Almanya’nın Kürt politikası Türk faşizmine endeksli
Almanya’nın Kürtlerle ilgili tutumu nerdeyse Türk devletinin Kürt politikasıyla aynı. Türk devleti Kürtlere karşı baskıyı artırdıkça Almanya da artırıyor, Türk devleti baskıyı azaltınca Almanya’da azaltıyor. Almanya’da Kürt siyasetçilerin yargılanmasını sağlayan 129 a/b maddeleri işte böylesi bir paralellik arz ediyor.
FEHMİ KATAR
BERLİN
Türk devletinin ‘KCK davaları’ adı altında siyasi soykırım operasyonları yürüttüğü tarihlerde, Almanya’da mahkeme kararı Kürt politikacıların, ‘antiterör yasasının’ 129a/b’den yargılanmasının önünü açtı.
Almanya çözüm döneminde nerdeyse tek bir kışıyı bile tutuklamazken, Türk devletinin çözüm masasını devirip tekrar siyasi soykırım politikasına tekrar sarıldığı tarihten sonra, Kürt politikacılarına, aktivistlerine 15 yılın toplamından daha fazla davla açtı.
Almanya’nın Kürtlerle ilgili tutumu nerdeyse Türk devletinin Kürt politikasıyla aynı. Türk devleti Kürtlere karşı baskıyı artırdıkça Almanya da artırıyor, Türk devleti baskıyı azaltınca Almanya da azaltıyor. ‘KCK operasyonları’ olarak lanse edilen siyasi soykırım operasyonları, ‘çözüm süreci’ ve sonrasında Alman devletinin Kürtlere ilişkin tutumu, Almanya ve Türk devletinin paralel olan Kürt politikasını en çıplak haliyle gözler önün seriyor.
KCK operasyonlarının devamı ‘129/b yasası’
Türk devleti Nisan 2009’da Kürtlere karşı 1999 Uluslararası Komplo’dan sonraki en büyük ‘Soykırım Operasyonu’nu yaptı. ‘KCK operasyonları’ adı altında yürütülen soykırım operasyonlarında resmi beyanlara göre 4 ağustos 2012’ye kadar 992’si tutuklu olmak üzere 2 bin 146 kışı yargılandı. Resmi olmayan kayıtlara göre ise bu tarihe kadar 10 bin kişinin KCK’den yargılandığıydı.
Bu davaların en üst seviyeye ulaştığı 2010 yılının Ekim ayında, Almanya Anayasa Mahkemesi kararı ile PKK’yi kamuoyunda ‘129/b yasası’ olarak bilinen ‘yabancı bir ülkedeki terör örgütüne üye olma’ yasası kapsamında aldı. Böylece daha önceden sadece PKK yasağına muhalefetten Kürt politikacılarına dava açan Alman yetkililer artık Türkiye’deki olduğu gibi PKK üyeliğiyle yargılayabilecekti.
Siyası sığınma verdiği siyasetçilere örgüt üyeliği davası
Almanya böylece siyasi mülteci olarak tanıdığı onlarca Kürt politikacısına PKK üyeliğinden dava açtı.
Aktivistliği yüzünden kriminalize edilen Kürtlere siyasi ve ekonomik destek veren AZADI e.V. derneğinin kayıtlarına göre Almanya PKK’yi 129/b kapsamına aldığı tarihten çözüm sürecinin başlangıcı olarak kabul edilen Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın mesajının okunduğu 2013 tarihine kadar Vezir Türkmen, Abdullah Şen, Rıdvan Özmen, Sedat Koç, Mehmet Akan ve Metin Aydın’ın olduğu 6 Kürt siyasetçileri tutuklayıp 129/b’den yargıladı. Kürt Enformasyon Merkezi Civaka Azad’ın kayıtlarına göre aynı dönemde PKK ile ilgili açılan toplam dava sayısı 15.
Türkler politikasını değiştirince Almanya da değiştirdi
‘Çözüm Süreci’nin başlangıcı ile Türk devleti KCK operasyonları durdurduğu ve devlet baskısı görece azalınca Almanya’da da oldukça hissedilir bir değişim oldu. Mesela ‘Çözüm Süreci’ boyunca, Mart 2013-Temmuz 2015’e kadar Almanya PKK üyeliğinden sadece 2 kişi 129/b kapsamından tutuklanırken, PKK ile ilişkili toplamda 20 dava açıldı.
Topyekün savaş konseptine geçti
Çözüm Süreci’nden sonra Türk devleti, Kürtlere karşı siyasi soykırım operasyonları tekrar devreye sokunca, Almanya da Kürt politikasını sertleştirmeye başladı.
