
Sevgili Yervant çocukluğunuzun geçtiği Amed'e geriye dönüp baktığınızda neleri hatırlıyorsun? Bize o günlerden biraz bahseder misiniz?
Kıyımdan kurtulan Puşici Yaqo ve Hanım adlı bir Ermeni annenin çocuğu olarak Gavur Mahallesi'nde dünyaya gelmişim. Baba tarafım Lice Ermenileri, anne tarafım Beşiri Ermenilerine dayanıyor. Öz dedemin ölümünden sonra ninem Silvan Ermenilerinden olan Temo Xaçadur ile evlendi. Biz Temo'yu her zaman öz dedemiz gibi severdik. Ne dedem ne ninem bir tek kelime Türkçe bilmezlerdi. Evimizde konuşulan dil Ermenice ve ağırlıklı Kürtçe idi. Kapı komşumuz Kürtler tarafından o kadar seviliyordu ki kimse kapımızın eşiğine yan bakamazdı. Benim bütün arkadaşlarım Kürt'tü. Zaten ailem de Lice'li bir Kürt aile tarafından kıyımdan kurtarılmış. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi. 'Bizim Fıleler' diye sahipleniliyorduk. Ben Ermeni olsam da bir yanım hep Kürt. Geçmişe dönüp baktığımda hep Kürt arkadaşlarla olan anılarım aklıma geliyor. İyi ama gerçekten çok iyi ve vefalı komşularımız vardı. Ve biz onlarla büyüdük.
Komşular iyi, arkadaşların hepsi Kürt ve sen bir gün küskün bir şekilde bir daha dönmemeye yemin ederek o şehirden ayrılıyorsun...
Evet bir memleketten çıkabilirsin. Ama memleketi insanın içinden çıkaramazsın. Ben de bu şehre küskün ayrılmışsam da sevdasını hep yüreğimde taşıdım. Hiçbir zaman anılarına ve sevdasına ihanet etmedim. Uzun yıllar yaşadığım Amerika'da bile sokaklarda ceketimi omuzuma atarak bir Diyarbakırlı gibi yaşadım. Müzik stüdyomda Yılmaz Güney, Ahmet Arif, Şeyhmus Diken ve Amed surlarının fotoları vardı.
Küskünlüğe gelince… Gençtim, deli doluydum. Bir Kürt kızına aşık olmuştum. Kızı deliler gibi seviyordum. Bir hocanın kızıydı. Kızı sevdiğim ortaya çıkınca Diyarbakır'da adeta yer yerinden oynadı. 'Nasıl bir gavur bir Müslüman kızını sever. Ancak bir Müslüman bir gavur kızıyla evlenebilir. Onu hak yoluna getirebilirdi.' Ermeni kıyımında binlerce Ermeni kadını hak yoluna getireceğiz diye rızaları olmadan evlendirildi. Kimisi intihar etti, kimisi zamanla Müslüman toplumu içinde eridi gitti. Her yerin iyi insanı olduğu kadar kötü insanı da var. Biz Ermenilerin Diyarbakır'da her ne kadar iyi komşuları vardıysa sevmeyenlerimiz de vardı. Hepimiz bir güvercinin tedirginliğiyle yaşıyorduk. Başımıza her an bir iş gelebilir kaygısıyla yaşıyorduk. Kıbrıs savaşında bizimle hiçbir ilgisi olmamasına rağmen evlerimiz taşlandı. Saldırıya uğradık. Bazı fanatikler insanları kışkırtıp Ermeni ve Süryani cemaatinin üzerine salıyordu. 'Ya Kıbrıs'ın yarısı ya Bedros'un Karısı' sloganları ile taciz ediliyorduk. Tüm bu saldırı ve tacizlerin arkasında bizi memleketimizden sürüp evlerimizi ucuz fiyata almak isteyen insanlar vardı. Nitekim de öyle oldu. Birçok Ermeni taşınmaz mülklerini yok pahasına satarak çok sevdikleri şehirleri Dikranamed'i terketmek zorunda kaldılar. Sevdiğim kızın ailesi beni ortadan kaldırmaya kararlıydı. Ben de bu küskünlük ve hayal kırıklığıyla 1976'nın soğuk bir Aralık akşamında çocukluğumun geçtiği Dikranamed'i terkedip şehri İstanbul'a yerleştim.
