Venezuela’da ise Maduro orduyu da devreye sokarak  iktidarını sürdürüyor. Muhalefetse başta  zaten sınırlı olan üretimi sabote etmek dahil her tür istikrarsızlığı körüklüyor. En son Maduro iktidarını bir referanduma zorlamak için imza toplama uğraşındalar. Fakat bu girişimin de geri tepeceği şimdiden açık. Her iki ülkede de yakın zamanda siyasal istikrarın sağlanma olasılığı gözükmüyor. Giderek tarafların siyasal iktidarı elde etmek/korumak için şiddete başvurma ihtimalleri güçlü.


Solun açmazları

Solumsu hükümetler Güney ülkelerinin bir çoğunda son on beş yıldır iktidarda oldular. İktidara geldikleri ülkelerde (özel olarak Brezilya ve Venezuela’yı ele alacak olursak) yoksulluk, eşitsizlik, işsizlik, yaygın toplumsal şiddet, yolsuzluk ortak sorunlar olarak varlardı. Brezilya’dan farklı olarak Venezuela’da tek ürün petrole dayalı bir ekonominin varlığı ise en önemli sorunlardan biriydi.

Bu sorunlar sol iktidarlar döneminde çözülebildi mi? Buna kısmen yanıtı verilebilir. En azından her iki ülkede de zenginliklerden yararlanan sosyal taban genişledi. Fakat diğer sorunlar önemli ölçüde çözülmedi, hatta sosyal şiddet arttı.

Bugün gelinen durumda yaşananlara darbe, emperyalistlerin oyunu vb demek (her ne kadar bu ifadelerin gerçek karşılıkları olsa da) bu solumsu iktidarlara mazeret üretmenin ötesinde bir anlamı olmaz. Bu tarz mağdur edebiyatına sarılanlar özetle "ABD’ye emperyalistlik yapmayın, ülke oligarşilerine iktidarınızı terkedin" demekten başka bir şey gevelememektedirler.

Ellerindeki iktidar olanaklarını mülkiyet ilişkilerini değiştirme (1) ve bunun paralelinde doğrudan demokrasiyi yeşertmeye dönük kullanmak yerine; neo-liberal yağma politikalarına boyun eğen bir tarzı yeğlemek, bugünki gelinen sürecin asıl hazırlayıcısıdır. Özetle solumsu iktidarlar onları iktidara taşıyan toplumsal hareketlerin, halkın umutlarını önemli ölçüde çarçur etmişlerdir.


Toplumsal hareketler

Mevcut gelişmeler, sol adına yeniden bir değişim dönüşüm olacaksa bu işi, geçmiş sürecin kapsamlı bir muhasebesini yapabilecek, bu sefer geçmişten farklı olarak gerçekten de halkı iktidara taşıyabilecek süreçleri önüne koyan toplumsal hareketlere bu görevi yüklüyor.

Muhasebeden kasıt özellikle solumsu iktidarların sosyal yardım vb. girişimleriyle maniple ettiği (başta Topraksızlar Hareketi-MST gibi) sürece dair özeleştirel bir yaklaşımı kapsamalı. Bu yönde arayışlar olduğu görülüyor. Önemli bir mücadele geçmiş ve deneyimine sahip Güney Amerika’nın toplumsal hareketlerinin (başta Topraksızlar ve Patronsuzlar gibi gruplar olmak üzere) kendi bağımsız hatlarında, yeni bir dünyayı, öz yönetim deneylerini geliştirerek sergilemeleri, toplumsal iktidarı kurmaları, sadece kendileri için değil bütün dünya için ön açıcı olacaktır. 

Bir de bu duruma ek olarak gerek dünyada gerekse Güney Amerika’da sol hareketlerin kendi ülkelerine sıkışan yaklaşımları terkedip, en azından kıtanın bütününde insiyatif almanın yollarını aramaları şart.


Not: Son zamanlarda Arjantin ve ABD arasında askeri işbirliği anlaşmasının gündeme gelmek üzere olduğu basına yansıyor. Bu gelişme 90’lı yıllarda zorunlu askerliğin kaldırılması ve daha sonra Kirchnerler döneminde darbecilik nedeniyle yargılanan ve iyice etkisizleştirilen ordunun yeniden etkin bir güç olarak sahneye dönüşü anlamına gelecektir. "Güçlendirilmesi hedeflenen ordunun düşmanı nerede" diye soracak olursanız yanıt açık, sokaktaki halk muhalefeti. Arjantin halkı bu gelişmeye olumsuz bakıyor. Çünkü ABD ve orduyu ülkede gerçekleşen özellikle 1976 darbesinde, 30 bin kişinin katledilmesi, işkenceler ve sürgünlerden sorumlu görüyor. Bu durum aynı zamanda bu ülkede geçmişle hesaplaşma adına her ne kazanım elde edilmişse bunları da geri almaya aday bir sürecin başlangıcı olabilir.


(1) Arjantin örneğine baktığımızda bu durum daha rahat anlaşılabilir. Temel üretim sektörü olan tarımda ekilebilir toprakların büyük çoğunluğu ülkedeki sınırlı sayıdaki ailenin elinde. Bu durum değiştirilmediği sürece siyasal iktidarda bir saatten sonra kimin olduğunun bir öneminin olmadığı, zengin azınlığın elindeki olanakları kullanarak şöyle ya da böyle toplumsal hayatın yönlendirmenin bir yolunu bulacağı görülebilir. Nitekim öyle de oldu.



Aykan SEVER