Amerika’nın Ankara elçisi Frank Ricciarddone, Türk televizyon yöneticileriyle yaptığı toplantıda, Kürdistan Ulusal Kurtuluş hareketini “terör” diye damgaladıktan sonra, “meselenin halli” için, cinayet özel tekniklerini hediye etmek istediklerini söylüyordu.
Elçi, TC’ye iyilik adına katlandığı fedakarlık için şöyle diyordu:
“Türk hükümetiyle, PKK ve Kandil konusunda tüm istihbarat bilgilerini paylaşıyoruz. Daha fazlasını önerdik. Bin Ladin’in öldürülmesinde kullandığımız taktik ve tenik yöntemleri önerdik.”
Amerika, kimi nerede ve nasıl kullanacağını çok iyi biliyor. Kürdistan ulusal meselesinin halli adına, TC’ye deneyimleriyle zenginleştirilmiş cinayet teniklerini armağan etmeye kalkışıyorsa eğer, onun için biçilmiş bekçilik görevi, göz diktiği ihale, pazarlamak istediği silah var demektir. Boşuna ve durup dururken, cinayet tekniği hediye etmeye kalkışmaz.
Geçmişte, TC’yi hizmetçi, tetikçi olarak kullanmak, ona silah satmak, göz diktikleri yağlı bir ihaleyi almak isteyenler, Ankara gelip, “Atatürk bütün çağların en büyük lideridir” diyorlardı. Bu övgüyü duyanlar, uydurukçuluğ gerçek sanıp, sevinçten kendiden geçiyor, “can dostu ve Türke hayran”ın bütün isteklerimi anında karşılıyorlardı.
Kürdistan ulusal meselesinin ateşi harlanınca, yalanın şekli, şemaili değişti. Atatürk’ü yücelten, Türk’ü üşümeyen, acıkmayan, yorulmayan, asla korkmayan gösteren övgülerin yerine Kürt düşmanlığını oturttular.
Yalanın yeni şeklinde, Türk devleti, “eşi görülmemiş bir evrensel hukuk abidesi” ama Kürtler, bunu anlamayan teröristti. Bütün hakları, hukukları yerli yerinde ve avuçlarına teslim olduğu halde özgürlük peşine düşen Kürtlerin teröristliğini üç kere ardı artdına bağırdıktan sonra, Türk büyüğünü öpüp, “desteğimiz seninledir en dünyayı üstün medeniyetiyle aydınlatan ve de bir teki dünyaya bedel Türk oğlu büyük Türk” diyenler istediklerini almaya, malı götürmeye başladılar.
Bu söylemle dolduruşa getirdikleri TC’yi, dünyanın orası, burasında (mesela Somali’de, Afganistan’da) tetikçi yapıp, çıkarlarının bekçisi olarak diktiler. Libya’nın lideri Kaddafi’nin linç vahşetine kattılar. İran’la hasım, “kardeş” olan Suriye’yi,”yakala” emriyle can düşmanı yaptılar.
Öbür yanda, Amerika silah satıyor, tenik donanımını İsrail üstleniyor, kazandığı parayla savaş teknolojisini ayakta tutuyordu. Avrupalı, Kürtlerin üstüne serpilecek zehirli gaz, diğer savaş araçlarını satarak para kazanıyordu.
Amerika, Kürdistan ulusal savaşında, ilan edilmiş taraftı. TC’nin savaş unsurları, Amerikalı uzmanlarca eğitiliyordu. Roboski’deki 34’ler dahil, sivil Kürtleri öldüren silahlar Amerika çıkışlıydı. Amerika yerini gösteriyor, Türk uçak ve helikopterleri, gerillanın üstüne, Amerikan yapımı kimyasal bombalar yağdırıyorlardı.
Kürdistan dağlarına atılan her bombanın parası, Amerikan savaş baronlarının kararsına günün karı olarak aktarılıyordu. Savaş, Amerika için karlı bir sektörüdü, kazanın dibindeki ateş aralıksız harlanıyordu.
Amerika, bu arada Türk devletine iyilik tertibinden ve gönlünden kopanla cinayet tenik ve teknolojisini hediye etmeye kalkışıyordu. Verdikleri taktik, teknik ve teknoloji kullanılırsa, Kürt gerilla liderleri yok edilecek, Kürdistan sorunu bitecekti.
Öyle diyorlardı…
Kürdistan hareketinin lideri Abdullah Öcalan’ı, bu söylemle TC’ye satmış, ama yanılmışlardı. (Satışı gerçekleştiren Amerika, İsrail, hatta Rusya kazanç sağladılar.)
Oysa dünya, Meksikalı lider Emiliano Zapata’nın öldürüldüğü yerde, Kürdistan hareketi de dünkü yerde bağlı değildir.
Ve, üstelik TC’ye cinayet planı ihracatına kalkışan Amerika, hükümet darbeleriyle, bir halkın ulusal mücadelesini birbirine karıştırıyordu.
Hükümet darbelerinde, liderleri öldürmek (Şili’de Başkan Allende), işgal (Amerika’nın Grenada adasını, Panama’yı sonra Irak, Afganistan) gücün sönmesi, entrikanın başarısı, zaferiydi. başarıydı. Amerika’nın öteki organizyonları Mısır, Tunus ve Libya olayları da, darbeydi. Liderlerin düşmesi, darbecilerin zaferiydi.
Filipinlerde, 1970’lerde tarih sahnesine çıkan ve daha yeni zafere ulaşan Moro ayaklanması gösterdiği üzere, ulusal kurtuluş savaşları, farklı bir devamlılığa sahiptir. Kürdistan hareketi, en çarpıcı örnektir.
Kürdistan isyanının lideri ele geçirilmesi sarsıntıya sebep oldu. Ancak bu hareketin yenilgisi değildi. Çünkü, tabandan davana uzanan bir örgütlenme biçimine sahipti. Bu yapılanma içinde, her düşenin bir yedeği vardı.
O nedenle, Amerika’nın cinayet planı, göz diktiği yeni şeyleri koparmada, Türk devletine hoşluk sunmadır.
Nitekim Türk Başbakan sunulanı değerli buluyor, ama dünkü konuşmasında, iç çeken bir hayıflanmayla, hediyenin değerli fakat, “Bin Ladin ile Kürt gerilla liderlerinin yaşama koşullarının farklı, dolayısıyla cinayet işlemenin zor olduğunu” söylüyordu.
Oysa Kürtler ve örgütlenmeleri de farkldı. Kürdistan baştan başa, özgürlük savaşçısı çocuklarının ardındaydı. Kişilere darbe ve cinayetlerle Kürtleri bastırmak imkansız…
Dünya yıkılıp, bütün isyanclar altında kalsa ve bir Kürt enkaz dibinden başını kaldırıp, “biz buradayız” dese, isyancı ruh hayatta, halkın desteği ardında demektir.
Ayrıca cinayet meseleyi halle yetseydi, sorun Atatürk günlerinde boğulur, kan akıkışı bugüne sarkmazdı. O dönemde, liderleri hedef alan cinayetler işlemekle yetinmediler. Bölge bölge katliamlar, soykırımlar yapıldı. Fakat sonra?..
Filipinlerin bile Moro gerillalarıyla anlaştığı, Britanya’nın İskoçya sorununu referanduma götürdüğü günümüzde çözüm cinayette değil, insanca bakış ve yaklaşımdadır.
Yazık ki, Amerikano İslam Türk rejimi henüz insani kabulden uzak…
Amerika, TC’ye cinayet tekniği hediye ediyor