insani dilini anladıklarını sanmıyorum. Çünkü medyaları, Faşist maganda kabadayılığıyla „çağırıp, bir güzel tehdit ettik“ övünmesinde…