Üç uyum, üç delikanlı, üç renk. İsviçre’nin Bern kentinde başlayıp Fransa’nın Strasbourg kentinde sona erecek 250 kilometrelik bir yol, yürüyüş öyküsüdür onların ki. 

Yürüyüşün ilk gününde yüz metrelik engelli bir parkurun ezeli rakipleri gibi atbaşı birbirlerini takip ettiler. İlk bir-iki gün bu tatlı rakebet, fark edilmemiş olunsa da üçüncü gün kendisini iyiden iyiye hissettirdi. Üçlünün sürekli önde yürümesi, yürüyüş boyunca bir kere bile ‘of’ çekmemeleri, birinin tatlı bir gülüşü ile diğerini geçmesi, üç adım geride kalanın kaşlarını çatarak adımlarını sıklaştırması, özellikle Şenge Ana’nın rakiplerini geçerken hakem düdüğü çalması, bu tatlı rakabetin en’li anlarıydı diyebilirim. 

Onlar, kendilerini arkada takip edenlere aldırış etmeden hedeflerine kilitlenirken, geride kalanlar ise eklem ağrılarının derin sohbetine dalıyorlardı. Verilen kısa molalarda bile bir birbirlerini kaş, göz altında denetliyorlar: “Acaba hangisi önce dinlenmek için oturacak?”

Neden siz önde hızıl yürüyorsunuz şeklindeki sorumuz karşısında Şenga Ana bir çırpıda ruh halini ortaya koyuyor. 

“Vallahi ben kimseyi kendime rakip görmüyorum ama aynı zamanda herkes rakibim.”

Sultan Ana ise nefesini kontrol ederek karşılık veriyor: “Bizimki rakiplik değil, biz yan yana gelince kendimizi genç hissediyik.” 

Rabia Ana ise durgun, mağrur ve bir o kadar da sakin. Verdiği cevapla rekabeti, kısa bir ateşkesle sonuçlandırıyor: “Hele Başkan Apo olmasaydı, birbir adım bile atamazdık.”

Yürüyüş boyunca hemen hemen tüm yürüyüşçülerden eklem ağrılarından şikayetleri, havanın soğukluğunu, yemek molasının ne zaman verileceğine yönelik söylemleri çok duydum. Ama, üç ana, üç tatlı rakip, üç renkten hiçbir şikayet duymadım. 

İlginç olan, yürüyüş boyunca birbirlerini kortejin en önünde bir adım ileri, bir adım geri takip eden bu üçlü, molalarda, yemek sofralarında ve geceyi geçirmek için gittikleri misafir evlerinde hiç ayrılmamaya özen gösteriyorlar. Bu tablo, tatlı bir rakabetinde ötesinde, güçlü bir sevgiyi de gösteriyor. 

Yolların kahramanları olur mu bilmiyorum ama şunu net olarak biliyorum: Tutulan yol aşk, sevda, umut ve kavga yolu ise yollar kahramanlarını doğurur. 

Takipcisi olduğum bu yürüyüşün 115’i kadın toplam 150 kahramanı, takip ettikleri üç ana ile birlikte hedeflerine doğru ilerliyor. 

Daha önce, yine böyle dondurucu bir havada takip ettiğim Cenevre-Strasbourg yürüyüşünün kahramanları da yine kadınlardı. 


ALİ ONGAN/BERNWIHR