Erdoğan Haziran 2015’teki seçimlerde tek başına iktidar olamayınca, 22 Temmuz’da, devletin karanlık güçlerince katledildiği büyük oranda netleşen Ceylanpınar’da iki polisin öldürülmesi olayını bahane ederek, ‘Çözüm Süreci’ni bitirdi. Topyekün savaş konseptini uygulamaya koydu. Topyekün savaş konseptini, 15 Temmuz’daki kontrollü darbe girişimini de bahane ederek siyasi soykırıma dönüştürdü. Kürt şehirlerin yerle bir edildiği, katliamların Birleşmiş Milletler (BM) raporlarına yansıdığı siyası soykırım politikasının uygulandığı 2015-2016 yılında, İnsan Hakları Derneği (İHD) raporlarına göre sadece Kürdistan’da 12 binden fazla kişi gözaltına alındı.
3 bin kişi de tutuklandı. 2017 gözaltılar ve tutuklamalar katlanırken, CHP’nin de desteğiyle mecliste dokunmazlıklar kaldırılınca içlerinde eşbaşkanların olduğu Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) vekilleri tutuklandı.
Türk devletinin giderek sertleşen Kürt politikasını, Almanya neredeyse aynı paralellikte uyguladı. 2015 Temmuz ayında çözüm sürecinin bitmesiyle Almanya Kürt siyasetçilerine karşı 129 a/b’den tutuklama furyası başlatı ve 2015-2016’da 10’dan fazla Kürt siyasetçisi tutukladı.
2015’te, PKK ile ilişkili olduğu iddiasıyla açılan 20 dava, 2016’da ikiye katlanıp 40 yükselirken, Kürt siyasetçilere ve Kürtlerle dayanışan kişilere açılan davalarda asıl rekor 2017’de oldu. Türk devletinin Kürt aktivistlerine ‘cadı avı’ yaptığı bir dönemde, 2 Mart 2017’de Almanya Federal İçişleri Bakanlığı, eyaletlere gönderdiği genelgeyle Suriye’de PYD, YPG/YPJ bayrak ve flamalarının da PKK yasağı kapsamına alınmasını salık verdi. Bu yeni uygulama ile beraber Almanya’da da Türkiye ve Kürdistan’da olduğu gibi soruşturma furyası başlatıldı ve 2017’de, son on yılda toplam dava sayısını aşacak şekilde toplamda 130 dava açıldı.
AKP’li bürokratlar mı yazdı?
Alman hükümeti 2017’de genişlettiği PKK yasağını 2018’in Ocak ayında aldığı kararla daha da sertleştirdi. Almanya İçişleri Bakanlığı, AKP dili ve üslubuna oldukça benzeyen, 29 Ocak’ta eyalet yönetimlerine gönderdiği genelgeyle PKK yasağını daha da sertleştirerek, bölge yönetimlerinden PKK yasağını daha da sert ele almalarını talep ediyordu.
Bu yasak ile beraber PKK ile ilişkili bütün bayraklar, yazılar ve fotoğraflar, sloganlar yasak altına alınırken, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a ait fotoğraf, ses, video gibi onu çağrıştıracak her şey yasaklanarak, kamuoyundan tecrit edilmesini öngörüyordu. Son genelgeyle Kürtlere karşı Erdoğan’ın istediği kriminalizasyon politikaları uygulayan Alman hükümeti sadece Ocak ve Şubat aylarında PKK ile ilişkili 50 dava açtı.
Onlarca kitap ve müzik arşivine el konuldu
Türk devleti seçilmiş Kürt siyasetçilerini tutuklayıp, Kürtlere ait belediyelere kayyum atayıp, Kürt siyasi ve sivil toplum örgüt ve derneklerini biri ardına kapatıp, gazete ve televizyonlarına el koyarken, Alman hükümetinin de uygulamaları bundan geri kalmadı. Alman polisi, 8 Mart’da Neuss kentinde bulunan Mezopotamya Yayınevi ve Mîr Multimedia bürolarını basıp, içlerinde dünya klasikleri, çocuk kitapları, Kürt dil kitapları gibi 828 tür ve binlerce kitap ile 4 bin 500 stranlık kaset, CD ve hard disk arşivlerine el konuldu.