Amerika'ya yerleşiyorsunuz. İyi bir yaşantınız var. Sonra aniden karar verip Amed'e dönmek istiyorsunuz…
Baştan da belirttim. Amerika'da yaşıyordum. Kendime ait müzik stüdyom vardı. İki tane çok güzel arabam vardı. Maddi anlamda hiçbir sıkıntım yoktu. Amerika müzik piyasasında tanınıyordum. Ermeni cemaati içinde saygın bir yerim vardı. Turneler, konserler ve başka şeyler. Ama tüm bunlar mutlu olmama yetmiyordu. Doğduğum şehre olan özlemim hiçbir zaman dinmedi. 21 rakamı her zaman benim uğurum oldu. 21 sene sonra doğduğum ve çocukluğumun kentine gitme hayali bile yüreğimin pır pır etmesine yetiyor. Diyarbakır şivesiyle söyleyecek olursam 'Üregim pır pır edi.' Ne yaparsam yapayım bu sevdanın önüne geçemedim. Kesin dönüş kararını 2009'da verdim.
Yılar sonra bir festival için Amed'e gittiniz. Nasıl bulmuştunuz Amed'i?
2004 festivali için davet edildiğimde açıkçası pek hevesli değildim. Kendimi ağırdan aldım. Büyük bir kırgınlıkla ayrıldığım kente tekrar davet ediliyordum. Açıkçası işi yokuşa sürüyordum. Ama Şeyhmus Diken abimin inadı sonunda galip geldi. Şeyhmus Diken'in çabaları olmasaydı, şimdi bu röportajı da yapmıyor olacaktık. Ben kendi halimde bir müzisyen olarak Amerika'da yaşayacaktım. Festivale katılmamak için sanatçı kaprisiyle bir çok şart öne sürdüm. Ama ne söylüyorsam hepsini kabul ettikleri için başka seçeneğim kalmadı. Havaalanında elinde güllerle Seyhmus abi beni karşıladı. 'Ula Fılle hoş geldin' demesiyle hüngür hüngür ağladığımı hatırlıyorum. İlgi ve sevgi inanılmazdı. Hani derler ya rüya aleminde yaşıyorsun. Yaşadığım duygular aynen öyleydi. Gerek Şeyhmus Diken, gerek Belediye Başkanı Osman Baydemir, gerekse Amed halkının sevgisini ve ilgisini ifade edebilecek kelimeler bulamıyorum. Hem sevinerek hem çekinerek eski mahalleme gidiyorum. Ayaklarıma söz geçiremiyorum. En küçük bir söz bile ağlamama sebep oluyor. Evimizin yerinde yeller esiyor. Boş bir arsa olarak birbirimize bakıyoruz. Komşularıma sitem ediyorum; 'Ma ben evimi size böylemi bırakmıştım ciran?' Beni tanıyan, ailemi tanıyan insanlarla karşılaştım. Bana sarılan ağlıyor, ben ağlıyorum. 'Gittiniz de ne oldu sanki. Bizler sanki çok mu mutluyuz yokluğunuzda.' Pişmanlıklar pişmanlıklar…
Doğduğum evin önünde, yaşadığım mahallede hayatımın en duygu yüklü konserini veriyorum. Ne böyle sevda olsun ne böyle ayrılıklar diyorum. Amed halkı, Amed'e yakışır bir şekilde beni bağırlarına bastılar. Festivalde adım takdim edildiğinde kıyamet kopmuştu sanki. Sahnedeyken birden yağmur bastırdı. Ama nedense hiç kimse gitmedi. 'Değil yağmur taşta yağsa bu sahneyi terketmeyeceğim' dedim. 2004'ten sonra bir kaç sefer daha gittim Amed'e. Her gidiş beni biraz daha bağlıyordu oraya.
Bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsunuz sevgili Yervant?
Benim Diyarbakır halkına bir vefa borcum var. Hayatımın bundan sonra kalan bölümünü Diyarbakır'da geçirmek istiyorum. Belediye Başkanımız sayın Osman Baydemir'in 'Ermeniler, Süryaniler ve diğer etnik ulustan hemşerilerimizi tekrar Amed'e bekliyoruz' çağrısına cevaptır benim dönüşüm aslında. Bu aynı zamanda benim de çağrımdır. Bu coğrafyayı vatan bilip ve bir şekilde hukuku olan herkesin gelmesini istiyorum. Bundan sonraki müzik çalışmalarımı Aram Dikran Konservatuvarı'nda devam ettirmek istiyorum. Yeteneklerimi, tecrübelerimi ve hünerlerimi Amed gençleriyle paylaşmak istiyorum. Bu paylaşım bu şehre duyduğum sevginin küçük bir nişanesi olsun istiyorum. İlk hocam babam Puşici Yaqo'ydu. O'nun da ruhunu şad etmek istiyorum.
M. ZAHİT EKİNCİ/HAMBURG