İstanbul’da beş tiyatro gönüllüsünün öncülüğünde kurulan Arêyê Kay (Oyun Değirmeni) adlı tiyatro grubu, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan Kirmanckî’yi yaşatmak için çaba harcıyor. Grup, oyunlarını anadilleri olan Kirmanckî’de yapıyor. Yılmazcan Şare öncülüğünde kurulan grup, Xirmaçek (Göz Hakkı) adlı oyunuyla bu yıl ki Munzur Festivali’nde de sahne aldı. Arêyê Kay grubunu, oyuncularından Gül Kaplan ve ışık-ses sorumlusu Seda Doğan ile görüştük.


‘Görevim anadilimi aktarmaktı’

Kirmackî’nin UNESCO’nun kaybolan diller arasında yer aldığını dile getiren Gül, “UNESCO’nun 2009 raporuna  göre, Kirmackî 30 yıl içerisinde yok olacak. Anadilimin yok olmaması için üzerime düşen görevi yerine getirmem lazımdı. Bu yüzden tiyatroya başladım” dedi. Tiyatroya başladığı yıllardan söz eden Gül, “Elimde bir mirasım vardı o da dilimdi. Bunu geride kalanlara aktarmalıydım. Arkadaşım Yılmazcan Şare’nin Kirmackî üzerine bir projesi vardı ve bana oyuncu olma teklifinde bulundu. Çekinerek başladığım tiyatro hayatına kısa sürede alıştım. Bu sayede dilimi çok iyi bir şekilde konuşacağım bir platforma sahip oldum” şeklinde ifadelerde bulundu. Oyuncu kimliğiyle zorluk yaşamadığını belirten Gül, şöyle devam etti: “Sahnede oynadığım Dêrsimli kadın rollerinin hepsi ailemden kişiler. Sahnede bazen annemi bazen de ninemi oynuyorum. Fakat en önemlisi kendimi oynuyorum. Ben kültürümün ve dilimin yok olmaması için bu işi yapıyorum ve bu yüzden sahnede sıkça oynadığım yaşlı kadın aslında benim birkaç yıl sonraki halimdir.” 


‘Dilimizi heba ediyoruz’
“Gençlerin anadillerini anlayıp fakat konuşmamaları bahanesi beni çok üzüyor” diyen Gül, mevcut şartlarda Kirmackî’nin UNESCO raporunun belirlediği 30 yıldan daha önce yok olacağına işaret etti. Gül, anadilini konuşamayan insanların sıkça bahane ürettiklerine dikkat çekerek, “Ben 30 yıl boyunca memleketimden ayrı ve yalnız yaşadım. Fakat dilimi yine de konuştum. Çünkü anadilimle yazılmış kitapları okuyordum. Anadilimin yok olmaya yüz tutmuş akıntısında bir yerlere sıkıca tutunup dilimi kurtarmaya çalıştım” dedi. Dil asimilasyonuna dikkat çeken Gül, “Bizim dilimizde baba yok, bawo var. Anne yok, daye var. Ekmek yok, non var. Güzelim dilimize farklı kelimeleri koyarak heba ediyoruz” şeklinde konuştu.

Ruhumla oynuyorum

Tarihten bu yana Kürtlere Türkçe konuşulmasının dayatıldığını dile getiren Gül, “Okullarda tehdit edile edile zorla Türkçe konuşmaya zorlandık. Kürtçe konuşmaktan utandık ve korktuk. Önceleri anadilini konuşamayanlara bir nebze hak veriyorum fakat artık eskisi gibi değil. Bazı haklarımızı geri aldık. Artık sokakta rahatlıkla dilimizi konuşabiliyoruz. Ben bunu yapıyorum. İnatla çabalıyorum, artık rüyalarımı bile Kirmackî görmeye başladım. Sahneye çıktığımda avazım çıktığı kadar kendi dilimde haykırıyorum. Ruhumla oynamak beni rahatlatıyor” ifadesinde bulundu.  Hayatta her zaman zorlukların üzerine gidilmesi gerektiğinin altını çizen Gül, “Bu tiyatroyu kurduğumuzda hiç paramız yoktu. Şimdi de yok. Fakat inat ettik. Bir kişi de kalsak, sahneye çıkacağız ve anadilimizi her yere yayacağız” dedi.

Yaşlılar kültürümüzü korudu

“Benim tek derdim dilim, politika yapmayı istemiyorum ama barışın gelmesini çok istiyorum” sözleriyle konuşmasını sürdüren Gül, devamla şu konulara dikkat çekti: “30 yıldır çocuklarımız ölüyor dağdakiler çocuklarımız  askerler de çocuklarımız, gençlerimiz ölmesin. Ülkede genç kalmadı. Başbakanın 3 çocuk söylemi de bu yüzden çünkü gençlerimiz kalmadı, ölüyor. Artık Dêrsimliler ne istediğini biliyor, onlar barışı istiyor. Yaşlılarımıza gıptayla bakıyorum çünkü acılara rağmen dilini ve kültürünü inkar etmedi ve bize devretmek için bir çok zorluğa göğüs gerdi. Şimdi sıra bizde, bu borcu çocuklarımıza dilimizi öğreterek ödeyebiliriz.”

Aileler Türk kültürünü öğretmekten vazgeçmeli

Gül konuşmasına şöyle devam etti: “Sahnede sürekli söylediğim gibi, Zazaki üzerine ne bir kurs, ne de okul var. Ailelerin en büyük görevi oturup çocuklarına dil öğretmektir. Aileler Türk kültürünü çocuklarına aşılamaktan vazgeçsin. Türk kültüründe katliam var, asimilasyon var. Çizgi filmler ve televizyon programları asimilasyon araçlardır, buna dikkat etmeliyiz. Bunca Alevi, Ermeni, Süryani, Kürt kanallarımız varken Türkçe yayın yapmadıklarından dolayı halkımız bu kanalları izlemiyor. Bu ciddi bir tehlikenin işaretidir. Aileler, çocukların bilinçaltına anadili aşılamalı. Çocuklar hayal güçlerini kendi dilleriyle zorlamalı, kendi dilleriyle oyunlar oynamalı. Ancak bu şekilde atalarımızın katliamlara rağmen bize miras bırakmak istediği bu tılsımın gerçek mirasçıları olabiliriz” sözleriyle konuşmasına son verdi.

Aileler dili öğretmekten korktuAilelerle beraber çocukların da anadillerini konuşmak istemediklerine değinen tiyatro ekibinin ışık ve ses sorumlusu Seda Doğan, “Dêrsim gibi bir yerde bile anadil konuşulmuyor. Festivalde oyunu sahnelediğimiz bir sırada küçük bir çocuk sahneye tırmanmaya çalışıyordu ve babasına, ‘Baba bunlar neden köy dili konuşuyor’ dedi. Aslında o çocuk bizim gerçekliğimizin en büyük örneğidir. Anadilimiz, artık köy dili diye biliniyor” dedi. Kendisinin de Kürtçe bilmediğini belirten Seda, “Aileler büyük şehre göç etti ve bu şehirlerde dilimizi bize öğretmekten korktu. Hatırlarım annem ve babam daha iyi Türkçe konuşabileyim ve dışarda dışlanmayayım diye benimle anadilimle konuşmadılar. Yanlış yaptılar. Keşke kendi dilimi bilseydim. Bu bana yeterdi” şeklinde konuştu.



RUKEN ÇELİK-ZEHRA DOÐAN/JINHA/DÊRSIM