Kürtlerin eylem yapması örgütlenmesi yasaklanıyor
Alman hükümetinin giderek sertleşen Kürt politikasının zirve yaptığı 2018’de hedefte Almanya’daki Kürtlerin en büyük örgütü Almanya Demokratik Kürt Toplum Merkezi (NAV-DEM) vardı. NAV-DEM adına Şubat ayında yapılmak üzere yapılan iki eylem başvurusuna olumsuz cevap veren Köln Polis Müdürlüğü, NAV-DEM’in gösterilerine artık izin vermeyeceğini açıklamıştı.
NAV-DEM’in Mart ayında Hannover kentinde yaptığı Newroz kutlaması başvurusu da bu sefer Hannover polisi tarafından aynı gerekçeyle yasaklandı. Yasak daha sonra Alman tanınmış sanatçı, politikacının başvurusu sonucu mahkeme yoluyla kaldırılmıştı.
Newroz yasağının mahkeme yoluyla kaldırıldığı Hannover’de rövanşı alınırcasına Newroz kutlamalarından kısa süre sonra 5 Nisan’da Hannover DKTM’ye polis baskını yapıldı.
İçerideki fotoğraf, bayrak ve onlarca materyale en konuldu. İki ay sonra 13 Haziran günü bu sefer Berlin’deki DKTM ve aynı binada bulunan Kürt Enformasyon Merkezi Civaka Azad onlarca polisle kapıları kırılarak basıldı. En son olarak da 4 Temmuz günü saat 6’da Bielefeld’teki DKTM basılıp, içerdeki fotoğraf, bayrak, kitap ve materyallere el konuldu.
Kürtler yalnızlaştırılmak isteniyor; Kürt dostları da hedefte
Almanya da tıpkı Türk devleti gibi, Kürtleri yalnızlaştırmak için onlara yakın duranlara yöneliyor.
Türk devleti ‘Çözüm Süreci’nin bitirildiği tarihte ilk saldırılarını DAİŞ eliyle önce Suruç’ta sonra Ankara’da katlettiği onlarca Kürdistan Özgürlük Hareketi’yle dayanışanlara yapmış, siyasi soykırım operasyonlarında Kürtlere yakın duran, ona selam veren herkese yönelmişti.
Mart ayında Thüringen kentinde Kürtlerle dayanıştığı için 6 Alman aktivistin evi basılmış, Sol Parti’nin gençlik örgütü olan Linksjugend Solid’in bürosuna baskın düzenlenmişti.
Alman hükümetinin Kürt Hareketi’ni izole etmeyi amaçlayan bu politikasının en bariz örneği, Türk devletinin Efrîn işgal operasyonları sırasında içinde YPJ bayrağının olduğu bir haberi sosyal medyada paylaştığı için, Alman bir müzisyene dava açılması oldu. Sosyal medyada YPG, YPJ bayrakları paylaştığı ya da eylemlerde YPG/YPJ bayrakları taşıdığı için başta Bayern’de olmak üzere onlarca kişiye dava açıldı bu gerekçeyle evleri basıldı.
Kürt kurumları Anayasa Koruma Örgütü’nün hedefinde
Alman devletinin Kürtlere uyguladığı kriminalizasyon politikasının en net örneklerden bir tanesi de bu ay Almanya Federal İçişleri Bakanı Horst Seehofer tarafından tanıtılan Anaya Koruma Örgütü’nün 2017 yılı raporu oldu. PKK ve Kürtlere 30 sayfanın ayrıldığı 359 sayfalık raporundan hedefinde Kürtlerin Almanya’daki en büyük örgütü olan NAV-DEM ve Kürt tutsaklara ekonomik, hukuki ve politik destek veren AZADI e.V vardı. Gazetemizin de PKK’nin yayın organı, ANF’nin PKK’ye yakın ajans olarak lanse edildiği raporda Kürtlerin kriminalizasyon karşıtı tepkileri ise ‘provokasyon’ olarak değerlendiriliyor.
İç istihbarat kurumu olan Anayasa Koruma Örgütü’nün Saksonya (Sachen) Eyaleti’ndeki birimleri de daha önce Almanya’nın doğusunda yer alan Dresden, Leipzig, Görlitz, Bautzen ve Chemnitz kentlerinde Türk devletinin Efrîn’deki işgal ve katliamlarını kınama amaçlı ‘Radikal Alman solun PKK taraftarlarıyla güçlü dayanışması’ adıyla bir rapor hazırlamıştı.
Kaynaklar:
1- https://m.bianet.org/bianet/siyaset/185455-kck-operasyonlari
2- AZADI e.V
3- http://civaka-azad.org/politischer-vernichtungsfeldzug-gegen-kurden-in-deutschland/