Bir kolonyalist, bir sömürgeci buyurmuş: “Newroz yasak!” Halk ise kararını vermiş: “Artık bundan sonra hergün Newroz!”
Ankara ve İstanbul’daki malikanelerin, saray ve köşklerin yeni sahipleri devrin değiştiğini, zamanın hızla aktığını, Kürt halkındaki refleks ve tepkilerin düne oranla yüzseksen derece değiştiğini göremeyecek kadar kör ve iktidar sarhoşluğu içindeler.
Ve yok birbirlerinden tek gramlık bir farklılıkları. Alın terazinin bir kefesine 38 model Mustafa Kemal, İnönü, Mahmut Esat ve Abdullah Alpdoğanları koyun, diğerine de 2000 model herhangi birilerini. Bu ister Recep Tayyip olsun, ister AKP’nin “güler yüzü, yaşlı gözü” Bülent Arınç, ya da İdris Şahin veya Fethullah Gülen. Tek farkları bıyık biçimleriyle ellerindeki kadehlerin içindekilerdir. Yoksa zülm ve baskıda, katliam ve kırımda, işkence ve yasaklarda yok birbirlerinden farkları.
Dünle bugün arasındaki en önemli farksa Kürt halkının tavır ve tutumundadır. Dün baskı ve zorbalıktan dolayı sinen, içine kapanan, bir zabit gördüğünde yolunu değiştiren halk, bugün zulmün kalelerine akıyor. Ne barikat takıyor, ne yasak dinliyor.
Daha geçen yıl katledilen evlatlarını almak için sınır takmayan, telörgü ve panzerleri işlevsiz kılan halkı, buyıl estirdikleri terör ve tutuklamalarla “Newroz yasak” diyerek sindireceklerini, geri püskürteceklerini sananlar fazla geçmeden Hanya’yı da Konya’yı öğrenmiş oldular.
Amed ne yasak taktı, ne de “iyi şeyler olacak, bekleyin” diyen densizlere kulak verdi. Evlatlarına sahip çıkacağını, onları kucaklamaya hazır olduğunu bir kez daha haykırdı. Binler, onbinler, yüzbinler halinde yol ve meydanları tutmuş zebanilere karşı bir sel gibi aktı ve yasak denerek etrafı kuşatılmış meydanda buluştu.
Kürtler dün silah alıp dağa çıkar ve devlete silah çekerken de, bugün zulmün kalelerine çoşkuyla akarlarken de bu işin yasak olduğunu biliyorlardı. İşte Türk tarafının anlamadığı, anlamak istemediği “küçük” ayrıntı burada.
Artık Kürtlere yönelik tedavüle sokulan, icad edilen “yasakların” geçerlilik süreleri doldu. O yasakların Kürdistan’da bir hükmü kalmadı.Türk devleti Kürt halkının sabrını sınıyor. Ama sabır taşının da bir noktadan sonra çatlayacağını son otuz yılın deneyimlerinden bilmesi gerekir. O taş çatlarsa, o sabır kibirli bir pervasızlıkla zorlanırsa, onun altında kalacak Kürt halkı olmayacaktır.
Bir de devlet Kürt hareketine yönelip kuşatırken, onu yanlız bırakmayı, tecrit etmeyi hedefledi. Ama bu silah da geri tepti. Kürt Yurtsever Hareketi ülkemizin Kuzey yakasında birliğin halkasını yakalamış, el-ele, omuz-omuza vermiş durumda. Güney-Batı yakasında Kürt halkı barikatlarda. Esad rejiminin hükmü kışla ve karakollarla sınırlı. Güney de ise Newroz’un ferahlatıcı Bağımsızlık Rüzgarı esiyor. Bağdat’ın restine büyük bir özgüvenle yanıt veriliyor.
Tüm bu olumlu gelişmeler Kürdistan’daki amansız kışın sonunun geldiği, Newroz ve Baharın kapıda olduğunun göstergeleridir. 2012 yılı bir milad olacaktır Kürt tarihinde, aynen Demirci Kawa’nın yaktığı meşale gibi. Nasıl ki o meşale bin yıllarca söndürülmeden elden ele bugüne getirilmişse, 2012’de tutuşturulan Newroz ateşi de Kürt halkını özgürlüğe kavuşturacak, Kürdistan’ı sömürgeci güçlerden arındıracaktır.
“Amed büyük finale hazır” diye başlamıştık, öyle de sonlandıralım. 2012 Newroz’u halkın evlatlarının etrafında kenetlendiği, Kürt hareketine ve taleplerine sahip çıktığı bir Newroz oldu. Kürt halkı bir bütün olarak statü sahibi olmadığı, kimliğinin eşit ve reşit bir şekilde tanınmadığı, dil ve kültürünün yaşamın her alanında bangır bangır kullanılmadığı, evlatlarının zından ve dağlarda olduğu bir yaşamı kabullenmeyeceğini dosta da, düşmana da tüm çıplaklığıyla kanıtladı.
Açlık grevleri amacına ulaştı
Kürt hareketinin her kademeden seçkin kadroları 2012 yılında da duyarsızlık ve umursamazlığa, Türk devletinin kırım ve kıyım politikalarına karşı canlarını ortaya koyarak eylem içindeler. Yüzlerce, binlerce yiğit, kararlı ve güzel insan haftalardır açlık grevi eylemindeler, zından da, dışarda, hatta Avrupa’nın tam orta yerinde. Aralarında yirmi-otuz yıl zındanda kalmış, işkence ve zulmün her türünü tadmış, 1980’lerde haftalarca, aylarca açlık grevlerine katılarak fedakarlık çıtasının en üst halkasında kararlılıklarını kanıtlamış insanlarımız da var, otuz yıl aradan sonra, yeniden.
Kürt halkı 2012 Newrozu ile haftalardır sürdürülen açlık grevlerine sahip çıktığını gösterdi. Bu anlamda da açlık grevleri amacına ulaştı ve halka mal oldu. Amaç da buydu zaten. Yoksa açlık grevlerine katılanların da, onlara sahip çıkan halkın da Ankara’dan bir beklentileri yok. Ayrıca Ankara’nın göstereceği demokratik bir refleksin olmadığı ise yaşanan onlarca deneyden biliniyor. Açlık grevlerini sonlandırarak, “asmayalım da, besleyelim mi” diyenlerin, Kürt halkına köleliği reva görenlerin, “kadın da olsa, çocuk da olsa” diyerek katliam ve kırımlara fetva çıkaranların beklentilerini kursaklarında bırakalım. Büyük finale hazır olan ve evlatlarını kucaklamaya karar veren halkın verdiği başka bir mesaj da buydu işte. Bu sese kulak verilmeli, katılımcıların sağlıklarına daha fazla tahribat verilmeden açlık grevleri bir an önce sona erdirilerek Amed’deki büyük buluşmaya hazırlanılmalıdır!
msahin1@web.de
Amed büyük finale hazır!