
Kuşkusuz bu bir görüştü ve daha çok siyasal ağırlıklı bir görüştü. Doğrudur veya yanlıştır, ama bir görüştür. Elbette doğruluğu veya yanlışlığı tartışılabilir. Ayrıca şunu da belirtmem lazım: Bu görüş 17 Aralık’tan önce düşünülen bir görüştü. Zaten 17 Aralık ve sonrası AKP için gereken sarsıcı etkiyi yaptı. Bana göre AKP gerekli olan gerilemeyi önemli oranda yaşadı. Dolayısıyla AKP’yi geriletmek için böyle ek bir girişime pek gerek kalmadı. Zaten böyle bir ittifak da gerçekleşmedi.
Şimdi sol demokratik ittifakı oluşturan HDP, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanları olarak İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ile Sanatçı Pınar Aydınlar’ı aday gösterdi. Adaylık ilanı görkemli ve iddialı bir törenle yapıldı. Başta Sırrı Süreyya Önder olmak üzere törene katılan herkes oldukça ciddi ve iddialı konuşmalar yaptılar.
Buraya kadarı elbette çok güzel. Her ne kadar HDP bazı sol partileri kendi birliğine henüz katamamış olsa da, oluşan birlik ve İstanbul’da iddialı aday gösterme sol demokratik güçler veya radikal demokratlar olarak hepimizi ciddi biçimde heyecanlandırdı. Bunun üzerine başarı dileklerimizi de bir makale ile iletmiştik.
Söz konusu makalede kendimize göre bazı uyarılar da yapmaya çalışmıştık. Çünkü baştan hata yapmamak ve kararlı durmak çok önemliydi. Belirttiğimiz birinci husus “Kesin kazanma kararlılığı” ile seçim çalışmalarını yürütmekti. İkinci husus yaygın olarak gidilecek halka somut bazı projeler götürmekti. Üçüncüsü ise her şeyin toplumla birlikte ve kitleleri katarak yapılacağının açıkça deklere edilmesiydi. Ne yazık ki kısa sürede kuşkularımızda yanılmadığımızı gördük. Keşke görmeseydik ve yanılmış olsaydık. Ama böyle olmadı. Çalışmaların nasıl yürütüldüğünü çok yakından izleyemesek de, gördüğümüz bir-iki durum bize başlıktaki kelimeleri söyletti: Aman Dikkat!
Çünkü adaylık ilanındaki netliği ve iddiayı daha sonraki bazı konuşmalarda göremedik. Herhalde Şişli mitingiydi, pek fazla hazırlıklı düzenlenmemişti. Verilen mesajlar fazla yeterli değildi. Çok fazla diğerlerinin eleştirisi ile yetinilir düzeydeydi. Mitinge katılanlara dönük kesin kazanmak üzere seferberlik düzeyinde seçim çalışmaları yürütmeleri çağrısı yapılmadı.
Kuşkusuz bunlar ciddi eksikliklerdi. Mitingi izleyince “Bu adaylar kesin kazanacak” izlenimi vermiyordu. Doğrusu bu durumu bir eksiklik olarak gördük. Ama gördüklerimiz bununla da sınırlı kalmadı. Eşbaşkan adayı Pınar Aydınlar’ı bir TV programında da izledik. Oldukça birikimli, Sırrı Süreyya Önder ile birlikte İstanbul’u rahatlıkla yönetebilecek düzeyde. Açıkçası bu durum bizi ziyadesiyle memnun etti. Fakat korktuğumuzu da yaşadık. Yani kazanmak için yeterince kararlı ve iddialı olarak göremedik.
Örneğin aşırı düzeyde savunmacılık vardı. Bireysel olarak kendisine söylenenlerden pek fazla etkilenmiş olduğu anlaşılıyordu. Durumu fazlasıyla bireyselleştiriyor ve neredeyse kendi meselesi haline getiriyordu. Halbuki siyasette aşırı savunmacılık iyi değildir. “En iyi savunma saldırıdır” kuralı geçerlidir. Yine durumu bu düzeyde bireyselleştirmek ve söylenenlerden bu kadar etkilenmek siyaset dünyası açısından pek anlamlı ve kazandırıcı değildir. Zaten siyasal rakipler etkilemek ve etkisiz kılmak için böyle davranırlar. Onları ciddiye almak da oyunlarına gelmek anlamına gelir.
