
Bir ay önce söylediklerinden sadece pişman olur hale gelmekle kalmayıp, ne olduğunu da anlayamaz hale geldiler. Oysa oyun basit ve anlaşılması da o kadar zor değildir. Bir sene önce yazıp, Özgür Gündem'de yayınlanan bir makalemde El Kaide'yi ele almış ve onu uluslararası finans kapital şirketlerinin paravan örgütü olarak tanımlarken, aynı zaman da emperyalist sistemin dünyada müdahele etmek istediği yere müdahale zeminin oluşturma ve olgunlaştırma gücü olarak da ifade etmiştim.
Bu doğruydu. Zaten Afganistan ve bazı Afrika ülkelerindeki birçok uygulamalarıyla bu örgütün iyice deşifre olmasıyla ABD ve ortakları tarafından revize edilip, IŞİD olarak yeniden piyasaya sürüldüler. Amaç Kuzey Afrika'dan başlayıp Batı Asya ülkelerine doğru bir domino hareketini gerçekleştirip uzun vadeli düşündükleri planını hayata geçirmekti. Ancak ciddiyetini ve gücünü hesaplayamadıkları yeni çağdaş özgür Kürt hareketinin Rojava'da kendi sistemini savunması ve Esad'ın ise güvenli bölgelere çekilip savunma stratejisini akıllıca uygulaması bu planın tökezlenmesine yol açtı. IŞİD'in devreye sokulması bu aşılmaz kaleyi yıkmak ve fethetmek amacıyla oluşturuldu. Tabii burada emperyalist sistemin böl parçala yöntemiyle bu örgütü bölge dengelerinin kompleks yapısına uygun dizayn edip, bir çok hedef ve amaçta kullanmak istediler. Bunun içinde anlaşılır ve hassas olan mezhep olgusu üzerinde bina ettiler. Bu bir vasıtaydı ve bu vasıta ile birkaç işi birlikte yapmaya çalıştılar. Birincisi; Kürt hareketini kırmak, ikincisi; sistemin uygulanmasında yaşanan tıkanıklıkları aşma aracı olarak kullanmaktı. Öyle de yaptılar. Kürt hareketine karşı hala da kullanıyorlar. Maliki şahsında tıkanan süreci bunlarla terbiye edilip aştırdılar. PKK'siz bölgede bu sisteminin uygulanamayacağını anlayıp yanaşmaya çalışıyorlar. Dolayısıyla bir süreye kadar artık böylesi bir vasıtaya büyük babalar tarafından ihtiyaç duyulmayacak. Ama bölgedeki bu büyük babaların prenslerinin bunu henüz sineye çekecek kıvama gelmedikleri ortadadır. O yüzden de bu prensler ve emirler her fırsatta işi yokuşa vermeye çalışıyor. Esasen üzerinde durmaya çalıştığım konu da bu bölgesel prenslerin tutum ve duruşlarıdır.
Kürt gücü ve ittifak sorunu
Sürecin genel gidişatı hakkında peş peşe analizler yapmak pek sağlıklı olmuyor. İzleyip, olayların olgunlaşmasını beklemek en doğru tutum görünüyor. Çünkü her şey değişkendir. Bugün olup bitenler yarın başka türlü sonuç verebiliyor. O yüzden ben kademeli ve pratikte bazı şeyler belli bir aşama kaydettikten sonra değerlendirme yapmayı daha doğru buluyorum.
Son zamanlarda Güney'de yaşanan savaş nedeniyle Kürtler arasında fiili bir ittifak ve dayanışma sağlandı. Ancak bu sadece fiiliyattadır. Buradaki güçler hala resmen bir ittifaka yanaşmamaktadırlar. Çok masumane ve meşru görünen, ancak Kürt ulusal çıkarları bakımından son derece anlamsız olan bahaneleri, PKK'nin egemen güçlerin terör listesinde hala yer alıyor olmasıdır. Tabii bunun pek geçerli ve haklı bir payı yok. Mesele başka. Ortadoğu'da artık PKK'siz bir sistemin kurulamayacağı, onsuz uygulanan bütün reçetelerin ağrı kesici işlevinden başka bir tedavisi olamayacağının ABD ve AB ülkeleri tarafında yavaş yavaş anlaşılmaya başlandığı bu günlerde, anti PKK'li geçinen yerel bölge güçleri tedirgin olmaya başladılar. Özellikle Türkiye ve Güney güçlerinden en büyük parti PDK cenahında bu telaşı rahatlıkla görebiliyoruz.
