PKK yasağının 20'inci yıldönümü dolayısıyla Kasım 2013'de 15 bin kişi Berlin'de sokaklara dökülmüştü.
Bu şimdiye kadarki en büyük yürüyüştü. Onbinlerce Kürt'ün ifade özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğü gibi demokratik hakların ihlal edilmesine karşı bu yürüyüş gerçekleşmişti. 
Çoğunluğu Kürtlerden oluşan yürüyüşçülerin yanı sıra Türkiyeli ve Alman solcular, faşizm karşıtı gruplar, barış ve vatandaşlık haklarının tanınmış temsilcileri bu yürüyüşte PKK yasağının kaldırılması talebini yenilemişlerdi.
Uzun yıllardan sonra Kürtler taleplerinde artık yalnız değillerdi.
Ancak Brandenburg Tor Meydanı'nda gerçekleşen barışcıl yürüyüş basında kısa haberlere konu oldu. Sol Parti temsilcileri dışında diğer partilerin temsilcileri, Kürtler ve örgütleri ile bir araya gelmemiştir.
Bir yıldan sonra rüzgar hissedilir bir biçimde döndü. Bunun nedeni PKK gerillasının Şengal'den onbinlerce Êzîdî ve diğer etnik-dini grupların üyelerini katil çetesi DAİŞ'in elinden kurtarmasıydı.
Yıllardır 'terörist' olarak damgalananlar ve siyah listeye konulanlar, şimdi basında kahraman ve teröristlerin cihadına karşı direnen son imkan olarak kutlanıyorlardı.
İnatçı bir direniş ile silahlanmış bine yakın erkek ve kadınlar ağır silahlanmış DAİŞ birliklerine karşı Kobanê kentinin işgalini engellemiş, iki yıldan fazla süren YPG/YPJ'nin Kürt Özerk Bölgesi olan Rojava'da cihatçılara karşı çatışmalarrı bir anda basının ve kamuoyunun gündemine oturmuştu.
Demokratik, farklı etnik, dini gruplar ve cinsler arası eşitlik temelinde kurulan Rojava Özerk Yönetimi ise Suriye'deki iç savaşta barbarlık içinde bir umut ışığı gibi hissediliyordu.

Medyada değişim

Türkiye'deki henüz daha hükümet tarafından görünen reform adımları atılmamış barış süreci 2 yıla yakın bir zamanda, iki taraflı bir ateşkese yol açmıştı. Bu da PKK'nin fotoğrafına değişik yönden bakılmasına yol açmıştır. 
Böylece Türk hükümeti tutuklu olan ve önceden 'terörist başı' ilan edilmiş olan PKK Önderi Abdullah Öcalan'ı müzakere ortağı ve Kürt tarafının temsilcisi olarak kabul etmişti. PKK yasağı 20 yıldan fazla bir süre sonra nihayet siyasette ve basında yeni bir rüzgarın esmesine yol açtı. TAZ gazetesi "PKK Almanya'nın bir parçasıdır" başlığını atmıştı. TAZ gazetesi sol cepheden PKK yasağını kaldırılmasını talep ederek Kürtlere destek verdi. Berliner Tagesspiegel PKK yasağının kaldırılmasını talep etti. Der Spiegel dergisi ise PKK gerillaları ile ilgili ayırıntılı bir dosya ile "onları, cihatçı teröristlere karşı savaşanlar" olarak nitelemişti. Yeşillerin ve SPD'nin önde gelen siyasetçileri PKK'ye karşı yeni bir tutumdan bahsetti.
CSU siyasetçileri dahi Birlik Fraksiyonu Başkan Yardımcısı Volker Kauder gibi DAİŞ'e karşı PKK'ye silah yardımını düşünmüşlerdi. Fakat bunu yaparken elbette PKK yasağının kaldırılması ve AB'nin 'terör örgütleri listesi'nden çıkartılmasını bir ön şart olarak görmüşlerdi. Sol Parti'nin ise son yıllarda 'terör destekleyicisi' olarak köşeye sıkıştırılmaktan korkması ve bundan dolayı parti içinde çok sayıda kavganın yaşandığı bir dönem ardından PKK yasağına karşı federal bir kampanyaya karar vermişti. Sol Parti Federal Milletvekili Nicole Gohlke'nin DAİŞ terörüne karşı Münih'deki bir mitingte PKK bayrağını sallaması üzerine Kasım ayında Federal Meclis'teki dokunulmasızlığı kaldırılmıştı. Sol Parti'nin 12 milletvekillerine karşı PKK bayrağını açık göstermekten dolayı soruşturma açılmıştı. Sol Parti daha sonra fraksiyon olarak PKK'nin faaliyet yasağının kaldırılması ve PKK'nin AB terör örgütü listesinden çıkarılması için önerge vermişti. Bu önergenin 26 Şubat günü Federal Parlamento'da tartışılması bekleniyor.