Dahası Pınar Aydınlar’ı kazanma konusunda da yeterince kararlı ve iddialı göremedik. Programcı “Yüzde kaç oy alacaksınız?” diye sorduğunda açık ve net bir biçimde “Kazanacağız” dediğini duyamadık. “Bazı seçmenler yüreğimiz HDP ile, ama beynimiz CHP ile diyor, bunlara ne diyorsunuz?” diye sorulduğunda, açıkça “Herkes mutlaka bize vermeli” sözlerini duyamadık. Dahası “İsteyen CHP’ye de verebilir” dendi!
Kuşkusuz bunlar siyasetteki acemiliğin sonuçları olarak görülebilir. Fakat bu acemilikse, o zaman mutlaka ve hızla aşmak gerekir. Biz böyle bir şans ve fırsat elbette tanıyabiliriz. Ancak “Sırrı Süreyya Önder de böyle söylüyor” denilince elbette durum değişiyor. O zaman kazanmak için değil de belli düzeyde oy almak için seçime girilmiş gibi bir gerçek ortaya çıkıyor. Hatta “Yüzde onbeş oy alsak ne iyi olur” bile deniyor.
Şimdi izlenimler böyle olduğu için yeniden yazmak durumunda kaldık. Bir kere şu değişmez bir ilke: Kazanmamak üzere bir seçime veya mücadeleye girilmez! Kazanma iddiası taşımayan birisinin yüzde onbeş veya yirmi oy alacağı nereden belli? Ya yüzde bir veya daha altında oy alırsa ne olacak? Bu tehlike hiç görülmüyor mu? Sen baştan kendini kazanmayacak olarak görür ve ilan edersen, peki o zaman sana kim oy verir? Belki bu durum kişiler için fazla önemli olmaz ama bir de partiyi, yani HDP’yi düşünelim. Çok açık ki, her partinin kitle gücünün ne olduğu 30 Mart seçim sonuçlarına göre belli olacak. İstanbul’da yeterince oy alamayan bir HDP’nin ülke genelinde bir siyasal ağırlığı kalır mı? HDP ondan sonraki seçimde daha fazla oy alacağını söyleyebilir mi? Bu durumda eğer kazanma iddiası olmayacaksa, o zaman hiç seçimlere girmemek parti açısından daha yararlı olmaz mı?
Kaldı ki AKP ve CHP adaylarının kazanma şansı oluyor da HDP adaylarının kazanma şansı neden olmuyor, doğrusu biz anlayamadık. Evet, AKP ve CHP’nin dağıtacak parası ve yalanı çok, bu konularda sol demokratlar onlarla elbette yarışamazlar. Ama HDP’nin de doğruluğu ve halkçılığı var. Bu değerler daha mı zayıf? Tersine bizce daha kuvvetlidir. Dolayısıyla HDP adaylarının kazanma şansı da en az diğerlerinki kadar vardır.
Bir de eski koşullara göre değil, 17 Aralık’tan sonra oluşan koşullara göre değerlendirmek lazım. Ülkemiz siyaseten yeniden yapılanma sürecine girdi. AKP, CHP ve MHP bir ve aynıdırlar, yeniden yapılanmaya katacakları bir şey yoktur. Yeni Demokratik Türkiye’yi ancak HDP yaratabilir! Sürecin bu karakterini görmek lazım. Yine diğer üç parti aralarında oyları paylaşacaklar, dolayısıyla HDP adayları aradan sıyrılarak birinci hale gelebilir. Belki de en güçlü olasılık budur. O halde HDP adayları neden kazanmasınlar? Bizce kazanmaya en yakın olanlar HDP adaylarıdır. Yeter ki buna kendileri inansınlar ve toplumcu belediyecilik anlayışı temelinde yoğun bir çalışma yürütsünler! Kitleler bu yeni durumda onları tercih edecek ve bu temelde kazanacaklardır!
Aman Dikkat! Kazanma iddiamızı mutlaka koruyalım ve seçim meydanlarına sonuna kadar ve kesin kazanma iddiasıyla çıkalım! Hiçbir HDP ve BDP adayı kazanma konusunda iddiasız olmamalı. Sonuna kadar kazanma iddia ve iradesiyle kitlelerin karşısına çıkmalı. Doğru siyasi tutum budur ve böyle davrananlar kazanmayı da bilir!