Anadiliyle değil de başka dilden eğitim alan ya da buna mecbur kılınan çocuklarda bu durumun yarattığı zihinsel tahribatlar ve kişilik şekillenmesinde oynadığı olumsuz rol birçok araştırmaya konu edinilmiş ve yapılan araştırmaların sonuçları farklı yöntemlerle kamuoyuna sunulmuştur. Anadil bir toplumun tüm birikiminin kendisinden sonraki kuşağına direk aktardığı temel oluşturucu güç ve araçtır. Dil bir iletişim aracıdır. İnsanların birbirlerini algılayabilmeleri, iyi bir ilişki kurabilmesi ve anlaşabilmeleri açısından dil önemli bir araç olmaktadır. Bir çocuk için ilişkileneceği onu algılayabileceği ve paylaşabileceği ilk kişi kuşkusuz annesi olmaktadır. Yaşam hakkında ilk bilgileri veren, kendi geçmişine, tarihine, kültürüne ve geleceğine ilişkin ona ilk eğitimini veren, ilk öğretmenliğini yapan elbette annesidir. Bu anlamıyla anadil denilince ilk akla gelen özne anne olmaktadır.

Annesinden kopan çocuk hem anne bilgisinden ve hem de kendi anadilinden kopmuş demektir. Mesela devlet okulları, yurtlar üzerinden örnek vermek gerekirse; bu okullar devletin özelde Kürt toplumuna karşı asimilasyonu amaçlayan özel kurumlar olarak örgütlenmiştir. Çocuğu annesinden, ailesinden, dolayısıyla kültüründen uzaklaştırması, kendi dilinin dışında bir dil ile tanışması onu en başta bir yabancılaşmaya götürmektedir. İlk etapta ailesine yabancılaşan çocuk daha sonra giderek kendine, çevresine, toplumuna ve tarihine karşı bir yabancılaşmayı yaşıyor. Kimliğinden, kültüründen kısacası kendisi olmaktan çıkıyor. Doğduğu topraklarda, büyüdüğü anayurdundan adeta kaçıyor. T.C. Devlet okullarında öğretilen dil en başta bir Devlet-Cumhuriyet misyonerliğini yapmakta, Kemalizm üzerinden Türk milliyetçiliğini aşılamaktadır. Bu aynı zamanda özel ve psikolojik bir savaştır. Tek dil zorunluluğu, Kürt toplumunu, özelde çocuklarını bu kurumlar aracılığıyla kendi özüne yabancılaştırma hedeflenirken aynı zamanda ruhta, duyguda, fizikte bütünüyle eritmektir. Bu yolla zihinlerde Türkleştirilme inşa edilmektedir.
Bir çocuk kendi anladığı, rahat algılayabildiği dilin dışında bir dil ile tanışınca ilk olarak kendi dilinden utanıyor, çünkü kendisini rahat ifade edemediğini düşündüğünde bu kez de kendisine ve kendisi gibi olanlara öfkeleniyor. Bu onda giderek kendisini küçük görme, kin, nefret, utanç duyma vb. ruhsal ve psikolojik rahatsızlıklar yaratabiliyor. Dikkat edilirse bu okullarda eğitim müfredatları hiç değişmez, kitaplar vb. hep aynıdır. Yeni literatürler yeni düşünce biçimlerine asla yer verilmez. Çünkü burada amaçlanan bir insanı eğitmek değil, daha çok onu kişiliğinden, özünden nasıl boşaltabilir, ne kadar kimliğinden çıkarabilir ne kadar aynılaştırabilir üzerindendir.
Nitekim uygarlık tarihi boyunca devlet-iktidar düzenin kendisini ayakta tuttuğu araç toplumları sömürge ideolojisi ile eğiterek teslim alma, toplumu bu yoldan toplumsuzlaştırma politikasıdır. Kendi tarih anlayışları yine dinsel ve felsefi ideolojileriyle toplumu aynılaştıran ve yabancılaştıran bu eğitim sistemini red etmek ama aynı zamanda alternatifini de geliştirmek elzemdir. Bu tarz eğitim çocuklara hatta gençlere bir şey kazandırmamakta, tersine büyük kaybettirmekte onları toprağından, toplumundan, kök hücresinden kopartmaktadır. Buna göre; bizlerinde en başta buradan başlayarak toplumu ve en temelinde çocukları zihinsel faaliyetlere, anadilinde “Demokratik Toplum Eğitim Sistemi” ile yeni bir örgütlülüğe kavuşturmak, kendi eğitim kurumlarımızı geliştirmek gerekmektedir. Devletin eğitim sistemi dışında bir eğitim sistemi mücadelesi yürütülmelidir. Mesela her evi, ibadetgâhları, her ağaç altını bir eğitim mekânı, akademi haline dönüştürmek gerekir. Anadilde eğitim toplumsal kimliğimizin oluşumunda temel bir parçadır. Bu temelde kendi tarihinden, kültüründen, ahlaki ve politik dokularından uzaklaştırılmış çocuklarımızı ve gençleri bu kendi eğitim kurumlarımızda anlayabilecekleri, anadillerinde eğitim imkânları sunarak ancak demokratik toplum eğitim sistemiyle yeniden onları kazanabilir, onlara kendi varlığını, kök hücresine dönmesini sağlayabiliriz. Zira Demokratik toplum eğitim sistemi, yaşamla iç içe olup başta çocukların, gençlerin ve kadınların sorunlarına çözüm bulan, yaşamı anlamlandıran ve güzelleştiren bir disiplin ile yaklaşılırsa ancak başarılı sonuç alınabilir. Yoksa ulus-devletlerin tektipleştirici eğitim sistemini aşmayan bir tarz tekrarlanabilir.
