
Diğer yandan, ABD’nin bazı Arap devletleriyle birlikte hazırladığı “Cidde Bildirisine” AKP Hükümetinin imza atmaması ABD’yi ciddi biçimde zorlamış ve şaşırtmış görünüyor. Bu durum ülke içinde yoğun olarak tartışılır ve ne tür sonuçlar doğuracağı kestirilmeye çalışılırken, Amerika’da bazı basın organlarında “Ankara artık müttefikimiz değil” biçiminde yazıldığı belirtiliyor.
Ahmet Davutoğlu Hükümeti Cidde Bildirisine imza atmama nedeni olarak “Musul’da rehin tutulan elçilik personelini” gösteriyor. Yani “Biz bildiriyi imzalarsak, IŞİD de rehineleri öldürür” demek istiyor. Peki burada şu soruyu sormak gerekmiyor mu? Acaba Davutoğlu Hükümeti Cidde Bildirisini imzalamazsa IŞİD’in rehineleri öldürmeyeceğini nereden biliyor? Yoksa AKP Hükümeti ile IŞİD arasında bu yönlü bir anlaşma mı var?
Öyle ki, Musul’da elçilik personelinin sözde rehin tutuluyor olması AKP Hükümeti için IŞİD’e karşı çıkmamanın temel dayanağı yapılmış durumda. Sanki bu amaçla elçilik Musul’da tutulup boşaltılmamış gibi. IŞİD Musul’a ilk saldırdığı zaman böyle söylenmişti de, fazla üzerinde durulmamıştı. Şimdi anlaşılıyor ki bu tür söylentiler doğruymuş!
Dahası Musul elçilik personelinin IŞİD tarafından rehin tutulup tutulmadığı da pek belli değil. Bize ulaşan bazı bilgilere göre, söz konusu personel günlük çalışmalarını yürütmeye devam ediyor. Türkiye’nin Musul Konsolosluğu’nun verdiği belgelerle Musul’dan Türkiye’ye gelişler sürüyor. Eğer bu tür bilgiler doğruysa, o zaman “Rehine” söyleminin tamamen uydurma olduğu ortaya çıkıyor.
Belki bu tür düşünceler “Aşırı AKP karşıtlığı” olarak değerlendirilebilir. Fakat IŞİD’in Türkiye’deki çalışmaları ve bunlara karşı AKP Hükümeti tarafından herhangi bir engellemenin olmaması dikkate alınırsa, dahası AKP’nin IŞİD’e desteğine ilişkin basına yansıyan bilgiler hesaba katılırsa, o zaman aşırı görülen söz konusu düşüncelerin pek de aşırı olmadığı açığa çıkar.
Örneğin bilebildiğimiz şu hususlara bakalım: IŞİD’e en çok savaşçı Türkiye’den ve AKP’nin güçlü olduğu illerden katılıyor. Dünyanın dört bir yanından toplanan IŞİD çeteleri Türkiye üzerinden IŞİD’e ulaşıyor. Türkiye’nin çeşitli illerinde IŞİD’in eğitim kampları bulunuyor. AKP Hükümeti Suriye sınırının tümünü IŞİD güçlerinin karşılıklı geçişi için açık tutuyor. IŞİD alanlarına silah ve cephane yüklü tırların geçtiği basına yansımış bulunuyor.
Şimdi bunlara bir de IŞİD alanından Türkiye’ye döşenmiş olan ve çalışır konumda bulunan petrol boru hatlarının olduğu bilgisi ekleniyor. Yani IŞİD ile AKP Hükümeti petrol ticareti yapıyor. İki taraf da kaçak petrol satımından karşılıklı olarak kazanç sağlıyor.
Artık soru sorma zamanı gelmiş bulunuyor: Peki bütün bunların hepsi de Musul’daki sözde rehineleri korumak için mi yapılıyor? Bunlara bir de Cidde Bildirisi’nin imzalanmamasının eklenmesi ne anlama geliyor? Bu tutumların hepsinin “IŞİD’i desteklemek” anlamına geldiği açık değil mi?
Gözle görülebilecek kadar açık ve net ki, AKP Hükümeti IŞİD’e destek veriyor. Hatta IŞİD ile çok yönlü bir ittifak halinde. Cidde Bildirisi’ni imzalamaması da bu nedenledir. “Musul’daki rehineler” hikayesi tüm bunları örtmek için bir kılıf olarak kullanılmaktadır. Yani bir maske, bir örtü konumundadır.
