Her viraja girdiğinde, kaza yapmama güvencesi taşıdığını baştan beri ilan etti.
Asıl güçlere çattı.
Erdoğan’a karşı kılıç kullanan bir “şövalye” gibi durdu.
KCK’ye karşı durduğunda, devletin himayesine sığındı.
Bazen iki gücü karşısına aldığında, sırtını nereye dayadığı konusunda muamma yarattı.
Gelecekte hangi dünyayı kurguladığını da yazdı.
Bazen, kürtçülerden kürtçü oldu.
Genel tabloda, Türkiye çerçevesi dışına taşmadı.
“Ordumuz” dedi.
Hükümetimiz, devletimiz” gibi “sol”un kullanmaması gereken geleneksel “racon” dışına çıkmamakla ustaca hareket etti.
Radikal pozların adamı oldu.
Taraf’taki son yazısında, “dokunulmayacak adam” pozu verdi.
Sanki ne kovulmuş ve ne de küsmüştü.
“Postmodern Perinçek” olmak için direndi adeta.
Perinçek’den daha kıvrak bir dil kullandı.
Perinçek’dan daha çok Kürt oyaladı.
Onun 5 yıllık dönemi, sanki bir Hükümet’in ömrü kadardı.
Halk (okuyucu) onu seçti ve görevlendirdi.
Erdoğan’ın inişe çıkmasıyla birlikte, o da “roman”a geri döndü.
Peki neden “roman”dan, köşe yazarlığına terfi etti.
Cumhurbaşkanı Gül’ün, Gülen adına Erdoğan’ı karşısına aldığı ve yapay bir çelişki dünyası yaratarak, Kürtler’i yeniden kutuplara itmek için devreye girdiği bir Türkiye’de Ahmet Altan için bir “görev” kalır mıydı?
Bana göre Altan bu günden sonra Taraf’ta kalsaydı, barometreden inişe geçerdi.
Kıymetini bilen adam.
Bundan dolayı, diğerlerinin; Alev Er, Neşe Düzel, Yasemin Congar’ın değerini yüksekte tutarak, kendi koltuğunu sağlamlaştırarak, indi.
Ona göre herkes “Kahraman”dı.
Ve tüm bu kahramanlar onun çocuklarıydı.
“Artık gitme vakti” dedi.
Gitti.
Nereye?
Bu işin etik bir hesabı yok mu?
Kimin gelmesi için düğmeye bastığını açıklamamıştı.
Gitmesi için şarteli çekenleri de açıklamadı.
Sanki şöyle bir tablo çizdi:
Gizli diplomasinin atadığı adam, gizli eller tarafından geri çekildi.
O da diğer tüm kolonizatörler gibi, Kürtler’in bir kısmını yanına alarak, Kürt dünyasına yeni bir “gedik” açtı.
Bu konuda bir hayli becerikli olduğunu gözlemledim.
Ne Kemal Burkay’ın, ne Erdoğan ne TRT (şaş)‘ın ve ne de tampon bölge Kürtleri’ni kazanmak için çabalamadı. Sömürgeci kolonyalizme dokunmadı.
Asıl Kürt kaynağından akıl çelmek için uzun nefesli bir uğraşı verdi.
Başlangıcını hatırlıyorum: Sanki Türkiye’den yeni bir sel gibi esiyordu Ahmet Altan.
Bunun Kürt halkına yararı olmayan bir “minacık tufana” dönüşeceğini bilenler arasındaydım.
Öyle oldu.
Yönünü değiştireceği Kürt kalmadığı an geldi.
Boşuna kürek çekmek için didinmedi.
İyi yanı da bu ya.
İşi bitti, gitti.
Altan’ın ‘gizemli’ serüveni
Ahmet Altan “hikayesinin sonuna” geldik.