Almanya Gündemi
Almanya’da pazar günü genel seçimler yapılacak. Seçimlere günler kala Türkiye elindeki malzemeleri baskı unsuru olarak kullanmaya devam ediyor. Bunun en net örneklerinden biri de hazzetmediği etkinlikler için manipülasyon yöntemleriyle baskı kurma çabası. Kürtlerin yaptıkları etkinliklerden bu kadar korkuluyor olsa gerek, Kürt Kültür Festivali için de muazzam bir eforla çalışmalar yürütüldü.
25 yıldan bu yana her yıl yapılan ve büyük bir merakla beklenen Kürt Kültür Festivali geçen yıl olduğu gibi bu yıl da yasaklamalara rağmen büyük bir coşkuyla Köln kentinde Ren Nehri kenarında yapıldı.
Geçen yıl festivale 2 hafta gibi bir süre kala güvenlik gerekçesi ile salon işletmesi baskı altına alınarak planlanan yerde yapılamamış, yoğun istişarelerin sonucunda festival Deutzer Werft alanına çekilmişti. Kürtlere tahammülü olmayan yasakçı zihniyet, bütün ırkçı faşist araçlarını kullanarak kaos ortamı yaratmıştı. Yasaklamanın siyasi bir karar olduğu ise ayan beyan ortada idi.
Bu yıl Deutzer Werft alanında yine yasaklarla dolu bir festival yaşandı. Fakat bu yıl yasaklamalarda bir adım ileri gidilerek biyolojik ihtiyaçların karşılanması bile engellendi. Festivalde kurulamayan yemek ve içecek stantları dolayısıyla, bu ihtiyaçlar alan dışında karşılanmak zorunda kaldı. Bu durum aslında bir güvenlik açığı doğurdu. Şunu da belirtmek gerekir ki; Kürt Kültür Festivali’nin en çok ilgi gören etkinliklerinden biri de stantlardır. Arayıp da bulamadığın kitaplar, Kürt kültürünün sembolleri, elbiseleri, yöresel yemekler gibi daha birçok şey stantlarda sergilenir. Verilen politik mesajların yanında kültüre dair renkler ve sergiler festivalin yegane yapılma amacıdır. Oysa bu yılki festivalde bu stantlara izin verilmedi. NAV-DEM açıklamasında durumu “insanlık dışı” olarak niteledi. Nitekim antidemokratik olan bu uygulamanın başka bir tanımı yok. Yasaklamalar coşkuyu engellemedi elbette. Kürtler on binlerle yasakçı zihniyete cevaplarını verdi.
Seçimlere çok kısa bir süre kala Almanya tarafından atılan bu adım Erdoğan’ı tatmin etmemiş olacak ki, festivalin ardından Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Martin Erdmann Dışişleri Bakanlığı’na çağrıldı. Alman Dışişleri Bakanlığı Erdmann’ın iki yıllık görev süresi içinde 17. kez Türk Dışişleri Bakanlığı’na çağrıldığını bildirdi. Normal şartlarda NATO partnerleri ülkelerinin büyükelçiliklerini bu şekilde diplomatlar suç işlediğinde ya da oldukça sert protestolar karşısında çağırıyorlar. Oysa Alman yetkililer için Dışişleri Bakanlığı su yoluna dönmüş durumda. Nitekim bu görüşmeler sonrası devreye giren ilk uygulamaların başında Kürtlere yönelik yasaklamalar geliyor.
Yasakçı zihniyetin paranoyalarından biri de Kürtlerin ulusal sembolleri. İçişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, kara mizaha malzeme veren türden, sembol yasaklarının daha da somut hale getirileceği açıklandı. Zira açıklama Köln polisinin yasaklı flama ve bayrakların kapsamı hakkındaki yorumuna istinaden yapılmıştı.
Bildiğiniz gibi 2 Mart tarihinde bir genelge ile YPG, YPJ ve PYD de yasaklı semboller içerisine dahil edilmişti. Görünen o ki bu yasakların mahiyetinin daha da genişletilmesi planlanıyor, hem de daha anlaşılır (!) açıklamalarla.
Pazar günü yapılacak genel seçimler Almanya için büyük önem arz ediyor. Seçime giren iktidar ve muhalefet partilerinin mülteci sorunu ve Türkiye açıklamaları oy oranlarını etkileyecek. Türkiye Almanya ile sıkı ilişkilerine dayanarak, seçim atmosferini de kullanarak Kürtlere yönelik baskıların ve yasakların boyutunun artırılması için baskı uyguluyor. Almanya bir taraftan Erdoğan’ı eleştirse de, diğer taraftan hem silah satışlarına, hem de ekonomik yatırımlarına devam ediyor. Mülteci anlaşmasına yönelik gergin açıklamalar sonrası da Almanya Türkiye’ye ödenecek yardımı ajandasına almış durumda.
Kürtler üzerinde yöntem olarak nasıl yasaklamalar uygulanmaya çalışırsa çalışılsın, ne mücadeleleri eksilecektir, ne de coşkuları.