KÜRT SİNEMASINA ELEŞTİREL BİR BAKIŞ  (2)

Sistemin Kürt yok cenderesini kendi dallında aşmayı göze alamayan Kürt sineması, Kürtlerin zorlu ‘NAN’ bulma mücadelesine kendi kulvarından tam olarak katılamamıştır. Yapılmış hemen hemen tüm filmlerde (bilinçli, bilinçsiz) özgür Kürt kişiliğinin özellikleri ile topluma verilmesi gereken mesajlarla arasına bir mesafe koyduğu görülmektedir. Kürt filmlerinde sömürgeciliğin teşhiri de “inkarcı, soykırımcı sömürgecilik” çizgisi ile tam olarak işlenememektedir.
Kürtlere uygulanan sömürgeci şiddetin her biçimi “adli bir vaka” anlayışı ile veriliyor. Oysaki Kürdistan’daki yabancı sömürgeciliğin Kürt halkına karşı sahip olduğu düşmanlık, Hitler’in Yahudi karşıtı zihniyetinden, Kızılderili halkı katleden ABD’den, Aborjinleri katleden İngilizlerden asla farklı değildir. Böyle olmamış olsaydı, Halepçeler, Dersimler, Roboskîler olur muydu? Kürtçe ıslık çaldın diye insanlar suçlanır mıydı? O zaman Kürt çocuklarını öldüren, tecavüz eden, öldüresiye dövenler kimdir ve nasıl düşünürler nasıl yaşarlar? Sanatçıların yanlış ya da eksik politik yaklaşımları sahnelerinde ağırlıkta demokratik Kürt kültürü ve özgür Kürt kişiliğini eksik bıraktırdığı gibi yukarıda sıraladığımız sorular ekseninde sömürgecilik verilirken de yanlış ve eksik kalmaktadır. Yani hem direnen Kürt ve hem de sömürgeciliğin hakkı verilememektedir. Belirtmek istediğimiz Kürt sinemasında yanlış politik duruş bu biçimde perdeye yansımaktadır. Kürt sinemasının halen kendi payına düşen zorlukları göze almadığı görülmektedir. Bu sanatçı tavrında yaşanan aşınmalara bir işarettir. Yine inkar ve imha altındaki bir halkın sanatı olan Kürt sinemasının ciddi yanılgılar barındırdığını göstermektedir. Halkının yaşadıklarına karşı duyarlı olmayan sanat, halkıyla arasını açarak yabancılaşır ve önü alınmazsa zamanla başkalarının sanatı işlevini görmeye başlar. 

Hollywoodlaşma tehlikesi


Kürt sinemacıların yanlış tutumları ve bundan kaynaklı sinema perdesine aktarılan ters karelerin bir diğer nedeni ise verili dünya sanat ve sanatçılığına öykünmeleridir. Taklitçilik de olan bu yanlış yaklaşım yazılan senaryolarda ve yapılan kurgularda görülmekte ve izlenebilmektedir. Bu verilen mesajların diline yedirilmiş olarak izleyicinin karşısına çıkarılmaktadır. Ve böylece Kürt sineması daha yolun başındayken ‘Hollywood’laşma hevesine kapılmış olmaktadır. Sinemada Hollywoodlaşmak kadar yanlış ve tehlikeli başka bir şey daha olmaz. Bunun nedenlerini uzun uzadıya anlatmak yazımızın konusu olmadığı için değinmeyeceğiz.
Kuşkusuz ki dünya sinema tarihinin birikim ve tecrübelerinden yararlanmak gerekir. Ancak kapitalist sistemin yozlaştırdığı sinema çizgisinin anlayışlarını iyi görmek gerekir. Hele hele sömürgeciliğin yaratığı ve kendisini yok saydıkça “ilerleyen ve mutlu olan” Kürt tipini veren inkarcı Türk sinemasını taklit etmek yarının en büyük tehlikesi olacaktır. Yapılan filmlerin tümünde olmazsa da bazılarında bu tehlike vardır. Seçilen konularda ve karakter oluşturmada bu görülebilmektedir. Örneğin Kürtlerin şehre göçü Şark (Kürdistan) Islahat Planı politikaları dahilinde zorla olmuştur. Ve yüz yıldır sistematik olarak değişik yöntem ve uygulamalarla bu politika sürdürülmektedir. Son aylarda Kürtlerin bir “halk olmaktan doğan haklarını istemediği” şeklinde bir özel savaş propagandası zorla göçertilmiş, yoksullaştırılmış, kültürel aşınmaya uğratılmış ve asimile edilmiş bu Kürtlerin durumu zemin yapılarak dillendirilmektedir. Yani insanlık suçu olan kültürel soykırımın yol açtığı acı sonuçları dahi “bakın Kürtler bunlar ve hiçbir talepleri yok” diyen bir pervasızlıkla karşı karşıyayız.

