Siyasi tutukluların 15 Şubat'ta başlattığı süresiz dönüşümsüz açlık grevi eylemi 11. gününe girdi. Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi'nde bulunan Şirnex Milletvekili Selma Irmak, Hacire Özdemir, Fadile Bayram ve Ayşe Irmak, eylemlerinin amacını DİHA'nın gönüllü muhabirine anlattılar. 14 Nisan 2009'dan bu yana "KCK" adı altında düzenlenen operasyon kapsamında tutuklanan, fakat anadilde savunma talebinde bulundukları için henüz savunmaları alınmayan kadın aktivistler, "ölümün kapısını kapatmak için yaşam haklarından feragat" ettiklerini belirtiyor.

Sizleri böylesi bir eylem kararına götüren süreci anlatır mısınız?

Selma Irmak: 12 Haziran seçimlerinden bu yana hükümet cephesinde çok ciddi bir tavır değişikliği gözlemlenmektedir. 2009 yılında 'Demokratik Açılım' adı verilen süreç 2011 yılında ters yüz oldu. O günden bu yana şiddetin dozunun her geçen gün arttığını ve toplumun adeta demir kafese alındığı görüyoruz. 6 bin 300 Kürt siyasetçisi tutuklu. Ortaya konulan toplumsal tepkilerde 'orantısız güç' denilen ama aslında 'güç gösterisi' olan müdahalelerde onlarca sivil insan ateşli silahlarla, gaz bombalarıyla hayatlarını kaybetti. Yüzlerce işkence vakası kamuoyuna yansıdı. Kürt toplumu için daha vahimi Kürt sorununun çözümünde tek muhatabın Sayın Öcalan olduğu bilinmesine rağmen devam eden tecrit! İmralı sistemi Kürt toplumunun en hassas noktası olduğu bir gerçek. Ancak gelinen aşamada şiddet politikalarının toplumu germe ve öfke patlaması yaratma amaçlı yapıldığını düşünmeden edemiyoruz. Kürtler için demokratik siyasetin her türlü yolu kapatılmış görünüyor. Şiddet ve katliamın çözüm yolu olarak görüldüğünü en son Roboskî'de gördük. Ben de bu bölgenin milletvekili, siyasetçi bir kadını olarak bu sürece seyirci kalmayı vicdanlı ve ahlaki bulmadığım için bu eyleme karar verdim. Bunun bir çığlık olduğunu, şiddet çözümünün yaşamın değil, ölümün kapısını açacağını bu eylemimle anlatmak istedim. Ve ölümün kapısını kapatmak yaşamın kapısını açmak için yaşam hakkından feragat etmeyi bir insanlık görevi olarak görüyorum.
Ayşe Irmak: Fırat'ın doğu yakasında hala kemikler çıkıyor. Ve hala katliamlar devam ediyor. Analar çıkan her kemiği benim evladımın kemikleri olabilir ümidi ile toplu mezarları açtırıyor. Kayıp kemikler sahibini beklerken, yeni katliamlar yeni ölümler yaşanıyor. Ben 7 yaşında bu cezaevinin görüşçüsüydüm. Şimdi tutuklusuyum. Maalesef birlikte kaldığımız arkadaşlardan sıra daha küçüklere, hatta çocuklara geldiğini görüyorum. Yaşadıklarımızın daha fazla devam etmemesi için böylesi bir eyleme başladım. Bu çığlığımın duyulmasını ve böylece son çığlık olmasını ümit ediyorum.

Bu süreçte özellikle kadınlar neredeyse her gün alanlardaydı. Kadınların bu öncülüğünün eylem kararınıza etkisi oldu mu?

Hacer Özdemir: Tabii ki etkilendik. Demokratik Özgür Kadın Hareketi'nin  başlattığı bir kampanya var. Ve bu kampanyalar çeşitli etkinliklerle yayılacak. Biz de tutuklu kadınlar olarak eylemimizi bu kampanyanın bir parçası olarak görüyoruz. Kadınların yürüttüğü bu kampanyadan büyük güç ve moral alıyoruz.
Selma Irmak: Kürt kadınları yalnız bu süreçte değil, uzun bir süredir toplumsal öncülüğü üstlenmiş durumda. Kürt kadınının bu öncülüğü aslında toplumsal dönüşümün bir ifadesidir.  Kadınlar 30 yıldır her türlü şiddete rağmen sosyal, siyasal, psikolojik, ekonomik alanları terk etmediler. Tecavüze uğradılar. İşkenceden geçirildiler, katledildiler, coplandılar, saçlarından sürüklendiler. Yine de yaşam kapısını aralama mücadelelerinden vazgeçmediler. Kadınların bunun öncülüğünü yapması çok anlamlıdır. Bizler de zindanlardaki kadınlar olarak kadın duyarlılığımızla dışarıdaki kadın arkadaşlarımızın zindanlarda direnen kadın arkadaşlarımızın sesine ses vermeye çalıştık.

Taleplerinizi nelerdir?
Selma Irmak: Bizim taleplerimiz uzun zamandır Kürt kamuoyunda tartışılan dile getirilen taleplerdir. Bu talepler siyasi askeri operasyonların sona ermesidir. Kürt dili üzerindeki yasağın kalkarak anayasal güvenceye alınması, Kürt sorunun diyalog yöntemi ile çözülmesi ve tüm bunların gerçekleşmesi için müzakere ve diyalog sürecinin Sayın Öcalan ile yeniden sürdürülmesidir. Ancak 7 ayı aşkın bir süredir, ağır bir tecrit uygulanıyor. Ve bu tecrit toplumda gerginlik yaratıyor. Müzakere ile çözülebilecek sorunlar şiddet ve baskı ile çözülmek isteniyor. Bizler bunun çok kereler denendiğini ama sonuç alınmadığını biliyoruz. Kalıcı bir barışın gerçekleşebilmesi için Sayın Öcalan ile müzakere sürecinin başlatılmasının gerektiğini söylüyoruz ve inanıyoruz. Bu barışçıl yöntemin esas alınması için bedenlerimizi ölüme yatırdık.
Fadile Bayram: Sayın Öcalan'ın 'Sağlık güvenlik ve serbestlik koşullarım sağlanmalı' diyerek, sürece katılım koşullarını ifade etti. Ancak buna karşılık görüşmeleri başlatan devlet tam tersi bir tavır takındı. Tecridi meşrulaştırmaya ve yasallaştırmaya dönük bir hazırlığa başladı. Bu tutumunda da hala ısrar etmekte. Bizler sorunun denenmiş yöntemlerle çözülmeyeceğini çözümün Sayın Öcalan'ın özgürlüğünden geçtiğine inanıyoruz.

DİHA/AMED