Diğer yandan, Türkiye’de henüz Kürt sorununun demokratik çözümüne yönelik somut bir adım atılmış değildir. Dolayısıyla böylesi bir devlet gerçekliği karşısında ondan anadilde eğitim hakkını tanımasını istemek, Kürtçe okulların açılmasına izin vermesini beklemek fazla gerçekçi değildir. Belki de toplumlara tanıyacağı en son haktır anadilde eğitim. Çünkü Türkiye üniter bir devlettir. Ulus-devlet kriterlerine göre hareket etmekte, kapitalist sistemin uydusu olmaya devam etmektedir. Ulus-devlet zihniyeti kendi menfaatlerini korumak ve iktidarına güç katabilmek için toplumu kendi çizdiği eğitim yoluyla-tektipleştirme, aynılaştırma- terbiye etmeye çalışmakta, bu yoldan toplumu kendisine bağlamaya, teslim almayı amaçlamaktadır. Sermaye-iktidar tekellerinin eğitim-öğretim sistemini topluma ait ne varsa –maddi-manevi- yağmalamak, talan etmek ve tasfiye etmek amacıyla kullanmaktadır. Mesela özel okullar, dersler, üniversiteler bunun bir kanıtıdır. Çocuklar ve gençler üzerinden algı ve bilinç çarpıtmasını gerçekleştirerek topluma kendi zihniyetini yerleştiriyor. Bu okullarda bir yandan resmi ideolojilerini, tekçi anlayışını derinleştirirken, diğer yandan ise, sermaye-iktidar tekelini güçlendirmekte ve kendi menfaatlerine göre insanlar sözde mesleğe yönlendirilmektedir. Önder Abdullah Öcalan kendi okul sürecine ilişkin; “Görünüşte Türkiye’nin en eski ve tanınmış Siyasal Bilgiler Okulunun son sınıfına kadar üstün başarıyla tırmanmıştım. Sonuç, öğrenme yeteneğinin ölümcül bir darbe yemesiydi.” belirlemesi gerçeği çok açık ifade etmektedir. Devlet tekçi sistemiyle toplumu teslim almaktadır. Yani bu yasakla amaç devletçi-iktidarın ömrünü uzatmak, toplumu, iradesiz, kimliksiz adeta benliğini yitirmiş silik bir toplum yaratmaktır. Devletin Kürt halkına yönelik inkâr politikası bugün farklı versiyonlarıyla halen devam etmektedir. Kürt halkı ne kadar kendi anadilinde eğitim hakkı istediğinde, devlet o kadar bu alana yönelmekte, özellikle Kürdistan’da daha fazla asimilasyon politikalarını ve sömürge kurumlarını yaygınlaştırmaktadır.
Anadilini kullanamayan bir toplum, iradesiz ve her zaman yıkılmaya mahkûmdur. Anadilde eğitim hakkı evrensel bir haktır. Sadece Kürtler için değil, çeşitli tüm halklar için de bu geçerli ve doğal bir hak olmaktadır. Fakat Anadilde eğitim yasağının kalkması, T.C devleti anayasasının 42. Maddesindeki “Türkçe dilin dışında farklı diller yasak” olduğunu işaret eden maddenin tamamen ortadan kaldırılması bunun için de Türkiye’nin demokratikleşmesi gerekmektedir.
Bununla bağlantılı olarak devletin eğitim sistemini boşa çıkarıcı çeşitli adımlarında atılıyor olması önemli olmaktadır. Okul boykotu eylemleri de bu adımın bir parçası olmaktadır. Demokratik ulus inşasının bir parçası olan boykot hamlesinin geçen yıla oranla halkımızın daha fazla sahiplendiğini ve anadil eğitim hakkı için artık devletten bekleme değil de, kendi okullarını inşa ederek buna cevap olmaya çalıştıklarını görmek hamle açısından büyük bir adım olmuştur. Halkımız büyük fedakârlık ve direniş sergilemektedir. Fakat anadilde eğitim hakkı için başlatılan boykot dönemsel bir eylem tarzı olarak ele alınmamalı, öylede görülmemelidir. Yani salt çocukları okula göndermeme, basit bir protesto eylemi gibi bakılmamalıdır. Amaç demokratik ulus inşasında artık kendi demokratik-komünal sistemimizi oluşturmak ve bunun içerisinde en temelini oluşturan kendi anadilde eğitim sistemimizi örgütlemektir. Bu hamleye stratejik bakmak gerekir. Bunun için tıpkı Kürdistan’ın bazı illerinde Amed-Bağlar, Cizire ve Gever’de olduğu gibi somut pratik adımlar atarak Kürdistan’ın her yerinde bu hamleye cevap olmak gerekir. Ferzad Kemanger, Üveyş Ana ve Bêrîvan isimli açılan okullarımıza yönelik yapılan saldırılar onurumuza ve kimliğimize yapılan saldırıdır. O mühürler, dilimize, zihnimize ve kültürümüze vurulandır. Buna sessiz kalmak, tekçi eğitim sistemine ortak olmak demektir.