Zulme, sömürüye ve ayrımcılığa karşı insanlığın en büyük devrimlerinden biri olan İslam, iktidara bulaştırıldığı andan itibaren özünden çıkarılmış ve zalimin mazluma karşı kullandığı bir iktidar aracı haline getirildi. İktidara bulaştığı için mazlumdan yana olan karekterinden uzaklaşmıştır.

Sözde emperyalizm, sömürü ve baskıcı rejimlere karşı olduğunu iddia eden ve İslam adına ‘en radikal’ çıkış ve pratiklere sahip olan güçler ise insanlığın başına bela olmuş, uluslararası güçlerin taşeronu olmaktan öteye gidememişlerdir.
İşte bugün İslamın özünü, eşitliği, özgürlükçülüğü yeniden tartışmalı ve ele almalıyız. Amed’deki Demokratik İslam Kongresi bütün bunları tartışmak için mütevazi bir başlangıcı teşkil ediyor.
Mazlum Kürt halkının mücadelesini bastırmak için dört sömürgeci devletin de ‘İslamiyeti’ kullanmaları, baskıyı, katliamları meşru göstermeleri de aynı zihniyetin ürünüdür.
Saddam rejimi tarafından yüzbinlerce Kürdün öldürüldüğü katliam operasyonuna, Kur’an’dan bir sürenin yani ‘Enfal’ isminin verilmesi bu çarpık anlayışın, özden uzaklaşmanın en bariz örneği.
Yine Suriye’deki rejimin zulmüne en çok maruz kalan Kürtlerin, bu rejimi devirmeye çalışan ‘İslami’ grupların vahşi saldırılarına maruz kalması, hatta Kürtlerin malı, kanı ve kadınlarının kendilerine helal eden fetvalar yayınlamaları nasıl çarpık bir islam anlayışıyla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.
El Kaide bağlantılı El Nusra’dan, IŞİD’e, Müslüman Kardeşler’den irili ufaklı tüm grupların Kürtlere karşı saldırıları İslam’ın en çarpık  yorumu niteliğindedir.
Aslında Kürtler, Ortadoğu’da İslam’ın çıkış felsefesine uygun şekilde İslam’ı yaşayan ender halklardan biridir. Mütevazi bir şekilde dinini yaşamalarına rağmen sözde İslam’i oluşumların hedefi haline gelen Kürtler Amed’de haftasonu çok önemli bir toplantıya evsahipliği yaptı.  
Öcalan’ın önerisiyle yapılan “Demokratik İslam Kongresi” Amed’e iki gün süren önemli tartışmalarla gerçekleşti. Din adamları ve düşünürleri Amed’e İslamiyet’in özünün açığa çıkartılması amacıyla yoğun bir fikir alışverişi ve paylaşımda bulundular. Tartışmalarda yeni, doğru, demokratik, kültürel bir İslami kurumlaşmaya ihtiyaç oluğuna vurgu yapıldı.
Öcalan’ın şu tesbiti bir anlamda Kongre’nin neden yapıldığı ve bundan sonra yapılması gerekenlerin formülasyonu niteliğinde: “Kürdistan’da sürekli yeni bir İslami kurumlaşmaya şiddetle ihtiyaç vardır. Küresel kapitalizmin türevleri olmaktan öteye gidemeyen, sulta kökenli  Şia, Selefi ve İhvanî kökenli cemaatleri aşmak, yeni kurumsallaşma için gereklidir. ...Çağdaş bir Hüseyni, çağdaş bir Selahaddini hareketin sentezi olmak, en önemli mutluluk, dolayısıyla iman kaynağımdır.”