
On yılı aşkın AKP Hükümeti iktidarda. İki seçmenden birinin oyunu almış bir hükümet var. Ne acıdır ki, çoğunluğuna güvenerek toplumu istediği gibi şekillendirmeye çalışıyor. Osmanlı’dan kendisine miras kalan genler defreşiyor. Bu nedenle Osmanlılaşmaya çabalıyor.
Oy çoğunluğunu ele geçirmiş. Yıllardır zarar gördüğü askeri vesayeti yıkmış ve denetimi altına almış. Milli Güvenlik Kurulu toplantılarında, Genelkurmay Başkanın sandalyesinin değişen yeri ve alınan kararlarında “dini faaliyetlerden dolayı... Şu kadar personelin ihraç edildiği” ibaresinin bulunmadığından durum zaten anlaşılıyor.
Demokrasi ile yönetilen ülkelerde olmayan askeri vesayetin kalkmasında bizlerde memnunuz. Evrensel demokrasi kurallarını özümsemiş ülkelerde, ülke yönetilirken, ülkede kurum, kuruluş ve hatta yönetim birimleri var. Görevlerini yaparlarken, eksik veya yanlış yapabilirler. İşte burada hükümetin başı devreye girer. Halkların yararına olması için, inisiyatifini kullanır.
Türkiye’de bir başbakan var. Çıkardığı milletvekili sayısına güvenerek, diyor ki: “Ben ne istiyorsam onu yaparım, hiç kimse mani olamaz.” Eleştiri yapan vatandaşa, tahammül etmiyor, “ananı al da git” diyor. Bir gün anasını alıp meydanlara çıkacağını hesaba katmıyor.
Yazı yazan yazar, haber yapan gazeteciyi cezaevine yolluyor. Muhalif il ve ilçe yöneticilerini ve toplu olarak taziye giden sıradaki vatandaşı teröristtir diye tutuklattırıyor. Padişahlarda gördüğümüz bir davranış, ağzından çıkan herhangi bir sözü, eleştirisiz yerine getirilmesini istiyor.
Başbakan diyor ki: “Ben buna karar verdim. Yapılacak. Yapacağız.” Başbakan matamatiksel olarak düşünüyor. “Çoğunluk bende. Her istediğimi yaparım” diyor.
Atalarımızdan ders almamış. Atalarımız: “El mı yaman, bey mi yaman?” der ve cevabını yapıştırır “El yaman” der. Başbakanın bilmediği burasıdır.
Halk, yasaklarla ve keyfi uygulamalarla patlama noktasına getirilmiş. Sürekli halkların hassasiyeti kaşımış: a) Alevileri yok saymış. Alevi katilin ismini, Alevilerin vergilerinden oluşacak parayla yapılacak bir köprüye veriyor. b) On binlerce Kürdü sebebsiz cezaevlerine doldurmuş. Kürt sorununu çözeceğim diyor ve halkı oyalıyor. c) Yaptığı yasalarda dini kuralları referans gösteriyor. d) Kendi görüşünün hoş görmediği bir özgürlüğü başkasına vermek istemiyor. e) Benim gibi düşüneceksiniz. Her dediğime itirazsız boyun eğeceksiniz diyor.
Bunlara tahammül edemeyen halklar sokağa döküldü. Bunları kim ve kimler örgütledi? Herkes bir adres gösterecektir. Kendi açılarından haklı da olabilirler. Olayları herkes kendi gözlükleriyle görür de ondan. Bundan gücenecek bir yan da göremiyorum.
Bize sorarsanız: bunu örgütleyen Başbakanın diktatör tutumu ve uygulamalarıyla halkları patlama noktasına getirmesidir.
Tüm halkların ve hatta fertlerin bir kalemden çıkmasına, aynı şeyi düşlemesi ve her şeye boyun eğmesi tabiatın kuralına uymaz. Bu nedenle halkımız der ki: “İnsan kısım kısım, yer damar damar”.
Herkes başbakanın düşündüğü gibi düşünmez ve başbakanın yapmak istediği her şeye boyun eğmez. Tahammül sınırları aşınca böyle patlar.
Bu eylemde: Türk, Kürt, Çerkez, Ermeni,... ve sağcı, solcu, dinli, dinsiz... yoktu. Tek kelimeyle halklar vardı. Asgari müşterek olan: insan olanın kabul edemeyeceği antidemokratik uygulamaya ve diktatörlüğe karşı çıkmaydı. Halkın bağrından çıkan deyim bir kez daha ispatlandı: Bey değil, halklar yaman. Halklar kazandı şimdilik...
Son olarak derim ki: farklılıklarımızı muhafaza ederek, ülkenin evrensel demokrasiye kavuşması için bu halklar birlikteliğinin devamını diliyorum. Tüm halkların önünde sayğı ile eğiliyorum ve ellerini öpüyorum!!!
elbistanliali@fsmail.de