Almanya’da göçmenler, vatandaşlık elde etmedikleri sürece ne yaşadıkları kentin ne de yaşadıkları ülkenin kaderine ilişkin oy kullanma hakkına sahip olabiliyor. Almanya vatandaşı olmayanların tek bir meclis için oy kullanma hakkı var: Yabancılar Meclisi. Onun ise yalnız adı “meclis”; Kürdistanlı bir göçmenin ifadesiyle, “olsa olsa dost meclisi”!

Yabancılar Meclisi’ne ilişkin hiçbir şey söylemeden önce Almanya’daki genel oy hakkını incelemek gerekiyor. Zira Yabancılar Meclisi’nin varlık gerekçesi de aslında oradan bağımsız değil.


Alman değilsen oy yok!

Avrupa Birliği ülkelerinin hemen hemen hepsinde yabancıların yerel seçimlerde oy kullanma hakkı bulunuyor. Bu hak, İsveç’te 40 yıl önceden, 1975’ten beri uygulanıyor. Danimarka 1981’de, Hollanda 1985’te, Finlandiya ise 1991’de ülkeleri sınırları içindeki yabancılara yerel seçimlerde oy kullanma hakkı tanımış. Avrupa Konseyi’nin de 1994 tarihli, Avrupa Birliği sınırları içinde yaşayan bütün yabancıların yerel seçimlerde oy kullanabileceği yönünde kararı var. Bu karar ardından da 1997’de Estonya, 2002’de Litvanya ve Slovenya, 2003’te Lüksemburg ve Slovakya, 2004’te Belçika ve Macaristan, 2010’da ise İrlanda ve Yunanistan, gerekli yasal düzenlemeleri yaparak göçmenlerin tamamına yerel seçimlerde oy hakkı tanıyor. İspanya, Portekiz ve İngiltere ise göçmenlerin oy kullanabilmesi için geldikleri ülkede kendi vatandaşlarına nasıl bir sistem uygulandığına bakıyor; ancak karşılıklı anlaşmalarla oy kullanma hakkı tanıyor.

(Burada bir parantez: Doğu Almanya da yıkılmasından hemen önce ülkede iki yıldan fazla yaşayan tüm göçmenlere oy hakkı tanımıştı.)

Almanya, hem temel insan haklarına hem de Avrupa Konseyi kararına boşvererek Avrupa Birliği dışından gelen göçmenlere oy hakkı tanımamakta ısrar ediyor. Ülkede yalnızca Avrupa Birliği’ne üye ülkelerden gelen göçmenlerin yerel seçimlerde oy kullanma hakkı var. Bu da ayrımcılığı daha da derinleştiriyor.


4.6 milyon kişinin oyu yok

Almanya’da 15 milyonun üzerinde göçmen yaşıyor. (Rakamlara son dalgayla gelen Suriyeli mülteciler dahil değil.) Bu sayı, Almanya vatandaşı olan göçmenleri ve Almanya’da doğan ama annesi babası göçmen olanları da kapsıyor. İstatistik Dairesi verilerine göre göçmenleri 7 milyonu Almanya vatandaşı değil. 

Almanya’daki vatandaş olmayan göçmenlerin 4.6 milyonu AB sınırları dışından geliyor. Önemli kısmı, 17 yılı aşkın süredir Almanya’da yaşıyor; çalışıyor, dükkan işletiyor, vergi ödüyor. Ama ne gam! Hiçbiri oy kullanamıyor. (Bir parantez daha: Henüz oturum hakkı elde edememiş ve bunun için bazen yıllarca beklemek zorunda kalan “mülteci adaylarını”, tabii kimse konuşmuyor. Ne de olsa onların insan olmaktan doğan bütün hakları, toplumsal bir kabulle hem de, askıya alınmış durumda!)


CDU, SPD, FDP ortaklığı!

Göçmenlerin yerel seçimlerde oy kullanma hakkına meclisteki güçlü partilerden Hristiyan Demokrat Parti/Hristiyan Sosyal Birliği (CDU/CSU), Sosyal Demokrat Parti (SPD) ve Hür Demokrat Parti (FDP) karşı çıkıyor; Yeşiller Partisi (Die Grüne) ile Sol Parti (Die Linke) ise bu hakkı destekliyor.