Zamanın ruhuna aykırı
"Türk devleti ile süren barış müzakerelerini gözönünde bulundurarak ve PKK ve ona yakın olan milis güçlerinin Irak ve Suriye'de DAİŞ'e karşı savaştaki öncü rolü değerlendirildiğinde" PKK'nin AB tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılması "Zamanın ruhuna ve reel siyasete uygun ve yapıcı değil. Aynı zamanda 1993 yılında Federal İçişleri Bakanlığı tarafından ilan edilen yasak tartışma konusudur.
Türkiye'de ve Ortadoğu'daki siyasi değişimler, PKK'nin ve ona yakın olan Almanya'daki kurumların yeniden değerlendirilmesini  zorunlu kılmaktadır.

Hükümetin belirsiz argümanları

Fakat hükümet sıralarından PKK'yi ve kardeş örgütlerini, Ortadoğu'da en azından teröre karşı savaşan pragmatik bir ortak olarak yükselen bir kabul olsa da, bu düşünce değişimi henüz Alman iç makamlarına ulaşmamıştır.
Tam tersi, Ekim 2014'te Federal İçişleri Meclis toplantısına sunulan Federal İçişleri Bakanlığı'nın raporunda PKK yasağının 'Tehdide karşı savunmada vazgeçilmez bir regulativ (düzenleyici/ayarlayıcı)' olduğu yazılmıştır.
Resmi makamlar kanıt olarak DAİŞ'in Kobanê'ye karşı saldırılarına ilişkin, çoğunluğu olaysız geçen yaklaşık 450 yürüyüş gösterilmektedir.
Bu yürüyüşler, şunu gösteriyor: PKK, 50 bin olarak tahmin edilen kendisine bağlı Kürt'ü kontrol altında tutuyor.
İçişleri Bakanlığı'nın mantığına göre bu potansiyelin olaysız olmayan gösteriler için de harekete geçirilebileceğidir.
İçişleri Bakanlığı, 1996 yılından bu yana PKK'nin Avrupa'da şiddet kullanımı reddetmesini sadece bir taktik olarak görüyor.
Soru üzerine ise PKK'nin resmi dairelere yönelik şiddet içermeyen işgal eylemlerini kanıt olarak gösteriyor. 
Bild Online gazetesi bile Aralık 2014'de Kobanê üzerine bir foto röportaj yayınlayarak bu kenti "Dünyanın en cesur kenti" olarak sunması rağmen Federal Hükümet tahminen hala Kürt savaşçılarını 'terörist' olarak görmektedir.
Kobanê'de savaşan Halk Savunma Birlikleri (YPG), Demokratik Birlik Partisi'nin (PYD) bir kolu, PYD de PKK'nin Suriye'deki bir şubesi olarak görülüyor. PKK ise yurtdışı bir 'terör örgütü'ymüş!
Bu argüman zinciri içinde Federal Hükümet gerçekleri gözardı ederek YPG'nin Rojava Kanton Yönetimi'ne bağlı olduğunu, içinde PYD'lilerin yanı sıra farklı partilere sempati duyanların da bulunduğunu görmezden geliyor.
Federal İçişleri Bakanlığı, PKK'nin Suriye'ye gittikçe daha başarılı savaşçı göndermesinden yakınıyor. Makamların görüşüne göre DAİŞ'e karşı savaşan Kürt savaşçıların 'tehlike potansiyeli' cihatçı Suriyelilerden farklı değilmiş!

