Türk basını tamamen 1990’ların basını haline gelmiştir. Bazı gazete ve televizyonlar ise 1990’larda Ertürk Yöndem ve Güntaç Aktan’ın TRT’de yayınlanan Anadolu’dan Görünüm programına dönüşmüştür. Anadolu’dan Görünüm daha çok gerilla ve PKK ile ilgili yayın yapardı. Şimdi demokratik siyaset ve aydınlara kadar uzanan çirkin bir psikolojik savaş sürdürülmektedir. İbrahim Tatlıses’in PKK tarafından vurdurulduğu iddiasını ileri süren bir basının nasıl psikolojik savaş aracı olduğu anlaşılır. Her türlü yalan ve kara çalma bu basın tarafından “böyle söyleniyor ya da iddia ediliyor” denilerek rahatlıkla yapılmaktadır.
AKP yandaşı basın ile merkez basın Başbakan’ın toplantısından sonra tümü benzer hale gelmiştir. AKP hükümet imkanlarını kullanarak hepsine diz çöktürmüştür. Şu anda diz çökmeyen sadece alternatif özgür basın kalmıştır. AKP’nin politikalarına karşı çıkmayan basının yaşama şansı kalmamıştır. Şimdiki basın patronları aynı zamanda başka büyük işler yapmaktadırlar. Hükümete uygun yayın yapmazlarsa iş yaptıkları diğer alanlarda çökertilme tehdidiyle karşılaşıyorlar. Aydın Doğan’ın üzerinde vergi yoluyla nasıl bir baskı kurulduğu biliniyor. Sadece vergi alanında değil, başka alanlarda da tehdit edilince teslim olmayan basın patronu kalmamıştır.
Yandaş basının ideolojik karakteri olduğundan tam bir psikolojik savaş merkezi gibi çalışıyor. Bu nedenle Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı çok planlı ve kapsamlı bir saldırı yürütüyor. Özellikle fethullahçı basın gazetecilik ve habercilik yapmıyor; hedef aldığı Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı ideolojik ve siyasi saldırı yürütüyor. MİT de her türlü materyali bu kanal ve gazetelere vererek Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt demokratik hareketine karşı saldırtıyor.
Zaman, Bugün, Akit, Sabah, Star ve Yeni Şafak gibi gazeteler tam olarak bozacının şahidi şıracıymış gibi çalışıyor. Akit yazıyor, Samanyolu alıntı yapıyor. Bugün yazıyor, diğer televizyonlar alıntı yapıyor. Onlar için gerçekler değil, Kürt Özgürlük Hareketi’ni karalama esastır. AKP hükümet olmanın imkanlarıyla birçok gazete ve televizyonu yandaşlarına vererek bunları psikolojik savaş aracı olarak kullanmaktadır. Zaten devlet olanaklarıyla ayakta kalmaktadırlar.
Anadolu’dan Görünüm eskiden haftada tek bir programdı; şimdi ise tüm televizyon ve gazeteler Anadolu’dan Görünüm konseptiyle çalışıyor. Eskiden daha çok itirafçılar konuşturulurdu,  şimdi ise ekonomik ve siyasi imkanlarla itirafçılar gibi kullanılan kesimler var. Bunların kimine Kürt aydını, kimine de Kürt siyasetçisi yaftası takılıyor. Kemal Burkay Kürt aydını ve siyasetçisi olarak yansıtılıyor. Hatta elindeki tüm örgütsel ve siyasi imkanları dağıttığı halde Kürt liderli olarak tanıtılıyor. Yine Galip Ensarioğlu ve Mehmet Metiner gibileri de itirafçılar gibi televizyon televizyon dolaştırılıyor.
Eskiden Türk devleti genel olarak aşiretler, ağalar, beyler üzerinden kendine işbirlikçi arardı. Ancak Özgürlük Mücadelesi toplumsallaştığı için aşirete ve toplumsal bir tabana dayanan kesimler yurtseverleşti ve devletten uzaklaştılar. Şimdi işbirlikçiliği daha çok kapitalizmin geliştiği ortamda burjuva olarak tanımlanan kesimden devşiriyorlar. Galip Ensarioğlu bunlardandır. Ekonomik imkanlarını geliştirmek için Kürt Özgürlük Hareketi’ne saldırmayı görev bilmiştir. Herhalde saldırdıkça işleri daha tıkırında yürüyor. Bu nedenle bir zamanlar Anadolu’dan Görünüm programının itirafçıları gibi televizyon bülbülü haline gelmiş.
