Ancak son üç yıl içerisinde ABD'nin hem enerji sarfiyatı hem de üretiminde yaşanan köklü değişimler sözkonusu varsayımı ve dolayısıyla da ABD’nin dünyanın 'infial' merkezi Ortadoğu’yla olan ilişkisini etkilemeye başlamış durumda. Söylemlerini değişen koşullara adapte edemeyen bölge politikacıları ve gazeteciler eski kalıpları tekrarlayadursunlar, ben ezber bozmaktan korkmayanları yeni bir döneme davet etmek ve bu yeni dönemin sebeplerini ve muhtemel sonuçlarını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Nedir bu son üç senede yaşanan önemli değişimler?


1- ABD 'shale' enerji üretimindeki artışla 2014 yılı itibariyle sessiz sedasız dünyanın bir numaralı doğal gaz ve petrol üreticisi haline geldi. Shale gaz, kayalar altına sıkışmış doğal gaz ve petrolün kimyasallarla takviye edilmiş basınçlı su ile açığa çıkarılmasıyla üretiliyor. Shale kaynakları, klasik petrol ve doğal gaz yataklarından farklı bölgelerde bulunuyor ve tamamen yeni bir kapasiteyi temsil ediyor.

2- ABD dünyada shale kaynakları olan tek ülke değil ancak girişimci sermayesi, tecrübeli iş gücü, güvenlikli oluşu, dağıtım altyapısı ve özendirici yasaları başka hiçbir ülkede olmayan bir uyum içinde bir araya gelmiş durumda. Bu sayede rekabetçi avantajını uzun bir dönem muhafaza edebilecek.

3- Shale yataklarının Güney Afrika, Arjantin ve Doğu Avrupa ülkeleri gibi petrol piyasasından etkili olmayan ülkelerde de bulunması ABD'ye orta vadede enerji ithalatı yaptığı iş ortaklarını çeşitlendirmek açısından büyük bir avantaj sağlıyor.

4- ABD, 40 yıldır yürürlükte bulunan ve ham Amerikan petrollerinin ihracatını yasaklayan kanunu geçtiğimiz Haziran ayında yapılan bir düzenlemeyle gevşetmeye başladı ve böylece ABD’nin dünya rekabetinin parçası, bir petrol ihracatçısı olmasının önü açılmaya başlandı.

5- ABD'nin 2005 yılında zirve yapan ham petrol tüketimi son 10 yıldır çok daha aşağı bir seviyede seyrediyor. Çin, Brezilya vb. gibi ülkelerden farklı olarak artık ABD'nin petrol ihtiyacında ciddi bir artış beklenmiyor.

Dolayısıyla, on yıllardır Ortadoğu'daki her türlü ekonomik-politik gelişmenin analizine temel teşkil eden "ABD'nin Ortadoğu petrollerine bağımlılığı" verili olmaktan çıkmış durumda.

Peki bu yeni durumun etkileri ne olacak?


İlk etkileri enerji pazarında görülmeye başlandı. Nijerya ve Venezuela gibi küçük çaplı ve işleme maliyeti yüksek (ham) petrol üreticileri ABD'yi müşteri olarak kaybetmiş durumda. Kasım ayında tetiklenen petrol fiyatlarındaki büyük düşüşün arkasından sebeplerden biri ABD pazarını kaybettikten sonra Asya'da müşteri avına çıkan ufak üreticilerin önünü Suudi Arabistan'ın kesmek istemesiydi.
Bir diğer önemli değişiklik ABD’nin Ortadoğu’ya yönelik ittifakları ve müdahale motivasyonunda yaşanıyor. Yeni dönemin anahatları halihazırda belirmeye başlamış durumda.

Örnek mi?

1- ABD Afganistan, Irak ve Suriye’de (ve hatta Libya, Yemen ve Pakistan’ı da katabiliriz) deklare ettiği hedefleri açısından çok ihtiyaç olmasına rağmen kara savaşına asker yollamamakta ısrarlı.
2- Tarihsel müttefikleri olan petrol üreticisi Sünni monarşiler ve İsrail'in tüm tepkisine rağmen İran'la dolaylı bir ilişki yürütüyor.
3- Türkiye ve İsrail ile ilişkileri tarihinde hiç olmadığı kadar kötü.
4- Suriye'de Esad, Mısır'da hem Müslüman Kardeşler hem ardından gelen Sisi yönetimleri konusunda ‘duyarsız’. Hem de Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye’nin muhtelif zamanlardaki baskılarına rağmen.
5- Hem Libya hem de IŞİD'e müdahaleleri azami düzeyde kontrollü ve spesifik hedeflere yönelik.

Bütün bunları Bush döneminin yarattığı savaş yorgunluğu veya Demokratların dış politikasına bağlayan değerlendirmeler eksik olur. Yukarıda özetlediğim enerji sektöründeki değişiklikler, yeni politikaları önümüzdeki uzun bir dönem için kalıcılaştıracak boyutta. Yani Obama’dan sonra savaşkan bir Cumhuriyetçinin başa gelmesi bile durumu değiştirmeyecek.
Özet olarak ABD’nin Ortadoğu’daki aktivizmi tarihsel müttefiklerinin aksi yöndeki baskılarına rağmen azalmaya devam edecek ve yeni ittifaklar şekillenecek.

BARIŞ ŞARER / New York'ta yaşayan yazar, aynı zamanda vivaHiba haber sitesinin de kurucu ortağıdır.