Bundan dolayıdır ki, oluşmaya müsait olan bu yeni dengeye, Türkiye'den müdahale gelmeye başladı. Zaten sınır ötesi bölgede bu müdahaleyi var gücüyle sürdürüyordu. Yani savaşı kiralık arazide yürütüyordu. Ama bunun tek başına yetemeyeceğini, işi daha aceleye getirilip, ülke içlerinde geliştireceği çeşitli saldırı ve provokasyanlarla PKK'yi tekrar savaş alanına çekip, uluslararası güçlere "Bakın işte, hiç de tahmin ve düşündüğünüz gibi değil" deyip, gelişmekte olan bu istikameti saptırmak istiyor. Bir yandan çözüm sürecinin yeni evreye gireceğinden sözederken, diğer yandan da provokatif çabalarını kapsamlı operasyon ve saldırılarla üst düzeye çıkarmaya çalışıyor.
PKK sürece stratejik bakıyor
Bölgedeki Kürt güçlerine gelince; PKK'yi ve HPG'yi biraz kendileri için geçici ve tehlikeyi atlatana kadar bir yol omuzdaşlığı olarak görüyorlar. Oysa çok iyi biliyoruz ki PKK ve askeri gücü HPG, bu sürece daha stratejik bakıyor ve bütün hamlelerini buna göre yapıyorlar. Olması gereken de budur.
PKK'nin bu süreçte burada daha aktif ve stratejik itifakı taçlandıracak hamleyi başarıyla sonuçlandırması için, cephede askeri gücünün daha fazla olmasına ihtiyaç vardır. Eğer cephede PKK'nin askeri gücü onbini aşarsa o zaman sözünü ettiğim yerel güçler bu durum karşısında yanlış ve kaçamak davranışlara yeltenmeyecektir. Sahada HPG'nin peşmergeye nazaran on kat daha aktif, saldırı performansı ve kabiliyeti daha yüksek ve sonuç alıcı olduğu herkesçe bilinen bir gerçekliktir. Ama caydırıcı ve kabullendirici olmak için bu tek başına yeterli değil. Sahada sayısal gücün maksimum düzeyde olması da gereklidir.
Öte taraftan iç diyalogu güven verici bir şekilde sürdürmek gerekir. PKK bunu yapıyor ancak, yerel güçler özellikle hükümet olan güçler küçük ve dar çıkarları için korkak ve çekingen davranıyorlar. Kürt halkı olarak, bu çıkarların halkı ifade etmediğini, holdingleşerek uluslararası kartellerle ortaklaşma ve bu alanlarda ekonomik ilişkileri uluslararası alana taşıyıp, kendi dar, ailevi ve elit kesimin çıkarlarını güvenceye alma peşinde olduklarını biliyoruz. O yüzden diyoruz ki, bunlar bizim çıkarlarımızı ifade etmiyor. Bunları bir kenara bırakmanız gerekiyor.
Önünüzde tarihi bir süreç ve fırsat vardır. Bunu Kürtleri yüzyıllara taşıyacak bir anlaşma, birlik ve bütünleşme akdiyle taçlandırmanız gerekiyor. Kürtlerin tümünün bu zatlardan beklediği budur. Bunun aksi başarısızlık ve daha fazla acıdır. O çok çekindikleri terör listesi böylesi bir anlaşma ile anlamsızlaşacak ve aşılması da daha kolay olacaktır. Bunu bahane edip, birliğe gelmemek aslında listede kalmayı sürdürecektir. Böylesi bir sonuca hizmet etmenin de Kürtler nezdinde ne anlama geldiği biliniyor. Eğer bu söylediğim noktalara yerel gücler dikkat ederse, bu Eylül sonuna doğru PKK terör listesinden çıkarılabilir ve uluslararası alanda silah bulma noktasında hiç zorlanılmayacak bir duruma gelinebilir. İşte müzakerenin eli de böyle daha güçlü hale gelecektir. Bunun herkesin bilmesi gerekir.
HASAN HARAN/HEWLÊR