Eğer böyle olmasa ve AKP Hükümeti tarafından yapılan açıklamalar doğru olsaydı, o zaman AKP Hükümetinin siyaseten çok zayıf olduğu açığa çıkardı. Adeta “Musul’daki rehineler” çerçevesinde kendini ve siyasetini IŞİD’e rehine etmiş olurdu. Tabi AKP açısından bu da çok iyi ve olumlu bir durum değildir. Tersine IŞİD’e nasıl mahkum olduğu gerçeği açığa çıkar.
Fakat gerçek böyle değildir. Gerçek olan, AKP Hükümetinin bilinçli ve planlı olarak IŞİD’e destek verdiğidir. Bu desteğin de sözde Musul rehineleri ile hiçbir alakası yoktur. Peki o halde söz konusu desteğin amacı nedir? Aralarındaki ideolojik yakınlık bu desteğin bir nedeni olabilir. Fakat bizce daha önemli olan birinci neden, IŞİD’in Kürt karşıtı olması ve Kürt Özgürlük Hareketine karşı aktif savaş yürütmesidir. AKP Hükümeti, IŞİD’i, Rojava’da ve Güney Kürdistan’da Kürtlere karşı savaştığı için desteklemektedir.
Bu görüşümüzü, AKP Hükümetinin “Kürdistan’da Türkçe eğitimi boykot ve Kürtçe anadilde eğitim kampanyası” karşısında gösterdiği saldırgan tutum doğrulamaktadır. 15 Eylül’den itibaren başlatılması planlanmış bulunan bu kampanyaya karşı daha hazırlık sürecindeyken bile AKP Hükümetinin ne kadar saldırgan davrandığı Lice, Bağlar, Cizre gibi alanlarda yaşanan olaylarla açığa çıkmıştır.
Dikkat edilirse, AKP Hükümeti tarafından “Eğitim boykotu”ndan çok “Kürtçe eğitim veren okullar açılmasına” karşı çıkılmakta ve bu durum “Yasa dışı” sayılarak kolluk kuvvetlerine saldırma ve tahrip etme emri verilmektedir. Bu da AKP’nin Kürtçe anadilde yapılacak eğitime ne kadar karşıt olduğunu ortaya koymaktadır. Elbette bu durum da, sözde başka şeyler söylense de gerçekte AKP’nin Kürt karşıtlığını devam ettirdiğini göstermektedir. Bu nedenle IŞİD adlı çete grubunun Kürtlere karşı yürüttüğü savaşı aktif olarak destekliyor olması anlaşılırdır.
Halbuki anadil eğitimi en temel ve birinci insan hakkı kapsamındadır. Anadilde eğitime karşı çıkmak ve bunu engellemek en ağır insanlık suçudur. Halkların kendi anadillerinde eğitim yapmalarını engelleyerek onlara başka dilde eğitimi dayatmak en açık bir soykırımdır. Bu gerçeği Almanya’da gezerken Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da bilmektedir. Fakat her nedense Türkiye’ye gelince bu insanlık gerçeğini unutmakta ve ülkemizin kültürel zenginliğine asimilasyonu ve kültürel soykırımı dayatmaktadır.
Kürtlerin 15 Eylül’den itibaren uygulamayı planladığı “Türkçe eğitimi boykot” eylemi, en demokratik ve insani özelliğe sahip bir eylemdir. Hele hele söz konusu boykotu kendi güçleriyle “Kürtçe eğitim veren okullar açmaya” kadar vardırmaları çok önemli bir demokrasi mücadelesi olmaktadır. Böylece ülkemizde yaşayan bütün halkları kendi anadillerinde çocuklarına eğitim vermeye davet ve teşvik etmektedirler.
Tabi geliştirilen bu anadilde eğitim tutumu AKP Hükümetini suçüstü yakalamakta ve gerçek kültürel soykırımcı yüzünü açığa çıkarmaktadır. Günümüz dünyasında hiçbir devletin asimilasyonu açıktan savunması ve uygulaması mümkün değildir. Kürtçe eğitim veren okul açma çabaları AKP’nin asimilasyoncu yüzünü açığa çıkardığı için bu tür girişimlere böyle vahşice saldırmaktadır.
Sadece bu bile Türkçe eğitimi boykot eden ve Kürtçe anadilde eğitim veren okullar açmaya çalışan girişimlerin ne kadar doğru ve demokratik olduğunu ortaya koymaktadır. Aslında demokratik çözüm sürecini ilerletecek olan gerçek pratik girişim de bu olmaktadır. Dolayısıyla ne tür baskılarla karşılaşılırsa karşılaşılsın, ülkemizi demokratikleştirecek ve Kürt sorununu çözüme götürecek olan bu adımdan asla vazgeçmemek gerekir. Tüm demokratik güçlerin elbirliği ederek anadilde eğitim kampanyasını sürekli ve başarılı kılması şarttır.