‘Neden bu haldeyiz’i sorgulamalı


Kürt halkının sosyal, kültürel ve psikolojik durumunu işlemek, sorunlarının çözümüne ışık tutmak başta sanatçının işidir. Kültür kırıma uğramış bir toplumu, asimile edilen bir insanın sosyopsikolojik ve sosyokültürel durumunu tam olarak sanat anlatabilir. Kürtlerin yaşadığı her tür sorunun birinci ve temel nedeni inkar ve imhaya dayalı sömürgeciliğin kültürel soykırımıdır. Ancak Kürt sinemasında sömürgeciliğe dokunulduğunda değişik nedenlerden ötürü bir ucundan da Kürtler ve Kürt özgürlük mücadelesinin eleştirildiği görülmektedir. Tabi ki Kürtler ve Kürt özgürlük mücadelesi de eleştirilir. Ancak bu eleştiri ile sömürgecilik eleştirisi aynı dili, argümanları esas alarak yapılamaz. Hata dolaylı bir dille bile olsa bir çağrışımın dahi olmaması gerektiğini düşünüyorum. Kürt sineması “Kürtlere neden bu haldesiniz” diyerek sorgulama yaptırabilmelidir. Ardından da “bu halin” nedenlerini gösterebilmelidir. Amiyane deyimle “bundan utanmak gerekir” manasında eleştiri yapma hakkı ve görevi vardır. Sinema, yaşadıklarına ses çıkarmayan Kürt kendisi olmaktan çıkmış, refleksleri törpülenip köreltilmiş, insanlıktan uzaklaşmış Kürt’tür deme hakkına da sahiptir. “Aslını inkar eden haramzadedir” diyebilmelidir. Sömürgecilik eleştirisi tıpkı Filistinliler İsrail’i, Yahudiler Hitler faşizmini, Vietnamlılar ABD’yi nasıl eleştiriyorsa öyle yapılabilmelidir.
Kürt sanatı ve dolayısıyla sineması Kürtleri, içinde tutulmak istenen toplumsal koşullara karşı isyana çağırmalıdır. Kürt sineması başkaldırının ve isyanın sineması olmadan kendini yaratamaz. Çünkü ait olduğu halk bu yolla özgürlüğünü sağlamaya çalışmaktadır. Sanatın isyan ederek başkaldırması, kapitalist sistem kaosunun yarattığı sorunlardan ötürü aynı zamanda evrensel bir tutum almak olacaktır.

Alternatif olabilme imkanları var

Kürt sineması neye nasıl bakmalı? Kürt filmi nasıl başlamalı ve nerede, nasıl bitmelidir? Her filmde olan bu mesleki kural, Kürt sinemasında yeni bir tarza yol açabilir mi? Çok iddialı gibi görünse de ayrı bir sinema çizgisi yaratılabilir mi? Sanatta ekol yaratmak zihniyet devrimini gerektirir. Zihniyet devrimi için lazım olan bir diğer şeyse zengin ve orijinal bir kültür mirasına sahip olma şarttır. Kürtler, halk olarak günümüzde demokrasi mücadelesinin en dinamik halkıdır. Kürt sanatçısı Kürt halkının ve önderliğinin tarihsel ve güncel özelliklerinden kaynaklı alternatif olma imkanlarına sahiptir. Bu Kurdi özelliğin sinemaya yansıtılamadığını, arayışın çok zayıf olduğunu da yapılan eserlerde görebiliyoruz. Bu özünde Kürt sanatçısı olabilme sorunudur.
Demek ki Kürt sinemasını eleştirirken konulması gereken hedefi, onu sadece hakim sinema anlayışı ya da sömürgecilerin sinemasının etkisinden çıkarmak ile sınırlı tutulmamalıdır. Kürt halkı, içinden geçtiği bu tarihsel süreçte her alanda büyük avantajlara sahiptir. Kapitalist sistemin dağıttığı toplumla, tükettiği insanlıkla, yozlaştırdığı sanatla yaşamı anlamsız kıldığı bir dönemde Kürtler, toplumsal yaşam alanlarını çıkarılan derslerle yeniden kurmaktalar. Bu sanata, coşku ve heyecan veren dili ile yansımak durumundadır. Kürt filmlerinde çok eksik olan, bazılarında da görülmeyen bir diğer şeyse bu toplumsal gelişme düzeyinin karşılığıdır. Kürt filmlerinde kime ve neye karşı öfke, mücadele ve direniş, kime ve neye karşı sevgi, kabullenme gerektiği ekseriyete muğlak bırakılmıştır. Hiçbir filmde çarpıcı final yoktur. Film neşeli, mutlu huzurlu kardeşçe özgür bir yaşamın nasıl olabileceğine önerme sunamamaktadır. Kürt filmleri monoton kalmaktadır. Bunun Kürt sanatçıların Kürt halk mücadelesinden ve kazanımlarından heyecan duymaması yanında büyük eserler yaratma arzularının düşük olmasıyla bağı vardır. Bu yaklaşım Kürt sanatının ve özelikle yeni başlayan Kürt sinemasının alternatif olma iddiasını daha başından itibaren sekteye uğratmaktadır.