Farklı fikri akımları temsil eden CDU/CSU, SPD ve FDP, en son 29 Mayıs 2009’da Federal Parlamento’da yapılan oturumda göçmenlerin oy hakkı konusunda birleşmiş ve 403 gibi yüksek bir oyla “göçmenlerin siyasetten dışlanmasına devam” demişlerdi.

CDU/CSU ile SPD’nin bu konudaki ortaklığı ise eskiye dayanıyor. İki hareket, 2005’te kurdukları “büyük koalisyonun” programına da bu hakkı almış; ancak sonrasında bütün baskılara karşın vaadi yerine getirmemiş.


Cılız mücadele

Göçmenlerin oy hakkı meselesi, Türkiyeli göçmen örgütlerinin pek de gündeminde değil. Zira bu örgütlerin hemen hemen hiçbiri yaşadıkları ülkenin siyasetine dair program üretme ehliyet ve perspektifine sahip değil. Ülkedeki gelişmeler dışında gündemi olmayan, üyelerinin gündelik hayatına ilişkin sorunlara boş veren bir yapı mevcut. (Bu konudaki yetersizliğin en büyüğü, Kürt örgütlerinde bulunuyor.) Bu nedenle oy hakkı mücadelesi de yeterli güce erişemiyor. Doğal bir insan hakkı olduğu ve bütün Avrupa Birliği’nde kabul gördüğü için toplumsal ve siyasal baskıyla belki de kolayca elde edilebilecek bu hak, bugün tartışılmıyor bile.


Kazanımlara ‘hukuki’ gasp!

Yine de bir mücadele var. 80’li yılların başından bu yana bazı göçmen örgütleri ve Almanyalı solcular, bu taleple kampanyalar örgütlüyor. En meşhuru, “Herkes için oy hakkı” sloganlı. Bu mücadelenin bazı sonuçları da olmuş. Sözgelimi 1989 yılında Hamburg eyaleti, sınırları içindeki bütün göçmenlere yerel seçimlerde oy kullanma hakkı vermiş. Fakat bu hak, siyasetin de müdahalesiyle Federal Anayasa Mahkemesi’ne taşınmış. Mahkeme, 31 Ekim 1990’da noktayı koymuş: “Seçme ve seçilme hakkı, ancak vatandaşlığa geçilerek kazanılabilir!”


Cevapsız sorular...

Bu durum, birçok cevapsız soru ortaya çıkarıyor:

* AB sınırları dışından gelenler “yabancı” da, sözgelimi İtalya’dan gelen “yabancı” değil mi? Yabancılık, neye göre belirleniyor? Neden Türkiyeliler, Afganistanlılar oy kullanamıyor da, İtalyanlar, Bulgarlar oy kullanabiliyor? Bu, ırkçılığın bir biçimi değil mi?

* Belediyeye birçok kalemde (çöp, elektrik, su, yol...) vergi ödeyen kişi, neden belediyenin yönetimine dair karar veremiyor? O halde mükellefin de, “Hakkında hiçbir söz hakkım olmayan kuruma neden vergi ödeyeyim” deme hakkı doğmaz mı?

* Bütün sözleşmelerde “temel insan hakkı” olarak değerlendirilen seçme ve seçilme hakkının göçmenlerce kullanılması önünde “kafa kağıdı” dışında ne engel var? Oy hakkının engellenmesinin gerekçesi, “bir Alman kadar seçme ehliyetine sahip olmadığı” düşüncesi mi?

* Hemen hemen bütün Avrupa ülkelerinde yerel seçimlerde göçmenlerin oy kullanma hakkı varken neden yalnızca Almanya engelliyor?


Yabancılar Meclisi ne işe yarar?

Bu sorulara yanıt verilmiyor, sadece yasanın soğuk sesi: “Oy kullanma hakkı, vatandaş olma hakkını kazanmaya bağlıdır!”

Sorular çok yoğunlaşırsa ise gelen yanıt şöyle oluyor: “Yabancılar Meclisleri, sadece yabancıların oylarıyla seçiliyor.”

