Haki Karer’in şehadetine bağlılığın gereği olarak kurulan PKK’de her zaman çok büyük insanlar var oldu, yaşadı, idealleri uğruna canını verdi. Kürt halkının en cesur, en yiğit, en mert, en güzel insanıydı bunlar. Yıllar geçtikçe kervan büyüdükçe büyüdü; PKK şehitler partisi oldu. Gencecik insanlar Kürdistan'ın her karış toprağına kanını döktü.

Hiçbir zaman alışılmadı şehadetlere, normal de görülmedi, ama inkarcı sömürgeci Türk devleti Kürtlere şehitler gerçeğinin yaşanması dışında başka bir yol da bırakmadı. Ya Türk olarak yaşarsın, ya da ölürsün ikileminden ayrı olarak onurluca yaşamı ifade eden “Kürt olarak var olmak için direnirim ve gerekirse şehit düşerim” yolu vardı ve PKK şahsında tercih edilen de bu oldu. Kürtler bu yolu tercih etmekle her toplum gibi kendi olma onuruna sahip çıktılar. Fazladan bir şey değil, kültürüyle, diliyle yaşayarak kendi hakkında kendi karar vermek istediler. Hepsi bu! Bunun için direnildi, bunun için gencecik insanlar şehit düşüyor. 

Ne yapacaktı Kürtler? Yok sayılmaya, kültürel soykırıma uğratılmaya boyun mu eğecekti, yoksa direnecek miydi? Kim doğru ve onurluca olanın direnmek olmadığını söyleyebilir ki! Direnmek, bedeli ne olursa olsun direnmek! Varlığı kabul edilmeden yüz yıl da sürse her acıyı göze alarak direnmek! Haksızlık yapılmasından öte, yok edilme saldırısı karşısında direnmek! 

İnsan demek zihniyetle ilgili bir durum; vasıfları var. Adalet, eşitlik, özgürlük, demokrasi gibi… Hangi milletten olursa olsun, herkesi olduğu gibi kabul edebilmek ve sevebilmek gibi... Dünyanın neresinde olursa olsun bir insanın parmağının kanamasına bile içi yanması gibi… Hiç tanımadığı insanların acısını acısı, gözyaşlarını gözyaşı olarak görebilmesi gibi…

Sevgi! Bütün sorunların kaynağı sevgisizlik! Ezenleri, sömürgecileri, kültürel soykırımcıları daha da acımasızlaştıran ve daha da kötüleştiren şey yüreklerinde ve beyinlerinde ölen sevgi duygusu! Tükenen şey sevgi! Emek sevgiden gelir. Adalet sevgiden gelir. Eşitlik sevgiden gelir. Huzur sevgiden gelir. 

Kürt’ün çilesi, Kürt’ün kara bahtı topraklarının yüreği kinle, nefretle zift gibi karalar bağlamış sömürgeci Türk devletinin işgali altında olması.  Sevgi yoksunu, kibirli, bencil, megaloman Tayyip Erdoğan’ın yönettiği Türkiye'nin! Kürtlerden çok büyük kahramanların çıkması da bundandır. Yüreği sevgi dolu insanların uğruna ölünecek bir yaşamı yaratmak için ölüme koşmaları da…

Kürtler mücadeleyle ve çok ağır bedeller ödeyerek kurumuş yüreklerde sevgi tohumları ekmeye çalışıyor. Bu tohumları da kanıyla suluyor… 

1 Nisan 2011’de Hatay Hassa (Amanos)’da 7 Kürt genci daha bu sevgi tohumunu yeşertmek için kanını verdi. Bu şehitlerden biri de Aydın Baran’dı. Komutan Mazlum! Amed’in Komutanı demişti şehit düştüğü zaman ablası ona. Çünkü 1990’lı yıllarda Amed’te en zorlu koşullarda yıllarca gerillacılık yapmıştı ve bulunduğu alanda sağ kalabilmiş nadir gerillalardan biriydi. 