Yürüyüşü sürekli kılmak

Alternatif olmakla kastedilenin ne olduğuna dair ilgisiz bir yaklaşım vardır ve bu eserlere direkt yansımaktadır. Tarihsel tecrübeler alternatif sanatın ve edebiyatın, sanatçının dünya bakış açısının ürünü olduğunu göstermiştir. Alternatif sanat ve edebiyat için ilk şart verili sistemin felsefesini ve ideolojisini aşmayı, onu eleştirecek düzeye gelmeyi gerektirir. Toplumsal köklere sağlam bağlanma, sanat ve edebiyat insanının kendi misyonuna cevap olacak kadar yurtsever ve demokratik ulus bilincine sahip olması demektir. Sanatçının bu toplumsal kanundan alacağı güç “tikel” kimliğini ve kültürünü kaybetmeden evrensel gerçekliğin içinde sorumlu hareket etmesine de yol açacaktır. Kapitalist sistemin reddedilmesi ile bismillah demek ve inziva niteliğinde yoğunlaşmakla yaşanacak şey vicdan ve zihniyet devrimine başlamak olacaktır. Bu süreçten geçmiş her sanatçının vereceği eser alternatif eser olmazsa bile sistem karşıtı olacak. Bu yürüyüş sürekli kılındıkça alternatif sanat gelişmeye başlayacaktır.
Bu zorlu süreçten geçmiş sanatçı yaşadıklarını sinemaya nasıl yansıtılabilir? Alternatif sinema sanat çizgisi verili sinemanın ideolojik, estetik ölçülerini aşarak gelişecektir. Konusu Kürtler, Kürdistan ya da Kürtlerin gözünden insanlığın her hangi bir sorunu olacak bu sinema çalışması tıpkı Kürt özgürlük mücadelesi gibi kendi farkını ortaya çıkarabilir. Çıkarmalıdır da. İdeolojik çizgi topluma nerden ve nasıl baktığımızla ve neyi kabul edip neyi reddettiğimizle bağlantılı dünya görüşümüzün ifadesidir. Günümüzün hakim sinema çizgisi ideolojik bakış açımızdaki farklılıklarımızın sanatsal dile kavuşturulmasıyla aşılacaktır. Bu devrimci faaliyet daha somut olarak Kürt halk önderliğinin felsefesini ve ideolojisini sanat alnında anlatma gücüne kavuşarak yaratılacak üsluptur olacaktır.

