30 yıldır Batı tarafından görülür olmayan Kürtlerin özgürlük mücadelesi Sincar’daki jenosit girişiminden sonra görülür olmaya başladı.
Kürt özgürlük hareketi, Ortadoğu'nun kadim halkı Êzîdîlere karşı başlatılan toplu kıyımın devamına izin vermemiş ve açtıkları koridor ile çok büyük kayıplara karşın bu halkın Kuzey'e sığınmasına olanak sağlamıştı.
Bu bir hayranlık yarattı.
Ve bu direnişte kadın gerillaların varlığı bu hayranlığı daha da arttırdı.
Kobanê’deki inanılmaz direniş ise, Kürtleri dünya çapında görülür ve takip edilir kıldı.
Kobanê’de vahşete karşı bir destan yazılırken, Türkiye’deki destek ve dayanışma gösterilerinde 40 insanın ölmesi ise asla kabul edilmez bulundu.
On küsür yıldır, onca çabayla yaratılan “liberal” makyaj, Gezi olayları ardından Kobanê karşısında takınılan umursamaz tavır ile tamamen akıp gitti.
TC, usta bir diplomasi ve sistemin NATO’su ile, AP’si ile ve diğer kurumları ile, bir parçası olmasını da kullanarak, özgürlük hareketini,  “terörizm” olarak tanıtmayı ve abluka altına aldırmayı başardı.
Artık Kobanê, Filistin gibi, dünya kanallarında anı anına takip edilen bir olgu haline geldi.
Kürdistan İşçi Partisi'nin terörist örgüt listesinden çıkarılması ciddi bir biçimde tartışılıyor.
Ve yarım gün devam eden MGK toplantıları yapılıyor.
Militarizmin sesi yeniden yükselmeye başlıyor.
Ve bu arada 90’lı yıllarda olduğu gibi, kafa karıştıran, tam da özgürlük hareketinin meşruluk kazanmasının önünü kesmeye yönelik, asla onaylanmayacak olan, özgürlük hareketinin tarzı olmayan sözde “eylem”ler yaşanmaya başlanıyor.
Biz bu filmi çok gördük daha önce de.
Adına ister Ergenekon, ister başka bir şey deyin, mahut yapılanmanın “uyuyan hücreleri” harekete geçmeye başladı sanki.
Devlet içinde barışçıl çözüm sürecine karşı olan bir çok ekip var.
İlkin bu Kobanê ile dayanışma gösterilerinin karanlık biçimde, inanılmaz sayıda insanın ölmesine neden oldu.
Gezi olaylarında bile ölü sayısı zamana yayılmıştı ve bu seviyeye gelmemişti.
Ürkütücü olan 40 kişinin ölümünün adeta olağan karşılanıp, es geçilmesi oldu. Kobanê’de bile bir gün içinde 40 ölüm olayı yaşanmamıştı.
Daha sonra, Cenevre Savaş Konvansiyonu'na göre savaş suçu olan, silahsız askerlere yönelik suikast eylemlerinin yaşanması oldu.
PKK, daha 20 yıl önce Cenevre Savaş Konvansiyonu'na uyduğunu, iki taraflı olma koşulu ile savaş suçu işlenmesinin araştırılmasına açık olduklarını açıklamışlardı.
Bu bakımdan bu suikastlerin onlar tarafından yapılmış olması pek olası değil.
Bu olayı, bazı “öfkeli gençlere” yıkmak da inandırıcı değil.
Bu olaylar daha yayılmadan engellenmeli.
Kimse, Kobanê’de şanlı direniş koyan kadın ve erkek gerilladan daha kahraman pozlara girmesin, ucuz kahramanlığa kalkışmasın.
Bu, Kobanê ve Şengal’deki gerçek kahramanlara hakaret anlamına gelir.
PKK’nin uluslararası meşruluk kazanma yolunda olduğu bir süreçte, böylesi yollara yönelen bazı bilinçsiz insanlar da olabilir.
Ama zaman soğukkanlı olma, oyuna gelmemek için uyanık olma zamanıdır.
Zaman hem Kürtlerin kendi içinde birliği öne çıkarma zamanıdır, hem de halkların birliğini öne çıkarma zamanıdır.
Eğer Peşmerge Kobanê’ye geliyorsa, sevinebilmeliyiz.
Ki bu zaten Rojava yönetimin daha 1 ay önceki talebiydi.
TC Hükümeti bunu Batı'nın baskısı ile kabul etti.
İslami kesimlere saygıyı, sivil Cuma namazı eylemleri ile ilke edinmiş bir hareketin tarzı değil, bazı provokasyonlarla yaratılmak istenen tuzağa düşülmemesi gerekir.
Bunun için İmralı, İslami kesimlerle aman diyalog diyor.
Bu 90’lı yıllarda, 33 silahsız askerin öldürülmesi, Sivas katliamı, Başbağlar katliamı gibi olaylarla denendi ve başarılı da oldu.
Alevilik, siyasal İslam karşısında terörize edildi.
Alevilik aynı zamanda Kürt özgürlük hareketinden de korkar bir ruh haline sokuldu.
Bunlar zaten, özel harbin, kirli savaşın dünya çapında yaptığı uygulamalardır.
Kürtler dünya çapında ilk kez milyonlarca Irak Kürdünün Saddam’ın kimyevi silahından dağlara, kuzeye kaçışı ile görülür oldu.
Bu sonuç da Irak Kürdistanı'nın özgürleşmesinin önünü açtı.
Sincar, Şengal, Kobanê, Afrin, Halep direnişi, bu yörelerde oluşturulan özerk Kanton yönetimleri, kadınların direnişi ise Suriye Kürtlerini dünyaca görünür kılarken, Türkiye Kürtlerinin durumunun tartışılmasının da önünü açtı.
Artık hiçbir şey eskisi gibi olamaz.
Belki de bunun için devletin kimi kesimleri, yeniden provokasyonları, çaresizlikle devreye sokmayı yararlı görüyor.
Böylece dünyanın dikkati, Suriye'de artık dünya çapında meşruluk kazanmış direnişten, Türkiye’deki kafa karıştırıcı duruma çekilmek isteniyor.
Öcalan’ın varlığı savaşı yeniden başlatmak isteyenler önünde büyük bir engel.
Bu nedenle şaibeli haberlerin sosyal medyaya salınması da bir başka kötüye işaret…
Osmanlıda oyun bitmez.
Zaman uyanık olma zamanıdır.