Yasalar ne diyor?
Her şeyden önce hem evrensel yasalar bakımından hem de Irak Anayasası bakımından ele alındığında Federal Kürdistan Bölgesi’nin Bağdat’ın onayı olmadan ne Türkiye ne de başka bir devlete petrol satması mümkün görünmüyor. Çünkü Irak Anayasası’nın 109’uncu maddesinde de açıkça, “Irak’ta bulunan petrol ve doğal gaz, çeşitli bölge ve vilayetlerde yaşayan bütün Irak halkının malıdır” denilmektedir. Mevcut yataklardan petrol ve doğal gaz çıkartılmasının koşullarıysa 110’uncu maddede, “Federal Hükümet, mevcut yataklardan petrol ve doğal gaz çıkartılmasını bölge hükümetleri ve vilayetlerle eş güdüm yaparak sağlar” diye izah edilmektedir. Bağdat yönetimi de bundan dolayı Hewlêr’in yaptığının anayasaya aykırı olduğunu iddia ediyor. Bağdat’ın bu tutumuna karşı Hewlêr ise Bağdat ile yapılan ikili anlaşmalarda petrol satabileceklerine dair ek maddelerin bulunduğunu iddia ediyor.
Hewlêr bağımsız davranıyor
Tabi sadece Irak Anayasası değil, evrensel yasalarda da federal bir devletin içinde yer alan federe yapıların hiçbirinin merkezi yönetimin onayı olmadan ülkenin doğal kaynaklarını satma hakkı yoktur. Böylesi bir hak ancak konfederal devlet yapılarında mümkündür. Ama Irak federal bir cumhuriyet. Fakat Federal Kürdistan Bölgesi hiçbir zaman federe bir yapı şeklinde hareket etmedi. Yarı bağımsız, yarı federal bir şekilde hareket etti ki, bu yaklaşımı daha çok konfederal devlet yapılanmasına benzemektedir. Çünkü federal devlet yapılarının hiçbirinde federe yapıların kendine ait ordu birlikleri bulunmaz. Ama Güney Kürdistan’ın peşmerge gücü adı altında silahlı bir gücü de var ki, bunu Hewlêr her ne kadar asayiş güçleri diye tanımlasa da örgütlenme ve mevzilenme tarzıyla tam bir düzenli orduyu andırmaktır. Petrol boru hattı ve Güney Kürdistan petrolünün çıkarılması için yabancı şirketlerle anlaşma imzalamasında da görülen tutum, Hewlêr’in daha çok konfederal bir devlet gibi hareket ettiğini gösteriyor.
Maliki hükümeti kaygı veriyor
Ama Kürtlerin bu tutumunun Bağdat yönetiminin yaklaşımlarından bağımsız geliştiği düşünülemez. Çünkü Bağdat ile Hewlêr arasında petrolden kaynaklı yaşanan gerginlikte Maliki hükümeti, tüm petrol yataklarının işletilmesinin kontrolünün devlet şirketi olan SOMO’ya verilmesini dayatıyor. Irak yasaları da bunu söylüyor. Ama hem Sünni Araplar hem de Kürtler Maliki hükümetini devlet mekanizmasını kendine (Şialara) mal etmek ve Irak’ta yüzde 51-54 civarında olan Şia çoğunluğun azınlığa tahakkümünü kurmaya çalışmakla eleştiriyorlar. Bundan dolayı da Şia iktidarına karşı çok fazla güven duymuyorlar. Çünkü Maliki hükümeti de bir taraftan Sünni bölgelerde hergün askeri operasyonlar yapıp Sünni siyasetçileri tutuklayarak; diğer taraftan da Kürtlerin üzerine Dicle operayon gücünü göndererek var olan kaygı ve eleştirileri daha fazla derinleştiriyor. Üstelik Ortadoğu siyasetindeki kamplaşmada Maliki’nin Irak’ı İran’ın öncülük ettiği Şia cephesine yaklaştırma çabası Irak’ta Şiaları memnun etse de ne Kürtleri ne de Sünnileri memnun etmemektedir. Irak’ta güven krizinin derinleşmesine neden olan bu durum doğalında Kürtler ve Sünniler başta olmak üzere diğer etnik ve inanç guruplarını kendini savunabilmek için farklı ilişki ve arayışlara girmek zorunda bırakıyor.
IŞİD’in saldırıları tesadüf mü?
Irak’ta petrol krizinin yanı sıra bir de Enbar olayları var. Enbar’da üst üste patlak veren olayların her iki seferde de Bağdat-Hewlêr ve Türkiye arasında petrolden kaynaklı krizlerin yaşandığı döneme denk gelmesi dikkat çekici. Zaten Irak Başbakanı Nuri Maliki de böylesi bir denk gelmeye işaret ederek birçok sefer Türkiye’yi Irak’ın iç işlerine karışmakla suçlamıştı. Bu iki krizin örtüşmesinin dikkat çeken yanı Irak ile Hewlêr ve Türkiye arasında petrolden kaynaklı ne zaman bir kriz yaşansa her seferinde aynı dönemde Enbar’da da Sünnilerin başkaldırısının gündeme gelmesidir. Bu durum Enbar’daki son olaylar döneminde de böyle oldu, Aralık 2012 döneminde de böyle olmuştu. Her iki dönemde de Bağdat-Hewlêr-Ankara üçgeninde petrolden kaynaklı bir gerginlik yaşanırken, Enbar’da El Kaide bağlantılı Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) saldırılarını arttırmış, Sünni aşiretler de ayaklanmıştı.
Türkiye’nin gerginlikteki rolü
İşte bu noktada da Sünni aşiretlerin geçtiğimiz aylarda İstanbul’daki toplantısı ve Tükiye’nin Suriye üzerinden IŞİD’le artık gizlenemez bir noktaya gelen ilişkisi dikkat çekiyor. Güney Kürdistan petrollerinden kaynaklı olarak Bağdat ile gerginlik yaşayan Türkiye’nin böylesi bir dönemde IŞİD ve Sünni aşiret liderleriyle bu kadar sıkı ilişkiler içinde olması tabi ki kuşku uyandırıyor. Tüm bunlar gösteriyor ki, Bağdat ile Hewlêr arasında son günlerde tırmanan sorunlar sadece Irak bütçesinin nasıl paylaşılacağına ilişkin değil. Sorunun esası Güney Kürdistan yönetiminin Bağdat’a rağmen Türkiye ve daha başka uluslararası güçlerle ilişkilerden ve Bağdat’ın da devleti Şia mezhebine mal etmeye çalışmaktan vazgeçip vazgeçmeyeceğiyle bağlantılıdır. Tabi İran ve Türkiye’nin de Irak’taki olaylarda ve gerginliklerde oynadıkları rollerini de unutmamak lazım. Bunun da Federal Kürdistan Başbakanı Neçirvan Barzani ile Irak Başbakanı Nuri Maliki arasında yapılan tek bir görüşmeyle giderilebilmesi pek mümkün görünmüyor.
NİHAT KAYA
analiz: Barzani-Maliki görüşmesi Irak’ta sorunları çözecek mi?