‘Tarih şimdidir’i yansıtmalı

Kapitalist modernite iktidar döneminde şekillenmiş sinemada konu ve karakterler toplumsal yaşamdan kopuk, kendi başlarına soyut bir dünyaya ait kurgu içinde verilmektedir. Kapitalizmin yarattığı kültür, kişiyi sinemada “tozpembemde dünyalara götüren” kurtarıcıdır. İnsan güdülerini, duygularını ve düşüncelerini aşırı zorlayarak kendince karakter ve modeller yaratıyor. Bu filmlerde dünya ve toplum kameraya yansıyan mekan ve insanların sayısı kadar oluyor. Bu sinemada her şey kameraya takılan objelerin dünyasında başlatılır ve orada bitirilir. Yaratıcı kurtarıcı tüm zamanlarda ve mekanlarda erkek karakterdir. Kurtarılan güçsüz insansa kadındır. Bu egemen sinemanın değişmez bir ilkesi olmuştur. Kapitalist sinema filmi geçmişten kopuktur. Toplumsal yaşamda önem verdiği şey değindiği konunun kendisince önemli bulduğu bölümü ile sınırlıdır. Filmlerdeki bu üslup; kapitalist modernitenin kendisinden önceki tarihi ve toplumu reddeden, kendisinden başka her şeyi bilim dışı, geri, ilkel ve yaşanamaz gören ideolojisinin beyaz perdeye aktarılmasıdır. Aynı zamanda toplum karşıtı bir sistemin olay ve olgulara nereden ve nasıl baktığını, çözüm kabiliyetini gösteren sanat anlayışıdır. Burada bir felsefenin, ideolojinin nasıl sinemasallaştırıldığını çok rahatlıkla görebilmekteyiz. 
Alternatif sinema tüm bu sorunları çözerek gelişecektir. Hiçbir şeyin geçmişinden, dayandığı geleneğinden ve toplumsal gerçekliğinden kopuk olmadığını “tarih şimdidir” ilkesiyle vererek hem farkını ortaya koyacak hem de kimliğini oluşturacaktır. Ele alınacak her konuda birden çok olayın, kişinin, belirleyici etkenin ve yan etkenlerin olduğu, bir filmi bu karmaşadan nasıl kurtaracağımız ve tarihin ve toplumun bir kesitini sanat ahengi içinde nasıl verebileceğimiz sorusu haklı olarak akla gelecektir. İşte alternatif sanatçının felsefesi ve ideolojisinin devreye gireceği yer de tam bu nokta olacaktır.
Ele alacağımız konuda temel toplumsal çıkış noktasını belirledikten sonra önümüzde yanıtlayacağımız diğer bir sorun karakterler meselesi olacaktır. Konuyu ele alış tarzımız bu sorunun bir kısmını yanıtlamış olacaktır. Kişiler de olayların bir parçasıdır. Karakterlerimizi etkileyen temel faktörler sıralaması ve bunların dayandığı görünmeyen nedenleri dizmek yani kurguyu doğru yapmakta alternatif olmada diğer bir güç kaynağı olacaktır. Hakim sinemanın iyi-kötü, doğru-yanlış, güzel-çirkin gibi kimlik yaratan sorgulamalarda tarafı bellidir. Değerlendirmeye gerek yoktur. Kısacası kapitalist kültürlü Avrupalı, Amerikalı ya da onlar gibi olmak pozitif, diğerleri negatiftir olarak sunulmaktadır.

