
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın avukatlarından Rezan Sarıca ile uluslararası komployu ve İmralı sistemini konuştuk. Avukat Sarıca, Öcalan'ın Avrupa topraklarından yasadışı, korsanvari şekilde çıkartıldığını hatırlatarak, ekledi: "Yunanistan, Rusya, İtalya istihbaratları ciddiyetsiz ve aldatmacı yaklaştılar. Sürekli bir aldatma içinde oldular. Yunan İstihbarat Teşkilatı (EYP) ajanlarından Binbaşı Savvas Kalenderis, hükümet adına görüşüyordu. Sayın Öcalan'ın güvendiği biriydi, onun eliyle çok şey yapıldı; uçak Yunanistan'dan Kenya'ya gönderildi... Kaydı olmayan casus bir uçakla Avrupa'dan çıkartıldı. Avrupa hukuku hiç dikkate alınmamış oldu."
Uluslararası komployu "tam bir imha operasyonuydu" şeklinde tarif eden Av. Sarıca, "Karanlık planlar, amaçlar taşıyordu. Türkiye'ye getirilince askeri yetkili Sayın Öcalan'a 'bu oyunu birlikte bozacağız' demiştir. Bu durum, aslında bugün bile gündemde olan, kimsenin ciddiye almadığı İP'in, montajlı görüntülerinin ne kadar yersiz olduğunu gösteriyor" dedi.
Komploya karşı barış projesi
İmralı sürecinin başlamasında, "Ortadoğu'da büyük projelerin hedeflenmesinin" olduğunu belirten Av. Sarıca, "Sayın Öcalan ilkel milliyetçiliğe ve emperyalizme karşı mücadelesi nedeniyle İmralı'ya götürüldü. Emperyalist planların önündeki en büyük engellerden biriydi. Yunanistan, Amerika, İsrail işbirliğiyle Türkiye'ye karşı, bu ülkedeki halklara karşı bu komployu yaptılar. Türkiye'nin iradesi dışındaydı ve yararına da değildi" diye konuştu.
ABD'nin, Ortadoğu'da birçok planı için Öcalan'a komplo kurduğuna, onu tasfiye etmeye çalıştığına değinen Av. Sarıca, "Türkiye'de Sayın Öcalan ile görüşen yetkililerin 'bu oyunu birlikte bozalım' söylemine Sayın Öcalan'ın bugün çatışmayı derinleştirme yerine 15 yıldır barışı esas alarak cevap vermesi anlamlıdır. Bu toprakların özgürlük problemi var. Bunun mücadelesini veriyor. 15 yıldır İmralı'da üstün irade ve direnişle, '99'da söylediklerini bugün daha anlamlandırarak, daha ileriye götürecek şekilde çaba sarf ediyor. Sayın Öcalan komplodaki birçok amacı engellemiş oldu" dedi.
Tecrit Türkiye'nin de zararına
Yunanistan'ın komploya ortak olduğuna dikkati çeken Av. Sarıca, "Yunanistan komplonun ortağıdır. Ama Yunanistan, avukatların açtığı davaları reddetti, üstünü kapattı. Sayın Öcalan Yunanistan'dan çıkartılırken yetkililer kendisine devlet sözü de vermiştir" diye belirtti.
Av. Sarıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin de (AİHM) siyasi karar vererek, Avrupa topraklarında gelişen bu komployu tescillemediğini ve görmezden gelme yöntemine başvurduğunu belirterek, şunları ifade etti: "Uluslararası komplo yaptılar, hukuk eliyle, hukuku eğip bükerek bunun tescillenmesini engellediler. Bildiğiniz gibi, 2.5 yıldır Sayın Öcalan ile görüşemiyoruz. Yüzlerce başvuruya rağmen görüşme yapmamız engelleniyor. Oysa tecrit altında tutulması Türkiye'nin de zararınadır. İmralı tecridi, Türkiye'nin tecridi, demektir. Bunun iyi görülmesi gerekiyor. Demokratikleşme ve çözüm süreci bugün itibarıyla anlamlıdır ama daha ileriye götürülmesi gerekiyor; koşullarının değiştirilmesi gerekiyor."
