Dil, toplumsal dokuyu temel olarak belirleyen ve ortak ruh ve kültürün gelişmesinde belirleyici olan unsurlardan biridir. Bu nedenle dil ve kültür birbirinden ayrı değerlendirilemez. Dil, aynı zamanda kültürü de ifade eder ve kültürel yabancılaşma ile toplumsal değerlerden uzaklaşma en başta anadilinden uzaklaşma, kopmayla gerçekleşir.
Kürt halkı olarak özellikle Arap, Fars ve Türk egemenlerin asimilasyon politikalarıyla karşı karşıya kaldı. Kürdistan'ın tüm parçalarında Kürtlere uygulanan inkar gibi yöntemler de aynıydı. Ki bu ''beyaz soykırım yani kültürel asimilasyon'' olarak da tanımlandı. Kimliği inkar edilen Kürtler, toplumda var olabilmek için Türkçe, Arapça, Farsça'ya sarılmak zorunda bırakıldı. Bunun sonucu olarak ezik ve mahçup bir halk gerçekliği yaratıldı. İnkar ve hor görülmeyle Kürt diye bir halk ve dil yoktur temelli akla ziyan teorilerle hakikat çarpıtılmaya çalışıldı. Bu halkın çocukları olarak, Kürtlere var olmak ve yaşam şansı yakalayabilme adına açık bırakılan tek yol, -ki bu oldukça planlı ve amaçlı yapıldı- faşist tekçi devlet sisteminin okullarından geçmekti. Bunun da temel başarı ölçüsü ise egemen dilin ne kadar düzgün konuşulduğuyu. Zaten egemen dili en düzgün haliyle konuşanların o devletin sisteminden etkilenmemesi de mümkün değil. Bu noktada dil aracılığıyla yapılan asimilasyonu netçe görmek mümkün.
Devletin dil üzerindeki politikaları, diğer politikalarından ayrı düşünülemez. Hatta dil, devletin sömürge ve bir toplumu inkar politikalarında en etkin kullandığı araçtır. Türk devleti Kürt halkı ve bu topraklarda yaşayan diğer tüm halkların dilini, varlığını inkar ederek tek dili dayattı. Tüm halkları kendi tekçi egemen diline mahkum etti. Böylece bir halklar mozaiği olan bu kadim toprakları, çöle çevirdi. Tekçi zihniyet adeta tüm kültürleri yok eden bir canavara dönüştü. Dilleri öldürmek de bir soykırım, cinayettir. Bu coğrafyanın halkları fiziki katliamlarla yok edilirken, bu katliamlar geride kalanların dili ve kültürleri yok edilerek sürdürüldü.
Bir toplumun dilini, ulusal değerlerini yok etmek de soykırımdır. Çünkü dil toplumun ruhu, hafızası ve bilincidir. Bir halk ancak diliyle var olabilir. Kürdistan’da son 35-40 yıllık mücadelenin en büyük zaferi, artık tamamen silinme ve yitirilmeyle yüz yüze kalan Kürtlüğün, özgürlük mücadelesiyle yeniden kendisini bulması ve küllerinden yaratmasıdır. Bu tarihi şahlanışla, bugüne kadar saptırılarak, inkar edilen toplumsal gerçek yeniden gün yüzüne çıkarak hayat buldu. Her halkın kendi olma yolundaki ilk adımı, anadiliyle buluşmak, anadiline sahip çıkmak, geliştirmektir.
Bir dilin gelişimi, toplumsal gelişimle de iç içedir. Kürt halkının büyük bedellerle verdiği özgürlük mücadelesinin bir sonucu olarak Kürt dili de gelişiyor. Dilin gelişimi Kürt halkında ulusal bilinci de geliştiriyor. Bu bilinç başta dil olmak üzere, tüm kültürel değerlerimizin korunması, geliştirilmesi ve varlığının da garantisidir. Toplumsallığımızı bilincimizle inşa edeceğiz. Bakûrê Kurdistan'da sayıları artan anadil eğitim kurumları ve bu alandaki çalışmalar bunun en somut göstergesi. Bu kurumlar geleceğimizin en büyük garantisi. Açılan her kurumla bu uğurda savaşan, can veren Kürt gençlerinin hayalleri de adım adım gerçekliyor.
Mexmûr Mülteci Kampı'nda zor koşullarda verilen anadili mücadelesi de unutulmamalı. Mexmûr'daki Kurdistanî ruh ve kararlılık, Kürdistan'ın diğer yerlerine yayıldı. Bugün anadili konusunda Bakûrê Kurdistan ve Rojava'da ortaya çıkan kazanımlar, Mexmûr'da hiç yoktan yaratılanların devamıdır. Mexmûr ilk Kürtçe eğitimi vererek, omuzlarına düşen tarihi sorumluluğu başarıyla gerçekleştirdi. Kürtçe yaşamı inşa ederek, evde, sokakta, iş yerinde, okulda, yaşamın her alanında Kürtçe konuşup, anadili çalışmalarını süreklileştirerek, bu değerleri kalıcılaştırmanın, ertelediğimiz bu ulusal görevi şimdi yapmanın zamanı.