Başka bir dünya mümkün

Günümüz sineması şehir merkezlidir. Şehirde başlar ve orada biter. Yaşamı orada sürdürür ölümü de orada getirir. Bununla binlerce yıllık yaşamın hep günümüzün metropollerinde geçmiş algısını yaratarak toplumun içinde tutulduğu “şehir hapsinde” kendini özgür sanması sağlanmak istenir. Şehir yaşamını özgür, ilerici, gelişmiş vb… sunmak için, kırsal ve tabiatıyla köy yaşamın karşısına koyup kötüleyerek çirkinleştirir. Şehir dışındaki mekanlar hep kötülüğün yalnızlık harabeleridir. Hayaletler, korkulacak yaratıklar hep ormanlarda ve dağlardadır. Kan emici vampir şehirlerde gezse de şatoları (bu feodal derebeyliğe göndermedir) genelde kırsaldadır. Özellikle son yılarda bir bütün kırsalın ve köyün öldürüldüğünü görüyoruz. Bu anlayış kapitalist modernitenin endüstriyalist milyonluk şehir olmadan yaşanayamayacağı doğrusunun kameraya çekilmesidir. Sistem özellikle ekonomik çıkarları uğruna filmleri ile toplumsal yaşamı beton ve demir yığınlar arasına sıkıştırmaktadır. Hakim sinemanın çok ideolojik olduğu bir diğer noktada budur. 
Alternatif sinema şehri ama özellikle kapitalist metropolleri “kasaphane, işkencehane, kerhane, işsizhane, yalanhane, çıkarcıhane vb…” sunmak durumundadır. Şehrin yediklerinin ve içtiklerinin nereden geldiğini vererek toplumun ekolojik karakterinin kapitalist sistemce metropolleri uğruna öldürülmek istendiğini işleyerek betonun griliği yerine yeşil tonu hakim, renkli bir sinemaya adım atmak temel bir tarz olarak geliştirile bilinmelidir. Yeni ve alternatif sinema şehirde insanın monotonlaştığını stres gibi ruhsal tüm hastalıkların bu yaşamdan kaynaklandığını, bu yaşamın “katil, hırsız, yalancı, sömürgeci, duyarsız, sevgisiz, saygısız, akrabasız, dostsuz, komşusuz, arkadaşsız gibi” toplumsal sorunlardan sorumlu olduğunu, bunların üstünü örtmek içinde “centilmen, kibar, nazik, ince, hassas, disiplinli” türünde çok yüzlülüğün icat edildiğini, doğruluğun, dürüstlüğün, sadeliğin dostluğun ve diğer tüm erdemlerin kırsal yaşamda olduğunu işlemek alternatif sinema çizgisinin sağlam başlangıç adımları olacağından kuşku duymamak gerekir. Bu sinema filmi olay ve olguları, kapitalist modernite yaşam kalıplarının, ilişki biçimlerinin ve mekanlarının sınırlarının ötesinde işlemekle sorumludur.
Alternatif sinema tüm bu noktalarda da en az hakim sinema anlayışı kadar ideolojik tutum içinde olmak durumundadır. Dolayısıyla alternatif sinema yeni bir toplumsal arayışı hem teşvik eden hem de gücü oranından somutlaştıran sinemadır. Alternatif sinema aktüel bir slogan olan “başka bir dünya mümkündür” sözündeki “başka dünya” ütopyasını görünür kıldığı sinemadır. Hollywood nasıl ki Amerikan kültürüne öykünmeyi yaratarak toplumda ABD hayranlığını yaratmış ise, alternatif sinemada demokratik özgür yaşamı filmlerinde somutlaştırarak toplumsal işlevini yerine getiren misyona sahiptir. Bunun için “öteki” kavramı yerine ısrarla “alternatif sinema” kavramını savunmak ideolojik bir tavır ve duruş olarak benimsenmeli ve kullanılmalıdır.  

Toplumsal bünyenin kanser hücreleri

Daha somut olarak yeni sinema toplumsal yaşam değerlerini teşkili eden demokratik komünal kültürü “kanlı mezbahalar tarihi” olan devletçi uygarlık kültüründen ayırmayı başarmalıdır. Karakterlerini buna göre oluşturmalıdır. Kurgusunu bunun üzerine kurmalıdır. Hakim sinemanın Kapitalist modernite öncesine ait kültüre ve anti kapitalist duruşlara, kişilere ve kültüre bakışının aynısını ve daha fazlasını bu moderniteye yöneltmeliyiz. Devletler adına iş yapan her düzeydeki elemanlarının bu işleri bireysel tercihleri ile yapmadıkları, bunu sistem adına yaptıkları işlenmesi gereken en çarpıcı husustur. Amiyane tabirle “iyi polis, kötü polis, hizmet eden etmeyen yetkili, kötülük eden etmeyen, demokratik hukuk devleti, anti demokratik devlet” ayrımı devletçi iktidar yaratımları içinde olamaz. Çünkü devletçi uygarlık iyi ve güzel diyebileceğimiz değerleri, toplumu “avlamak” için “oltanın ucundaki yem” hesabıyla kullanır.
Devletler ve hükümetler askerleri polisleri ve istihbarat güçleri ile toplum içindeki kötülüğe ve kötülük yapanlara karşı toplumun malını canını korumuyorlar. Tam tersi doğrudur; toplumsal sorunlar devletlerin ve adamlarının yarattığı sorunlardır. Devletlerin ve iktidarların bazı adamları da bu sorunları kullanarak toplumu yönetirler. Bu örnekler senaryo yazarken, kurgu yaparken ve karakterler oluştururken gözetilmesi gereken önemli konular olmaktadır. Toplumu savunan koruyan kesimler devlet ve hükümetler değildir. Bunlar toplumsal bünyenin kanser hücreleridir. Çözüyoruz dedikleri sorunları yaratanların bizzat kedisidirler. Egemen sitemler ama özellikle kapitalist iktidar asla toplumcu olamaz. Sanat gibi toplumun vicdanı ve ahlakı olan bir alan en başta da kendisini kapitalist modernitenin sinemadaki tuzaklarından kurtarmayı başarmakla mükelleftir. Yeni sinema tekniğiyle, konseptiyle ve film tanımıyla kapitalist modernite akademilerinde belirtilere göre olmak ve davranmak zorunda değildir. DEVAM EDECEK

CİHAN EREN