Almanya Gündemi


Son dönemlerde Yunanistan krizi ile cebelleşen ve çok zorlu bir dönem (!) atlatan Almanya’da krizler devam ediyor. Geçen hafta Federal Meclis’ten geçen mültecilerin ikamet hakkını kapsayan yasa, Almanya’nın bundan sonra izleyeceği politikayı da net bir şekilde gözler önüne seriyor. 

Geçen Nisan ayında İtalya, kıyılarına sığınmaya çalışırken alabora olan teknelerde hayatını kaybeden yüzlerce mültecinin trajedisine sahne olmuştu. İtalyan yetkililer isyan etmiş, İtalya kıyılarına sığınan mültecilerin Avrupa’ya paylaştırılması gerektiğini belirtmişti. Fakat mülteci alımı konusunda isteksiz olan Avrupa ülkeleri kota uygulamasını önermiş, daha sonra gelen büyük tepkilerle yeni bir formül bulunmuştu. 

'Gönüllülük’ esasına göre mülteci alımı çerçevesinde geçen hafta Almanya İçişleri Bakanı Thomas de Maizière bir açıklama yaptı. Buna göre İtalya gibi, Yunanistan’a sığınan mültecilerden (40 bin dolayında) 9 bin’i Almanya’ya getirilecek. Yine savaş bölgelerinden de Avrupa’ya alınacak 20 bin mültecinin 3 bin 100’ünün Almanya’ya kabulü düşünülüyor. Zoraki nedenlerle kabul edilen mülteciler için ise hali hazırda bir yerleştirme planı bulunmuyor. Zira Almanya’da mevcut bulunan mültecilerin bile hala yerleşim sorunları var. Barakalar, boş binalar, spor salonları zaten kötü şartlarda barınan mültecilere insani koşullarda bir barınma sağlamıyor. Yeni gelecek olan mültecilerin barındırılması için boş arazilere kurulan çadır kentler ise kısa vadede düşünülen yerleştirme planı. 

Almanya’ya 2014 yılı itibarı ile çoğunluğu Suriye’den olmak üzere 202 bin 834 iltica başvurusu oldu. Federal Göçmenler ve Mülteciler Dairesi verilerine göre 2015’in ilk yarısında 179 bin 37 başvuru yapılırken, Haziran ayında ise başvuru sayısı 35 bin 449. Yasal çerçevenin dışındakiler de düşünüldüğünde sayı hayli kabarık. Savaş koşullarından kaçarak, ‘ölümü’ göze alarak gelinen Avrupa’da maalesef mültecileri bekleyen bir refah alanı yok. Bunun yanında mülteciler artan yabancı düşmanlığı ile de mücadele etmek zorundalar. Zira hala mülteci kamplarına yönelik saldırılar devam ediyor. Avrupa yolculuğu aslında bir ölümden diğerine yolculuk...

Tüm bu gelişmelerin yanında geçen hafta Perşembe akşamı mültecilerin oturma iznine yönelik yasa Federal Meclis’te Hıristiyan Birlik Partileri ve SPD tarafından onaylandı. Yasaya göre iki kolaylık sağlanıyor: Birincisi iyi Almanca bilen ve çalışan mültecilerin oturma izni alma kolaylığı, ikincisi ise yasal olmayan yollardan gelen mültecilerin sınır dışı edilme kolaylığı. Böylece Almanya çaresiz bir şekilde kendisine sığınan mültecileri de iyi ve kötüler olarak sınıflandırmış oluyor. Yasaya göre sahte belgelerle Almanya’ya gelen ya da ‘şüpheli’ olarak görülen mülteciler sorgusuz sualsiz gözaltına alınarak sınır dışı edilecek ve geri gelmeleri de engellenecek. Yasa doğrultusunda kaçakçılara para ödeyip, sahte belgelerle Almanya’ya gelenlere hapis cezası da verilecek. Yasanın gerekçesi ise insan kaçakçılığının önüne geçmek. 

Yabancıları zaten otomatikman ‘tehlike’ olarak görüp, kriminalize eden yasa, işine geleni kullan, gelmeyeni ise at gitsin mantığını taşıyor. Yoruma açık başka bir nokta ise Almanya’ya sığınan mültecilerin büyük bir çoğunluğunun zaten illegal yollardan geliyor olması, zira Almanya sınırlarına ayak basmanın başka bir yolu yok. 

Savaş politikaları çerçevesinde aldıkları mültecilere alan açmak için, diğerlerini sınır dışı etmeyi kolaylaştıran yasa sadece Almanya’nın değil, bir bütün olarak Avrupa’nın da utancı. 

Yardım görüntüsü altında yapılanlar, çaresiz olan mültecilere eziyetten başka bir şey değil. Almanya ülkesindeki refahı mültecilere yönelik yasaların sertleştirilmesi ile sağlayamaz, bilakis savaş politikaları değişmedikçe mülteci akınını da durduramaz. Zira alınan mültecileri hiçbir ülke hayır işlemek için kabul etmiyor.