Bu adeta, genel haksızlığa karşı icat edilmiş bir “teselli ikramiyesi.” Uzun yıllardır Frankfurt’ta taksicilik yapan Yaşar K.’nın deyimiyle, “Hani bir bebek ağlar da sussun diye önüne bir şey koyarsın ya, Yabancılar Meclisi de öyle!”

Peki hukuki, politik ve toplumsal olarak Yabancılar Meclisi ne anlam ifade ediyor?


1971’den beri

En yaygın ismi Yabancılar Meclisi (Auslaenderbeirat) olsa da, eyaletlere göre bazen “Göçmenler Meclisi”, bazen “Uyum Meclisi” adını alabiliyor. 1971 yılında alınan bir kararla kurulmaya başlanmış. İlk olarak nerede, ne zaman kurulduğuna dair bir bilgiye, bütün araştırmaya rağmen ulaşamadım. Fakat bu konuda görüştüğüm herkes, meclislerin 1980’li yıllarda yoğun olarak kurulduğunu söylüyor. İlk meclislerden biriyse 1973 yılında Mainz’de kurulmuş.

Şu an Almanya’da, yabancı sayısının bini geçtiği bütün yerleşimlerde belediyelerin Yabancılar Meclisi oluşturma zorunluluğu bulunuyor. 16 eyaletin 11’inde ise bu meclisler, bir çatıya sahip. (Sözgelimi Rheinland-Pfalz Eyaleti’nde, Arbeitsgemeinschaft der Beiraete für Migration und Integration Rheinland Pfalz, AGARP)

Bu meclislerin kente dair karar alma yetkileri bulunmuyor. Tek yapabilecekleri, yabancılara dair projeler geliştirip bunları belediyeye sunmak ve öneriler geliştirmek. Her meclis, dört yıllık bir dönem için seçiliyor. Toplantılarına prensipte bir belediye meclisi üyesinin de katılması gerekiyor; fakat son yıllarda bu prensibin de neredeyse hiçbir zaman hayata geçmediği belirtiliyor.


‘1990’larda umutlanmıştık’

Nurhayat Canpolat, Rheinland-Pfalz Eyaleti’ne bağlı Mainz kentinde Yabancılar Meclisi’nin bir üyesi. Daha önce, meclislerin çatısı işlevini gören Rheinland-Pfalz Göç ve Uyum Meclislerinin Ortak Çalışma Grubu’nda (AGARP) müdürlük görevini yürütüyormuş.

Yabancılar Meclisi’nin “her şeye rağmen faydalı” bir kurum olduğu inancında fakat bunun “genel oy hakkını“ perdeleyen bir olgu da olmaması gerektiğini söylüyor. Diyor ki, “Göçmenler Meclisi olmalı ama bunun yanında diğer haklar da sağlanmalıdır.  1990’larda olacak diye umutlanmıştık. O zamanlarda göçmen örgütleri daha aktifti, onlarda da bir gerileme söz konusu. Şu anda çok az örgütlenme var. O zamanlar arkadaşlar, bunu Bundesrat’a götürdüler ama orada onaylanmadı. Daha çok da CDU tarafından engellendi.”


Milliyetçi, dinci gruplar...

Yabancılar Meclisleri üzerinden yapılabileceklerin bile gereğince yapılamadığının da altını çiziyor Canpolat. Fakat bunların da göçmenlerden kaynaklı sebeplerle yapılamadığını söylüyor; ayrıca listelerdeki milliyetçi/dinci ağırlığa dikkat çekiyor: “Artık ‘Buralıyız, buradaki sorunlarımızı çözmek istiyoruz’ diyen listeler var. Diğer yandan da milliyetçi, dinci gruplar da var. Daha çok Türkiye’den ve Kuzey Afrika’dan gelen gruplarda bunu gözlemlemek mümkün. Onlar nasıl bir politika izliyorlar, ne istiyorlar, biliyoruz: İşte din dersi verilsin, cami yapılsın...”


