Başbakan partisinin bir grup toplantısında geçen ay çok önemli ve bir o kadar da ilginç mesajlar verdi. Zaten tek adamlılığın veya totaliter kişiliklerin temel bir özelliği vardır. Kendisinden başka kimseyi benimsemezler, etrafındakilere üsten bakar. Erdoğan da, yıllar önce Wilhem Reich’in “Dinle Küçük Adam”daki profili çiziyordu. Kendisi bir bakıma tanrı katında olduğunu kendisi dışında kalan herkesi varlığıyla, yaşamıyla ona ve onun tahtta oluşuna borçlu olduğunu mimikleriyle hissettirmektedir. Konuşmasında iktidarı döneminde yaptığı icraatları sıralayıp durmaktadır. Ne yazık ki “çocuk da olsa kadın da olsa vurun” talimatının, Roboskî’deki Katliamı'nın sorumluluğunu hiç üslenmez. Sağa sola sataşarak gerçeği sulandırmak ister.
Ağzındaki baklayı en sonunda çıkarttı. Yeterli sayıda öğrenciler Kürtçenin seçmeli ders olarak öğrenmeyi talep ederse, Kürtçeyi de İngilizce, Fransızca, Almanca vs. yabancı diller gibi bir statüde öğreteceğinin 'müjdesini' verdi. Tabi Kürtler, Kürt muhalefeti ve demokratik siyaset adına siyaset yapanların, ileri demokrasinin Kürtlere bahşettiği bu hakkı kullanmayacaklarını, eleştireceklerini bildiğinden olmalı ki; "Bakın biz Kürtçeyi seçmeli ders statüsünde öğretmeye çalışırken, karara karşı çıkacaklar" demeyi de unutmadı.
"Bizim iktidarımız dönemine kadar, varlığınız dahi kabul edilmiyordu, kimse size bir hak vermiyordu. Haftada 45 dakikalık radyo TV yayını ülkeyi böler diyordular, biz günün 24 saatini Kürtçe yayın yapan TV’yi açtık" dedi. Bu sözler aslında muhalefeti susturmaya yönelik. "Size bu hakkı veriyorum, fazla sorun çıkartmayın. Eğer bunu kabul etmiyorsanız, bu hakkı nasıl verdiğimi öyle de alacağımı bilirim" mesajıdır.
Kürtçenin seçmeli ders statüsünde kabullenişini hepimiz birlikte alkışlayarak ve zılgıt çekerek tebriklerimizi sunalım(!) Kürtler bir halk ve ulus olduğunu, kendi öz varlığını kabul ettirmek için kırk yıldır özgürlük mücadelesini vermektedir. Bu kırk yıllık varlık yokluk savaşında on binlerce insan özgürlük uğruna bedel ödediler, halen de ödeniyor. Bu mücadele sayesinde ulus devlet, Kürtlerin varlığın kabullenmek zorunda kaldı. Eğer en ufak bir doğal ve insani hak tanımışlarsa on binlerce bedelin sayesindedir. Kimsenin gönlünden geldiği için Kürde bir hak verilmedi.
Bilge, “soru sormak bilmenin yarısıdır” diyordu. Biz de bir soru sorarak yarı bilmeyle konuyu açımlayalım. Sahiden Kürtlerin ana dili nedir? Eğer sanıldığı gibi Kürtçe ise o zaman neden seçmeli ders statüsündedir? Şayet bizler bunu bilmiyorsak ki, filolog olmadığımıza göre bilmemek normaldir. O zaman filologlar bize Kürtlerin ana dili nedir diye bir açıklık getirsinler. Demek ki, şimdiyle kadar yabancı bir dille konuşmuşum. Annem beni emzirirken Kürtçe ninniler söylerken bana yabancı bir dili empoze ediyormuş(!)
Erivan Radyosu Kürtlerin gözü ve kulağıydı. İyi hatırlıyorum Erivan Radyosu tam yayına başlarken, başka radyoların sesi daha güçlü olduğunda yayın duyulamıyordu. Bazen üzüntüden dolayı ağladığımı hatırlar, içten içe sanki Arapların bilinçli olarak ana dilimi dinlememi engellediğini düşünürdüm. Bu nedenle Arapçaya karşı Türkçeden önce anti-patim gelişti. Demek ki biz gerçekliğimizin farkında değildik. İyi ki sayın Başbakan bize söyledi: Konuştuğumuz dil, bize ait olmayan yabancı bir dilmiş...
Hepimizin gözü aydın! Dilimiz artık yalancı diller statüsünde öğretilecek. İleri olduğu iddia edilen demokrasinin bu nimetini kulağımıza küpe etmeliyiz. Ana dilimizin ne olduğuna dair, artık anamdan hesap sorma hakkımız var(!)
Oltu T Tipi Cezaevi