Atatürk’ü saymıyoruz. O zaten “tek adam”dı. Bıraktığı boşluğa oturan İnönü, “geçiş süreci”nin son Osmanlı paşasıydı. O hala, Milli Şef olarak anılıyor.
Celal Bayar, bağımsız, tarafsız ve sorumsuz konumuyla Cumhurbaşkanlığı makamına oturdu, fakat, eski partisi DP rumuzlu bastonuyla ortalıkta dolaşıp, sözcüsü gibi konuşunca yemini kirletti. Bu yüzden yargılanıp mahkum oldu. General Cemal Gürsel, eski asker İnönü’ye hayranlığını gizleyemediği için, “güdülen adam” olarak anıldı.
General Cevdet Sunay, faşist katillere, “onlar milliyetçi gençler” diyerek geçti tarihe. Orada donmuş haliyle duruyor.
Fahri Korutürk, bugünkü AKP’nin karması “Milliyetçi Cephe”nin Başbakanı Demirel’in kendisini aşağılayan tutumuna “eksantrik” dediğinden, istenmeyen oldu.
General Kenan Evren, General Turgut Sunalp’ın Milliyetçi Demokrasi Partisi’nin iktidarını istediği için kınanmış, Turgut Özal, meydanlara çıkıp eski partisi ANAP’ye oy istemedi. Cumhurbaşkanı sıfatını yerlerde süründürüp, çamura, çirkefe bulandırarak partisi muhaliflerini vatan hanini de yapmadı. O, sadece ilgisini koparmadı için, ölünceye kadar makamdan alaşağı edilme tehdidi altında kaldı.
Ailesi harcamaları ve ilişkiler ağıyla hedef alındı. Kızı ve damadı “davul delen Jaguar” motifi, eşi papatya figürüyle dillere, kalemlere dolandı. Dönemin bürokrat ve müteahhitleri mahkemelerde süründürülüp hapse atılarak, iktidar çayırlarının nimetleri burunları, ağızlarından kusturuldu.
Günümüzün Cumhurbaşkanı Erdoğan, işportacılıktan gelmedir. Siyaset sahnesinde ilerleyip, yıldızlaşmaya başladığında hala, plakası telle tutturulan hurda bir arabaya biniyordu. Bugün kim ne dayanıyor kanıtı yok, ama dünyanın en enginleri arasında sayılıyor. Oğulları deniz filolarına hükmediyor. Toprak ve binalarının hesabını, sahiplerinden başka kimse bilmiyor. Ve vakıf ormanı…
Öbür yanıyla Erdoğan, yandaş övgülerde “asrın lideri”dir. Anayasa’da yazılı kurala gereğince, kendisi bağımsız, her kesim ve bütün kişilere tarafsız olmak zorundadır. Böyle davranacağına dair namusu ve şerefi üstüne yemin ettiğini herkes duydu, biliyor. Yemini orada, tarihin arşivinde, ancak fiili durum bambaşka…
Gerçek hayatında tarafsız cumhurbaşkanı değil, Arap Sultanı edalıydı. Emrindeki uçakların, otomobillerin, saraylar ve hizmetlilerin hesabı tutulmaz, harcamaları sorulmaz. Aile bireyleri de, Sultanlıklara has muameleyle, ülkenin efendileridir. Babasının gözdesi Bilal, geçen hafta Diyarbakır’da tahtın varisi edalıydı. Vali, önünde el pençe divandı. Kendisi ülkenin eğitim meselesinden sorumlu gibi İmam Hatip okul müdürleriyle toplantı yapıyordu.
“Asrın lideri” olarak, “sevgili halkı”nın ödediği vergilerle düzenlenen, AKP marşı ve müziğinin çalındığı meydan mitinglerinde, kalabalıklardan 400 milletvekili istiyordu.
Ne hakla, hangi ayrıcakla, onun herhangi birinden farkı ne? Babasının konumundan ona ne demeyin, burası Ortadoğu’ydu.
Bağımsız, hem de tarafsız asrın lideri, mitinginden şöyle diyordu: “Birileri, çözüm sürecinin önünü kesmenin gayreti içerisine girdi. (...) 6-7-8 Ekim tarihlerindeki olaylar, bu yöndeki en önemli ilk adımdı.”
“Asrın lideri”nin hangi şekil ve sıfatla tarihe geçeceği, bu arada hesap sorulup sorulmayacağı bir yana, Kürtlere ilişkin söylediklerinin tek kelimesi doğru değildi. Kürtler, anayasasının verdiği bir hakkı kullanarak, Türk devletinin, İslami sloganlarla Rojava’ya saldıran katillere desteğinin kesilmesi istemiyle 6, 7, 8 Ekim 2014 tarihinde sokağa çıkmışlardı. Ama anayasa çiğnenmiş, zehirli gaz, kurşun ve coplarla dağıtılmak istenirken, 53 kişi katledilmiş ve devlet, katillerin peşini bırakıp, Kürtlere yönelmiş, asrın tarafsız lideri de, hem yargı, hem savcı edalı olarak ahkam kesiyor, hüküm vermeye devam ediyordu.
Kürtler kıskaçta, ama kimileri, (varmış gibi) “aman barış süreci bozulmasın” diyor, Erdoğan’ın düzenlediği mitinglerle demokratik olan 7 Haziran seçimlerine gaz veriyorlardı.
O kadar demokratik bir seçim kampanyasıydı ki, sokağa çıkan Kürtler, devlet şiddetiyle püskürtülüyor, Ağrı’da Tendürek Dağı eteklerinde düzenlenen şenlik alanında, gece vakti pusu kuruluyor, sabah ilk gelenlerin üstüne ateş açılıp iki kişi katlediliyordu.
Rejimin baş yargıcı, savcısı, polisi, askeri şefi gibi konuşan Erdoğan, ayıp oluyor, suç işliyorum demeden Kürt hareketine terörist, Türkiyelileşme partisi olduğunu beyan eden HDP’yi teröristlerin partisi olarak ilan ediyordu. Ortandan gazı alan katil adayları da, Karadeniz’de, Bursa ve Antalya’da hamleye geçiyordu.
AKP’lilerin malı götürme adına “demokrasi şöleniydi” bu. Onlar, kiralık Kürtlerin öncülüğünde “aman süreç bozulmasın” diye diye, Kürdistan’da, oyunu satışa çıkarmış düşmüş, onuru yerde çürümüş Kürt arıyorlardı.