NATO ortaklığı

Tüm ısrarlı sorulara rağmen Alman Hükümeti, ülke için bu tehlike potansiyelini izah edemiyor.
Ocak 2014'te sunulan bir soru önergesine verilen cevapta Federal Hükümet sözde 'iyi' ve 'kötü' terörist ayrımı yapma tutumundan vazgeçmiyor. Ve şöyle diyor: "Terör savaşçılarının silah ve patlayıcı maddeler üzerinden eğitim almaları, tehlike potansiyelini her örnekte karşılaştırıcı düzeydedir. Bu tür savaşçıların aralarındaki tek fark motivasyon ve hedefleridir."
Öte taraftan Federal Hükümet şunu da kabul ediyor: Hükümet, PKK'nin Almanya'da silahlı saldırıları veya Alman hedeflerine herhangi bir saldırısından endişeli değildir. Fakat NATO ortağı olan Türkiye'ye karşı saldırı tutumunda herhangi bir değişiklik yoktur. Türkiye ve diğer ülkelere yönelik toprak bütünlüğüne saldırıları devam ediyor.

Hükümetin tutarsızlığı

Federal Hükümetin, devletler konusunda bilinçli olarak çoğulcu konuşması, Suriye'deki yaşananlarda PKK gündeminin ön planda olduğunu göstermektedir. Bu da Rojava'da yerel yönetimin oluşumunu kabul etmeme tutumunu gösteriyor.
Bir yandan Suriye'deki tek demokratik oluşum olan yerel yönetimleri kabullenmeme, diğer yandan da demokratik bir Suriye için koalisyonda yer alma durumu, Federal Hükümet'i teşhir eden bir ironidir.
Son 20 yılda Federal Hükümet'in sunumlarına göre, 100'ün üzerinde PKK kadrosu -çoğunluğu hapis cezalarına- mahkum edilmiştir. Bu kişilerin yurtdışında bir 'terör örgütü'ne üye oldukları ve Kürdistan'da gerilla eylemleri düzenledikleri iddia ediliyor. Fakat sözkonusu kişiler hiçbir zaman bu eylemlere katılmamışlardır. Son 10 yılda bile PKK bağlantılı 4 bin 500 ceza davası görülmüştür. Çoğu dava, PKK yasağına karşı gelmeden -Bayrak gösterme, slogan atma gibi- açılıyor.  
PKK yasağı nedeniyle Almanya'da yaşayan 800 bin Kürt nüfusunun onbinlercesinin ifade, basın-yayın ve örgütlenme özgürlüğü gibi temel hakları ihlal ediliyor.
Medya tarafından beslenen 'Kürt terörü' fotoğrafı nedeniyle çok sayıda Kürt özel ve iş hayatında ayrımcılığa uğruyor.

Kürtler kriminalize ediliyor

Almanya'da büyüyen Kürt gençlerine, vatandaşlık hakkı tanınmıyor. Çünkü, bu gençler yasal olan yürüyüşlere katılıyor ve PKK'ye yakın olduğu ileri sürülen kültür derneklerinde çalışıyorlar. Kendimizi kandırmayalım. Federal Meclis'e bir kere önerge sunmak ile PKK yasağı devrilmez. Hatta, Federal Hükümet, dışarıda PKK'ye yönelik tutumunu değiştirse de İçişleri Bakanlığı bünyesindeki sertlik yanlıları PKK yasağının kaldırılmasını engelleyecekler. Çünkü 80'li yıllardan bu yana Kürt avında bulunan ve bunu mükemmelleştiren nesiller, Ortadoğu'daki yeni gerçeklere rağmen dar görüşlülüklerini sürdürecektir. Buna ek olarak Türkiye tarafından da hükümete baskı uygulanmaktadır çünkü; Abdullah Öcalan ile dialoga geçilmesine rağmen, "Almanya'da Kürt tarafı güçlenmesin" diye yasağın zayıflatılmasına Ankara'nın tutum alacağı bellidir.

Kapı aralandı

Tam tersi bir argüman da geliştirebiliriz. Sol Parti bunu önergesinde de yapıyor. Yasağın kaldırılması Türk devleti üzerinde baskıyı arttırıp, tıkanan barış sürecine katkı sunabileceği gibi, reformları da beraberinde getirip, barış sürecini seçim oyunundan çıkaracaktır.

PKK yasağının kaldırılmasının yolu engebelidir. Parlamento dışı baskı da gerektiriyor. Ancak, konunun kamuoyunda tartışılmasına kapı aralanmıştır. Bunun iyi değerlendirilmesi, anti demokratik yöntemleri aşmak gerekiyor. 


ULLA JELPKE / Almanya Sol Parti Federal Milletvekili ve Sol Parti'nin İç Politika Sözcüsü.


Çeviren: Nihal Bayram/Mahmud Seven