Geçtiğimiz hafta HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen'in yaptığı açıklamaya göre, Ensar Vakfı tartışmalarında cinsiyetçi açıklamaları ile tepkileri üzerine çeken Altan Tan'ın durumu, HDP MYK'sının da gündemine gelmiş ve sorumlulukları hatırlatılmış. HDP Kadın Meclisi de Tan'ı uyardı. Daha öncesinde partideki görevlerinden alındığı bilgisi mevcut. Ancak bu konuda resmi bir açıklama yok. Bu gelişmeler, "Altan Tan meselesinin çözüldüğü" anlamına gelir mi? Bu uyarılar yeterli mi? Altan Tan ile HDP, bundan sonra aynı siyasi zeminde bulunabilir mi?

Altan Tan, sol, sosyalist bir siyasetçi değil. HDP içinde siyaset yapabilmesi için de olması gerekmiyor. Altan Tan bugüne kadar kendi siyasal kimliğini HDP içinde ya da dışında özgürce kullandı. Sadece Ensar Vakfı tartışmaları değil, Kürt sorununa dair de yaptığı açıklamaların bazıları da HDP siyasetinin dışındaydı. 

HDP'de herkes birbirinin kopyası olmak zorunda değil. Birbirine benzemek zorunda da değil. Çünkü HDP, tıpkı içinden çıktığı HDK gibi demokratik bir cephe. Bu cephenin en temel özelliklerinden biri farklılıkları zenginlik olarak görmek. Başka bir ifadeyle farklılıklar ile varlık. Zaten, Altan Tan'ı HDP içinde var eden de bu ilke. 

"Farklılıklar ile bir arada yaşam"ın başka bir adı ise; yeni yaşam. Hatırlayalım; seçim sloganlarını. Yeni yaşam; kadın ile erkek, insan ile doğa arasındaki tüm ilişkileri özgürlükçü ve eşitlikçi bir temelde yeniden tanımlayan ve düzenleyen bir kavram değil miydi? 

Yeni yaşamın kadınlara çağrısı, "başta erkek egemenliği olmak üzere, hiçbir egemenliğe tabi olmadığımız bir Türkiye, bir yeni yaşam hayal ediyoruz" değil miydi? Kadınlar, "Tüm barajları, seçim barajını da erkek barajını da yıkacağız, yeni bir yaşamı ilmek ilmek öreceğiz" diyerek HDP'ye gönlünü, emeğini, oyunu vermedi mi?

Eğer yeni yaşam, HDP için sadece bir seçim sloganı değil ve gerçekten gelecek tahayyülüne dair bir yaşam formülasyonu ise HDP ile Altan Tan nasıl aynı yerde duracak?

Durum çok açık. Ensar Vakfı'nda çocuklar, bir erkeğin cinsel şiddetine maruz kaldı. Geçtiğimiz duruşmada yaşananları da gördük. Çocukların işkenceye maruz kaldığı vakıf, davaya müdahil oldu. Kadın örgütlerinin müdahillik talebi bile kabul edilmedi. Bir günde tamamlanan yargılamada, tecavüzcü erkek Muhammer Büyüktürk, 500 yılı aşkın bir ceza aldı. Ancak çok açık ki bu dava bitmedi. Çünkü, Ensar Vakfı da sanık sandalyesine oturmak zorunda.  Ensar Vakfı, İslami bir örgüt olduğu için, o suçun işlenmesine zemin hazırladığı ve yıllarca süren bir suçun ortaya çıkmasını engellediği, belki de üstünü örttüğü için oturmak zorunda. 

Çocuklar cinsel şiddete maruz kaldılar. Altan Tan'ın kavramıyla söylersek, "seks yapmadılar".  HDP, bu cinsel şiddete karşı çıkmak için vardır. Bu görev ve sorumluluk, partinin tüzüğünde çok açık ve net tanımlanmıştır. İstersen o şiddetin yaşandığı İslami bir kurum olsun, ister solcu bir sendika ya da bir siyasi parti olsun. Fark etmez. HDP'nin varlık koşulu, bu cinsel şiddete karşı çıkmaktır. Ortada HDP'nin bu ilkesi varken, hangi gerekçe ile olursa olsun "cinsel şiddeti" hafif gösterecek en küçük bir ima bile, partinin ilkeleri ile çelişmez mi?

Altan Tan, "Tüm İslamcılara sapık, dedirtmem" diyor. "Ensar Vakfı kapatılsın ya da yöneticileri cezalandırılsın" demek,  "Tüm İslamcılar zaten böyle sapıktır" demek değildir.  Ensar Vakfı, " AKP tipi İslamiyet"in bir kurumu değil midir?

Ensar Vakfı'na sahip çıkmasının yanı sıra Altan Tan'ın dili erildir, cinsiyetçidir. Dil, aklın ve vicdanın ifadesidir. Bu durumda "Çakmalara çakarım" sözü, çakmak istediğiniz kim olursa olsun HDP milletvekilinin dili olabilir mi? 

Milyonlarca insan, HDP'ye yeni yaşam tasavvuru nedeniyle oy verdi. HDP, "mümkün olan başka yaşamı", "yeni yaşam" ile tanımladı. Bu yeni yaşam da, "kendin olma hali"nin bir ifadesi olarak partiye, siyasete, hayata "katılım" ne kadar önemliyse, cinsiyetçilikten ve erillikten arınmış bir dil de o kadar önemlidir, vazgeçilmezdir.

Gezi direnişinden bugüne kalan sloganlardan biri de; "Küfür ile değil, ısrar ile diren"di. Hatırlarsınız, Erdoğan ve ailesine yönelik tepkiler cinsiyetçi bir dil ile ifadesini bulduğunda kadınlar, bu duruma müdahale etmişti. Önce Gezi Parkı ile Taksim civarındaki tüm cinsiyetçi sözlerin üzeri mor boyalarla kapatılmış ardından da Gezi'ye "Küfür ile değil ısrar ile diren" ilkesi getirilmişti.

Özetle cinsiyetçilikten, erillikten arınmış bir dil ve siyaset ezilenlerin vazgeçilmezidir.  Çünkü yeni yaşam bir slogan değil, mümkün olandır. Çünkü yeni yaşama giden her yol mubah değildir, eleştirirken karşıtına benzememek bir erdemdir.