
Kim bilirdi bu kutsal toprakların intikamının böyle tarihi bir geceye denk geleceğini? Kendini 1 Haziran gününe bırakan 31 Mayıs gecesi hesap sordu bu kutsal topraklar. Zalimlerin bu kutsal topraklara ayak basması öyle kolay olmayacaktı. Bin yılların işgaline, talanına boyun eğmemiş, hep başı dik Katolar’ını aşmak öyle kolay değildi. İskender’i dize getiren ve geçemediği için lanetli olarak tanımladığı Katolar idi burası. Zulmedene göre lanetlidir buralar, oysaki lanetli olan Katolar değildir. Katolar kendini savunurcasına lanetler zalimleri. İskender’den ders çıkartmayanlar, ‘Çanakkale geçilmez’ diye avaz avaz bağıranlar, Katolar geçilir sandı. Oysaki bu asırlık bir yanılgıydı. Kato geçilir mi hiç, öylece üzerinize yağar Kato’nun laneti. Bu dağlar hak edeni basar bağrına ve yanıltmaz asla çocuklarını...
Bu topraklarda zulüm eden herkesin sonu her gün daha çok gün yüzüne çıkıyor. Bu tarih hiç bir katliamı, zulmü atlamaz hepsini tek tek kaydeder hafızasına. Şimdi herkes şapkasını önüne koysun ve düşünsün. Halklara yapılan bunca zulüm, zalimin yanına kar kalır mı?
Kato, yamaçlarında yaşanan onca zulme tanık oldu. Diri diri yakılan gençleri, bağrına taş basan anaları, göz yaşlarını içine akıtan babaları gördü. Cenazesi günlerce yerde kalan Taybet Ana’nın, bedeni annesi tarafında günlerce buzdolabında tutulan Cemile’nin ahı vardı.
Tüm bunlar yetmiyormuş gibi Müslüman diye geçinen bir ülkede Ramazan ayında en büyük zulme maruz kalan susuz, elektriksiz, kendi topraklarında evsiz bırakılan Sur halkının yaşadıkları gözler önündeydi. Kürt halkına yaşatılan vahşet ve zulüm saymakla bitmiyor ki, hangisini sayayım? İnsanlığın unutulduğu bu ülkede kim duyar ki insanlığın çığlığını? İnsanlığa dair güzelliğin, değerlerin yaratıldığı topraklarda değer adına bir şey bırakılmıyor, her geçen gün daha da büyük bir nefretle insanlığa saldırılıyor.
Tam da bunlar yaşanırken bir helikopter kazası haberi yayılıyor. Ve helikopterin yüksek gerilim hattına takıldığı bu yüzden de düştüğü belirtiliyor. Oysaki yüksek gerilim hattına değil, Kürdistanlı anaların, çocukların beddualarına takıldılar. Katledilen, yok sayılan, bedenleri parçalanan insanların ahına takıldılar.
Yani Kürdistan özgürlük gerillalarının intikam ağına takıldılar. Çünkü onlar, halkın kendileri için her gün dillendirdikleri duaları da, düşman için ettikleri bedduaları da duyuyor ve bu halkın intikamı için savaşıyorlardı. Katolar’ın laneti, gerillanın intikam gücü ile birleşip böylesi muhteşem bir darbe vuruyordu zulmedene.
Önceki gün “tüm inlere girdik, alanı denetime aldık” diyen soysuzlar gerilla güçleri tarafından gelişen her eylemi, bilim ve teknolojinin en çok geliştiği 21. yüzyılda “tekniki arıza, kaza” diye geçiştirmeye çalışıyor. Çalışıyor da kim inanır? Yalanlarına kendileri bile inanmıyor ama yine de bunda ısrar ediyorlar. Kırk yıldır savaştığı PKK’nin bitmeyeceğini hala da idrak edememişler. Bitmedi, bitmeyecek. Yaşanan savaş, mücadele, direniş bunu gösteriyor. Özgür dağlarda yaşanan savaşı bir savaşan Kürdistan’ın yiğit gençleri bir de insanlığa beşiklik etmiş bu topraklar bilir, görür, yaşar. Bir tümgeneral, iki albay, iki binbaşı, bir yarbay, üç yüzbaşı, bir üsteğmen, iki astsubay, iki uzman çavuş. Tanımaz bu dağlar rütbeleri. İnsanı tanır, yiğidi tanır. Yani birkaç yıldız gerektirmez omuzlarda. En yüce rütbe de bu değil midir, yiğitlik, fedakârlık ve cesur yürekler… İşte bu yiğitler ‘bire on’ diyenlere ve ölüm çığırtkanlığı yapanlara, katliamları koordine edenlere en güzel cevabı veriyorlar.
Ve biliyoruz ki analarımız, gençlerimiz, çocuklarımız, dağlarımız dün olduğu gibi bugün de hesap sormaya devam edecek...