Kurtulması imkansız çatışmalardan bile hep büyük kahramanlıklarla çıkmasını bilmişti. İşte bu cesaretinden ve onurluca bir yolu tercih etmesinden dolayı yöresinde daha o zamanlar efsaneye dönüşmüştü. Ta o zaman Amed’in komutanı oldu ve benim olduğu gibi bütün gençlerin ve çocukların kahramanı olmayı başardı.   

İnsan, duruşuyla, eylemleriyle bazen bir toplum olur, toplumun istemlerini haykırır. Bazen iyi ve güzel bir değerin temsili… Çocukluğumdan beri sen hep iyi ve olmak istenen insan oldun. İdol oldun. Sen biz oldun, biz de sen olmaya çalıştık. Gisgis oldun, Ergani oldun, Amed oldun, Kürdistan oldun. Büyük bir kahraman oldun.

Kahramanlığın en iyi tasvir olacağını düşünerek şimdi olduğu gibi “hep bir kahraman oldun” diye yazmıştım bir keresinde. Çok sevdiğim biri “Mazlum arkadaş gibi birine sadece kahraman oldun demek yeterli değil” demişti. Belki kelimeleri seçmede beceriksizim, belki de lügatım yetersiz kalıyor onu doğru kavramla ifade etmeye... Ama o benim için hep öyle oldu.

Sensizliğe hiç kimse alışmadı. Bir gerilla “Mazlum arkadaş, PKK’deki en güzel renklerden biriydi” demişti. Biri “o bizim moral kaynağımızdı” demişti. Biri “onun sayesinde yaşama bakışım değişti” demişti. Geçenlerde gördüğüm ve senden büyük bir hayranlıkla bahseden bir gerilla arkadaşın, “Mazlum arkadaş olsaydı savaşçılığıyla düşmanı Sur’da boğardı ve düşmanın Sur’u yıkmasına izin vermedi” diyordu. Seni tanıyan herkes beni gördüğünde eskiden, yaşadığın zamanki gibi hakkında güzel şeyler söylüyor. Yüzlerinde yitirilmemesi gereken çok büyük bir değerin kaybedilmiş olmasının acısı ve hatırlanan güzel anların tebessümü beliriyor.

Ne mutlu sana, hep onurlu ve sevilen bir insan olarak yaşamasını bildim diyebildin.  Ne mutlu sana yüzlerce Kürt insanını ölüm uykusundan uyandırıp mücadele eder hale getirdim diyebildin. Ne mutlu sana kahraman olduğun gibi, hep özlenen bir insan olmayı bildin. 

Komutan Mazlum, can yoldaşım, can arkadaşım! Çocuk saflığı ve temizliğindeki kalbimle iki metre uzunluğundaki kollarımı sırtımda birbirine kavuşturarak “seni bu kadar özledim” demem ne kadar özlediğimi ifade eder mi bilmiyorum. Ama çok özledim seni. Saz çalmanı çok özledim. “Sivaro” şarkısını okumanı çok özledim. “Keka” demeni çok özledim. Ağız dolusu kahkahalarını ve şakalarını özledim. Varlığının bile kendi başına bende uyandırdığı sevinci çok özledim.

Şehit düşmene neden olan tetiği çektiren zihniyete lanet olsun. Kuşunlar size değil, halkların birbirini sevmesine sıkıldı.

Özlemlerini yerine getirmek biz ardıllarının boyun borcudur. Şehitlere o zaman gerçek ya da hak edilen değer verilmiş olur. Şehitlerin özlemi olan adil bir dünya için özerk Kürdistan ve demokratik Türkiye gerçekleştirilecek, Ortadoğu evinde buluşturulacak ve bütün insanlığa armağan edilecek.

Özlemini duyduğun herkesin kendi gibi olduğu ve sevgi dolu dünya bir gün mutlaka yaratılacaktır.