AİHM kararı bekleniyor
Av. Sarıca, Öcalan'ın dava süreçleri hakkında ise şu bilgileri verdi: "Sayın Öcalan '99'da getirildiğinde yargılama içine sokuluyor ve bu yargılamada mahkum ediliyor. Ancak AİHM'e taşındığında bir dizi hakların da ihlal edildiği görülüyor ve yeniden yargılanması gerektiği belirtiliyor. Öncesinde, Sayın Öcalan'a en nihayetinde verilen hüküm ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası. Bunu da ayrıca birçok hakkın ihlali çerçevesinde AİHM'e taşıdık. Bunla ilgili başvuru AİHM'de karar aşamasında, bir an önce karar verilmesi gerekiyor.
Yeniden yargılama talebi AYM'de
Esas yargılandığı davaya dair Türkiye'de yeniden yargılanma talebi bulunuyor. Ama Türkiye bunu dosya üzerinden reddediyor, kabul etmiyor. Geçen senelerde bir düzenleme yapılıyordu; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarıyla ilgili. Ama hukukta ayrımcılık yasağına aykırı şekilde hukuku dolanarak, Sayın Öcalan'ın bu yargılamanın, düzenlemenin dışında tutulması sağlandı. Buna rağmen, bu düzenlemenin yanlış olduğu üzerinden başvuruda bulunduk; esas dosyanın yeniden açılması için ama yine yerel mahkeme başvuruyu reddetti ve dosya itirazı da kapandı. Biz bu dosyayı bu sefer Türkiye'de yeni bir hukuk yolu olan Anayasa Mahkemesine götürdük ve şu an Anayasa Mahkemesinde duruyor. Anayasa Mahkemesi ciddi sınav verecektir. Açıkça, Anayasa'nın, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin eşitlik ilkesini hiçe sayan, apaçık şekilde aynı koşullar içinde bulunan dosyalara rağmen, tarihle ilgili bir kural getirilerek Sayın Öcalan'ın dosyası devredışı bırakıldı. Anayasa'nın ihlali, sözleşmenin ihlali üzerinden başvurumuz yapıldı, bekleniyor. Bu konuda Anayasa Mahkemesi'nin karar vermesi gerekiyor. 99'dan günümüze gelen dosyanın akıbeti böyle."
Suç duyuruları reddedildi
Av. Sarıca, kararın AİHM'de olduğu gibi, dosya yoğunluğu çerçevesinde verileceğini vurguladı.
Tecritle ilgili de birçok girişimlerinin olduğunu belirten, Öcalan'ın avukatlarından Sarıca, "Cezaevi idaresiyle, Adalet Bakanlığı, Başbakanlık ile ilgili suç duyurularımız oldu ama maalesef bu başvurularımız reddedildi. Anayasa Mahkemesi'nde duruyor. Sayın Öcalan'ın Anayasa Mahkemesi'nde birkaç dosyası var. Suç duyurularımızı yaptık ama reddedildi hepsi" dedi.
Süreç bu koşullarda gitmez
Av. Sarıca, devletin Öcalan'a yaklaşımının "çözüm süreci"ne uygun olması gerektiğine işaret ederek, şu eleştirileri yaptı: "Eğer çözüm sürecinin ruhuna, amacına, niyetine uygun bir şekilde hareket edilecekse, bu koşullarda olmaz, bu koşullarda olmaması gerekiyor. 1 yılın üzerinde süreç söz konusu ve sadece siyasi heyetlerin görüşmesine olanak tanınıyor; bu sürecin ruhuyla örtüşmüyor, aslında niyeti ortaya koyuyor. Hukuken var olan hakkın, direkt infaz kanununda olan hakkın, Anayasa'da yer alan hakkın devlet eliyle uygulanmaması kabul edilir değil. Bu zaten normal, olması gereken durumken, bunun böyle bir siyasi atmosferde dahi, süreç devam ederken dahi olmaması, hiç anlaşılamaz, kabul edilemez. Sayın Öcalan'ın bu şekilde devamlı, birçok hakkı ihlal ediliyor. Tecrit altında tutulması, toplumdan kopartılması, izole edilmesi evrensel hukuka aykırıdır. AİHS'nin işkence yasağı maddesi mutlak bir kural olarak evrensel ilke haline gelmiştir. Süreç nereye kadar böyle gider, bilemeyiz. Ama bir an önce avukat görüşlerinin sağlanması lazım. Bu hukuksuzluğa son verilmesi gerekiyor."
ALİ BARIŞ KURT/ANF/ANKARA