Bu gönüllü itirafçı kendisi gibilerin çoğalması için gayret gösteriyor. Böylece kendini meşrulaştırmaya çalışıyor. O kadar ahlaksız ki, her konuştuğunda Kürt Özgürlük Hareketi’nin ve demokratik siyaset alanının düşüncelerini ve tutumlarını çarpıtıyor. Devletin Kürt politikasını uygulayan AKP teşhir oldukça AKP’nin bu gerçeğini örtmek için kırk takla atıyor.  Bu zat, AKP politikalarının kimi demokrat liberaller tarafından eleştirildiğini gördükçe kendi yüzünün teşhir olacağından korkuyor. Bu nedenle AKP’nin politikalarını haklı kılmak için yalan ve demagojiyi kullanmada kendine sınır tanımıyor. AKP’nin Kürt sorunundaki çözümsüzlüğünü utanmazca Kürt Özgürlük Hareketi ve demokratik siyasetin üzerine atmaya çalışıyor.
Demokratik siyasete yaşam hakkı tanımıyor, ama bu tür işbirlikçiler el üstünde tutuluyor. BDP’liler televizyona çıkartılmıyor, ama Anadolu’dan Görünüm programlarının yeni versiyonlarında bu gibiler her gün arz-ı endam ediyor. Taşların bağlanıp köpeklerin salınması gibi Kürt Özgürlük Hareketi’ne küfür ediyorlar. Biri konuşuyor pası diğerine veriyor. Diğeri konuşuyor pası diğerine veriyor. Sonra da her biri konuşmasının sonunu bir yalan ve iftirayla bağlıyor.
İnkarcı ve iftiracı Kürtler yanında bazı yandaş profesörler de bu Anadolu’dan Görünüm programların terör uzmanları olarak konuşturuluyor. Bunların birçoğunun polis akademilerinde eğitim verenler olması da “Anadolu’dan Görünüm” televizyonlarının hangi konseptle yayın yaptığını açıklıyor.
Şimdi Mehmet Özcan diye bir profesör çıkmış. Yandaş basın ve yazarlar KCK operasyonlarını meşrulaştırmak için tez üzerine tez üretirlerken, bu profesör ise ne kadar akıllı olduğunu göstermek için matematikle, istatistikle konuşuyor. Tutuklananlar Kürt nüfusunun çok azıymış! Bu nedenle bu tutuklamaların Kürtlere karşı olduğunun söylenmesi doğru değilmiş!  Utanmazlık ve pişkinlik olunca, Kürtler küçük görülünce bu tür tezler de rahatlıkla ileri sürülüyor. Dünyada nüfus oranına göre siyasi tutuklamanın en fazla olduğu ülke Türkiye’dir. Kürtler nüfuslarına göre cezaevi yatma rekoru kırmışlardır. Hem de bu rekor bugün açık ara Kürtlerin elindedir. Bunu uluslararası kurumlar da söylüyor.
Faşist ülkelerde toplum önderlerini tutuklarlar. 1990’lı yıllarda topluma öncülük yapanlar faili meçhullerle katledilmiştir. Şimdi de AKP hükümeti toplumdaki tüm bilinçli ve yol göstericilik yapan insanların tümünü tutukluyor. Milletvekili dışında seçilmişlerin çoğunluğu tutuklu. Bir toplumun siyasi önderlerine bu kadar saldırı varsa o toplumun siyasi iradesine saldırı vardır; irade kırma saldırısı vardır. Türkiye Yunanistan’da bir toplum önderi baskı altına alındığında bunu Türklere yönelik saldırı olarak görüyor. Veya Bulgaristan’da birkaç Türk siyasetçisine baskı yapıldığında kıyamet koparıyor. Şimdi Güney Kürdistan’da siyasetçi iki Türkmen’e dokunulsa Türkiye kıyamet koparır. Ama belediye başkanları, milletvekilleri, il başkanları, belediye meclis üyeleri tutuklanıyor, bunun sayısı dört bine yakın oluyor. Buna rağmen Mehmet Özcan Kürtlere ve Demokratik Kürt siyasetine yönelik bir tutum yok diyor.
Aslında böyle bir örnekleme faşizmin ta kendisidir.  Bu kadar demokratik siyasetçinin tutuklamasının emrini veren bir hükümet faşisttir. Faşizm, muhaliflerine takındığı tutumla tanımlanır. En temel muhalefet gücü Kürtlere böyle yaklaşılıyorsa orada demokrasiden değil, faşizmden söz edilir. Dünün beyaz Türkçü faşizmi yerini yeşil Türkçü faşizme bırakmıştır. Kürtler direnmeseydi AKP’nin yüzü açığa çıkmayacaktı. Faşist ve antidemokratik karakterini demokrasi gibi gösterecekti. Ancak Kürtler direnince AKP’nin tüm maskeleri düşmüş, demokrasiye tahammül edemeyen bir karakteri olduğu anlaşılmıştır.
AKP hükümetinin zihniyeti, politikaları ve uygulamaları 20.yüzyılda direnişleri bastıran faşist güçlerle aynıdır. Muhalefeti ve halkın taleplerini dikkate alan değil, ezmeyi hedefleyen bir hükümet vardır. AKP eski devlet politikalarını devralmıştır. Beyaz Türkçü faşizm devlet politikalarını yürütemez hale gelince bu politikaları yürütme gücü yeşil Türkçü faşizme verilmiştir.