
Hemen her pazartesi akşamı, gündem toplantılarını benim dükkanda yapıyorlardı.
Bahman Ghobadi’nin “Yarım Ay” filminin gösterimini bu sayede sağladım...
İçlerindeki bir felsefe öğretmeni Sosyalist Parti’nin belediye başkan adayı idi ve kazanacağına cidden inanıyordu. Ona kazanma ihtimalinin sıfır olduğunu söyledim, biraz bozuldu, izah ettim:
‘Herşeyden önce burası hep sağın kazandığı bir yer. Onu da geç, sizin iktidarınızda kriz patladı ve herkes sizin Zapatero’yu (Sosyalist Başbakan ama aynı zamanda ayakkabıcı anlamına geliyor) suçluyor, sonradan üzülmek istemiyorsan, adaylığını ciddiye alsan bile kazanma ihtimalini ciddiye alma...’
Herhalde yabancı bir gözün daha objektif analiz edeceğini, edebileceğini hiç hesaba katmadı ki, şu anda hala iktidarda olan sağcı ve hırsız Rajoy seçimleri kazanınca ve kendisi de kasabada kaybedince, ona daha önce hiçbir şey dememişim gibi, ilk karşılaşmamızda ‘Bu bir hezimet, bu bir hezimet!’ demeye başladı...
İspanya ve Türkiye’nin devlet sisteminin de, toplumunun da benzerlikleri üzerinde yazı dizileri yazacak kadar çok fazla ama benzemeyen önemli bir nokta var, o da şu:
İspanyollar belki de, iç savaşın ağır dramının yarattığı etkiyle, kutsallarını fazla ciddiye almıyorlar...
Bü yüzden de gelişmeye daha açık bir toplum...
Podemos hareketinin böyle kısa bir sürede, sistemi korkutacak kadar güçlenmesinin temel etmenlerinden biri de bu...
Ama burada tutuculuk yok, herkes çok memnun bu durumdan gibi bir rüya da mevcut değil...
Hala İspanya toplumu neden İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Hitler ve Mussolini’nin gittiğine ve Franco’nun kaldığına dair sorduğu sorunun cevabını bulmuş değil... İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra İspanya demokrasiye geçse, ABD, Latin Amerika ile ilgili planlarını o kadar kolay gerçekleştirebilir miydi mesela?..
Bu ayrı bir konu...
Diktatörlüklerden demokrasiye geçiş yapıldığında, hele bu süreç tamamıyla diktatörün inisiyatifi, kontrölü altında yapılıyorsa, bir hesaplaşmanın olmaması, diktatörlük zamanında çalanların, zenginleşenlerin es geçilmesi, görmezden gelinmesi normal, ama aynı şekilde çalmalarının sürmesine göz yumulması normal değil...
Burada o yapıldı işte...
Pacto de Olvido... (Unutma sözleşmesi...)
Hırsızlığa, talana devam anlaşması aslında...
Sistem politik olarak demokrasiye geçti ama ekonomik olarak mafya veya memur, bürokrat (Tanıdık geliyor mu?) sistemi olarak kaldı...
Şöyle basit bir örnek vereyim:
İspanya’nın hangi şehrinden hangi şehrine giderseniz, tek otobüs firması vardır. Memleket bir kaç firma arasında resmen paylaşılmıştır. Öyle bir paylaşılmıştır ki, bir firma bir şehirde yolcu indirebilir, çünkü geldiği yere diğer firma gidemiyor, ama oradan yolcu alamıyor, çünkü oradan gittiği yere kadar, başkasına aittir. Siyasette de ekonomide de rekabet, hizmeti ve kaliteyi arttırır.
Zira rakip baskısı kalmayınca, rehavet ve keyfiyet başlar. Bu yüzden İspanya’da otobüsler eski ve kirli, biletler de pahalıdır.
İşte bu kokuşmuş sistemin yol açtığı derin krizden PODEMOS (Yapabiliriz) çıktı. Önceki belediye seçimlerinde soldan Podemos ciddi çıkış yapınca, sağ da kendi çıkışını aramaya başladı ve çok kısa bir sürede, onlar da Ciudadanos (Yurttaşlar) hareketini çıkardı.
Gerçi Ciudadanos’un arkasında ciddi sermaye desteği olduğu, Podemos’u frenlemeye dönük zenginlerin balans ayarı olduğu da söyleniyor. Sağ ama hırsızlığa bulaşmamış, temiz el filan...
Bu seçimde kimse aradığını tam olarak bulamamış olsa da, seçimin asıl galipleri birinci ve ikinci partiler değil, üçüncü ve dördüncu partiler oldu. Hatta asıl galip Podemos oldu, çünkü ona dönük ağır yıpratma propagandası karşısında gerileme başlamış, anketlerde dördüncü parti olarak görülmeye başlamıştı.
Tabii adaletsiz seçim sistemi yüzünden sadece iki milletvekili çıkaran Birleşik Sol’un bir milyon oy almasını da es geçmemek lazım.
Peki şimdi ne olacak?
Koalisyonsuz olmaz...
Koalisyon olabilecek mi?
Çok çok uzak ihtimal...
Parlamento çoğunluğu olmadan kimse hükümet kurmak istemiyor. Sağ ve sol o kadar eşit ki, çoğunluğu da kuramazlar. Ciudadanos, Rajoy’u desteklemeyeceğini deklare etti, zaten anlaşsa da ikisi tek başına yapamaz. Gizleyecek defoları fazla olan sosyalist eski Başbakan Felipe Gonzales, işler kontrolden çıkmasın, onlara dönük bir soruşturma ihtimali belirmesin diye, Sosyalist Parti içindeki adamları vasıtası ile sosyalistlerin Rajoy ile anlaşmasını sağlamaya çalışıyor ama partinin çoğunluğu buna kesinlikle karşı.
Yani bu da çok çok zor.
Geriye kalıyor Sosyalist Parti, Podemos ve Birleşik Sol’un yanlarına bağımsızlıkçı bir iki Katalan, Bask partisini alıp koalisyon kurması ki, bu da imkansız gibi...
Her şeyden önce bağımsızlık yanlılarına bağımsızlık için reform sözünü vermeleri gerekir.
Zor...
Sonuç olarak yüzde doksandokuz bu baharda İspanya’da erken veya yeni moda tabirle ‘tekrar seçim’ var.
Rahmi BATUR / Madrid