‘Fikrimiz var, kararımız yok’

Nihal Bayram da aynı meclisin üyesi. Ayrıca gazetemizin de muhabiri. O da yalnızca öneri kararlar alabildiklerini söylüyor. Meclislerin işlevli tek yanı, kenti yönetenlerle görüş alışverişinde bulunma olanağı sağlaması... Bayram da bundan bahsediyor: “Bakanlık toplantılarında, belediye encümen toplantılarında, parti toplantılarında konuşabiliyoruz, fikir belirtiyoruz, fakat karar hakkımız yok. Göçmenlerle ilgili sorunlar üzerine uzmanları çağırıp tartışıyoruz. Örneğin geçen hafta Arbeitsamt’ın başkanı geldi, sorunları konuştuk.”

Bayram bunun yanı sıra, bütçenin nasıl kullanıldığı konusunda, Wiesbaden kentinde yaşanan bir olayı hatırlatıyor. Alman basınına da yansıyan olayda Wiesbaden’deki Yabancılar Meclisi’nin bir üyesi, meclis bütçesinden 2 bin Euro’yu Milli Görüş’e bağlı bir camiye aktarmakla suçlanıyordu. 


‘Anlatma imkanı oluyor’

1991 yılında kurulan 37 üyeli Frankfurt Yabancılar Meclisi’nin 1997’den beri üyesi olan ve bu konuda “uzman” olarak görülen Hacı Hacıoğlu ise, meclislerinde Kürt, Türk, Hırvat, Sırp, Amerikalı, İtalyan, Pakistanlı, Ukraynalı, Faslı, Çinli, Azerbaycanlı ve Yunan üyeler bulunduğunu aktaran Hacıoğlu, Kürtlerin Mezopotamya Grubu adı altında 3 kişiyle temsil edildiğini ve ikinci büyük liste olduğunu anlatıyor.

Hacıoğlu, rollerine ilişkin ise şunları söylüyor: “Her ne kadar kararlar alıp bunları direkt uygulayamasak da ilişki geliştirebiliyoruz. Belediyenin işleyişini tanıyarak temsil ettiğimiz kesimlerin sorunlarını birebir iletebiliyoruz. Özellikle biz Kürtler açısında bu meclisler, Almanya’da yaşadığımız sorunları daha iyi anlatabilme imkanı oluyor.”


Yüzde 10 yabancı var, yüzde 10 temsil de var mı?

Hacıoğlu da Almanya’da göçmenlerin nüfuslarına göre çok az temsil edilebildiği inancında. Şöyle anlatıyor: “Almanya’da yaşayan nüfusun yaklaşık yüzde 10’u göçmenlerden oluşuyor. Bunların temsiliyeti yüzde 10’u buluyor mu? Mesela Federal Parlamento’da? Bulmuyor. Mesela kaç Kürt, hangi mecliste yer alabiliyor? Bir elin parmak sayısı kadar bile yok.”

Hacıoğlu, Yabancılar Meclisi’nin de yetkilerinin daha fazla olması gerektiğini söylüyor ve ekliyor “Fakat tüm eksiklere rağmen değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum.”


Stuttgart örneği

Stuttgart örneği de Yabancılar Meclisi’nin aslında nasıl bir “perde” olduğunu gözler önüne seriyor. İstatistik Dairesi verilerine göre Stuttgart’ta “göçmenlik geçmişine sahip insanların” genel nüfusa oranı yüzde 38. Stuttgart’ta yaşayanların yüzde 22’si de Almanya pasaportuna sahip değil. Yani 100 kişiden 22’si, ne Eyalet Parlamentosu ne Federal Parlamento için oy kullanabiliyor! Bu yüzde 22’den AB ülkelerinden birinin vatandaşı olanlar, yerel seçimlerde oy kullanabiliyor; onlar dışındakiler, onu da yapamıyor. Vaziyete bakar mısınız? (Sanırım AB sınırlarından gelenlere “yabancı”, dışardan gelenlere “çok yabancı“ demek gerekiyor.)

Stuttgart’taki “çok yabancıların” oy kullanabildiği tek seçim Yabancılar Meclisi seçimi ama ona da katılım oranı ancak yüzde 6! Sorun, seçime katılmayanların demokrasi bilincinde mi dersiniz?



OSMAN OÐUZ/HABER MERKEZİ