On altı trilyon dolar borç, bir türlü toparlanmayan ekonomi ve yoksulluk sınırının altında olan elli milyon insanın gölgesinde geçen Amerika seçimlerinde varsa yoksa ekonomik kriz, eriyen orta sınıflar, eğitim ve sağlık sistemindeki sorunlar konuşuldu. Bir de dış politika. Genel eğilim içeride bunca sorun varken Amerika’nın önümüzdeki dönemde sert bir dış politika izleyemeyeceğiydi. Küresel hegemonya için para lazım. Ortadoğu’da yeni bir maceraya girmek bir yana, Amerika’nın mevcut askeri giderleri için yüz milyarlarca dolar yıllık bütçe gerekiyor. Obama ise bütçeyi toparlamak için askeri harcamaları daha da kısmayı planlıyor.
Seçimlerden sonra Amerika’nın Suriye’ye aktif müdahil olacağı beklentisi gerçekçi değildi. Bu salt ekonomik kriz yüzünden değil. Suriye muhalefetinin kapsayıcı bir birlik oluşturup içindeki “radikal Müslümanları hizaya çekmeden” Batı’nın ciddi desteğini alması zor. Esad sonrasında kimyasal silahların kontrolü ciddi bir sorun. Ayrıca, İran ile nükleer enerji konusundaki yaptırım diplomasisinin başarılı olduğunu düşünen Obama, Suriye macerasının bu diplomasiye zarar vermesinden endişe ediyor. Amerika Suriye’de tampon ya da uçuşa yasak bölge kurulmasını gerçekçi bulmadığı gibi, şu aşamada Suriye muhalefetine ağır silah vermek de istemiyor. Türkiye’ye NATO’nun vereceği füzelerinin ise “savunma amaçlı” kullanılmasında özellikle ısrar ediyor. Çünkü Suriye’ye askeri müdahale, içinde İsrail, İran, Hizbullah ve Hamas’ın da olacağı ve sonunun nereye varacağı belli olmayan kanlı bir bölgesel, hatta küresel savaş demek.
Ancak Amerika’nın Suriye, İsrail-İran, İsrail-Filistin konularından uzak durmak gibi bir opsiyonu da yok. Bu meselelere müdahil olmanın en ucuz ve risksiz yolunu bulmaya çalışıyor. Yani gidebileceği yere kadar diplomasi. Artık kimse Esad’ın kolay ve kısa zamanda gideceğinden bahsetmiyor. Esad sonrası nasıl bir Suriye sorusu ise belirsizliklerle dolu. Onun için Amerika işi ağırdan alıyor, bu belirsizliklere göre hazırlıklarını yapıyor, yerel ve bölgesel ittifaklar kurmaya çalışıyor, muhalif grupların Türkiye, Katar ve Suudi rejimi tarafından kısmi olarak silahlandırılmasına onay veriyor. Obama’nın daha hırslı bir proaktif pozisyona kayması büyük ihtimalle sadece başarısız olmakla kalmayacak, Obama’nın evdeki sorunları çözmek için gerekli siyasi sermayesini de tüketecek.
Öte yandan, Türkiye’nin koordine ettiği Esad karşıtı muhalefet küresel güçlerin güven ve desteğini alamadı. Bunun üzerine Türkiye Katar’la birlikte Doha’da Batı’nın hassasiyetlerine uygun, daha kapsayıcı ama “ılımlı” bir muhalefet oluşturmak için kolları sıvadı. Ancak küresel ve bölgesel aktörlerin konumu, demografik yapı ile muhalefet içi dini, ideolojik ve mezhepsel ayrışmalar yüzünden Suriye muhalefetinin birliğini sağlamak kolay değil. Kürtler, Nusayriler, Hıristiyanlar, Dürziler ile Şam ve Halep’teki Sünni burjuvazinin önemli bir kısmı muhalefete mesafeli. Ayrıca, aynı zamanda Amerika karşıtı olan silahlı birçok Selefi grup Doha’dan çıkan koalisyona tavır almış durumda. Suriye muhalefeti birliğini oluştursa bile sahnede İran, Rusya ve Çin var. Suriye’nin çok aktörlü ve sürekli değişen dinamiklerle örülü siyasasında Amerika dahil kimse kolay pozisyon alamıyor.
Kısa zaman öncesine kadar Türkiye’nin bölgedeki “yumuşak gücü” içinde İsrail’in de olduğu Batı ile Ortadoğu arasında diplomatik arabuluculuk kapasitesiydi. Türkiye son iki yılda bu gücü kaybetti. Kaddafi’yi ikna edemedi. Esad Türkiye’yi takmıyor. İsrail Gazze konusunda sertleşti. Türkiye İsrail ile İran’ın arasını bulmak bir yana her ikisi ile çatışma halinde. Irak ile ilişkiler malum. Mavi Marmara olayı ve Suriye’nin düşürdüğü uçak ciddi prestij kaybettirdi. Türkiye sadece yumuşak gücünü kaybetmedi. Türkiye’nin sert gücünün olmadığı da görüldü. AKP Hükümetinin efelenmesi Ortadoğu sokağından alkış alıyor, ama bu bölgesel popülist söylemin küresel siyasette reel bir karşılığı yok.
Son Gazze saldırısı ise Ortadoğu’daki kaotik durumun tuzu biberi oldu. Bu saldırıyı Netanyahu’nun basit bir seçim stratejisi olarak değil, Arap Baharı boyunca beklemede kalan İsrail’in değişen Ortadoğu siyasasına kendince çeki düzen verme girişimi olarak okumak gerekir. Müslüman Kardeşler’in liderliğindeki Mısır ise Gazze’deki yıkıntıların içinden ABD’nin önümüzdeki dönemdeki bölgesel partneri olarak yükselmeyi başardı. Ateşkesteki merkezi rolü ile büyük uluslararası ve bölgesel prestij kazanan Mısır’ın yakın gelecekte genelde Ortadoğu özelde ise Suriye siyasetinde daha merkezi bir role soyunması sürpriz olmaz. Hillary Clinton’un Mısır’a “bölgesel liderliğine” referansla teşekkür etmesinin siyasi etkilerini kısa zamanda görmeye başlarız. Davutoğlu’nun “stratejik derinlik” olarak formüle ettiği Türkiye’nin bölgesel lider olma vizyonu ise yükselen Mısır’la birlikte iyice küçülme yolunda.
Kürtlere gelince...Amerika yeni dönemde de Irak’ta Kürtlerin lehine, Türkiye’de ise Kürtlerin aleyhine olan klasik yaklaşımını sürdürecek görünüyor. Ancak, Suriye Kürtleri konusunda Türkiye ile arasındaki makas açılabilir. Özellikle de Mısır Suriye siyasetinde daha merkezi bir konuma kayarsa. Amerika Kürtlerin Suriye muhalefetine katılmasını açıkça istiyor. Türkiye inat etmezse Amerika’nın Kürtlerin özerklik talebini kabul etmemesi için ciddi bir sebebi yok. Kendi Kürt sorununu çözemediği için Suriye’de fena çuvallayan Türkiye başarısızlığını Kürtlerin birliğini dağıtıp özerkliğin önüne geçerek ikame etmeye çalışıyor. Kürtler birlik içinde hareket ederse küresel ve bölgesel aktörler onları bir güç olarak tanımak zorunda kalacaktır. Birlik dağılırsa Kürtler bir yüzyıl daha kaybeder.
* Yrd. Doç. The University of Michigan-Flint